28 ŞUBAT’IN HEDEFİ; DEVLETİ SOYMAKTI

RÖPORTAJ: Mustafa BALKAN

 

Konya Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Öztürk’le, 28 Şubat darbesi ve bu darbenin Türkiye ekonomisi ile Anadolu sermayesine verdiği zararı konuştuk.

28 Şubat’ı diğer darbelerden ayıran özelliğinden tutun, Anadolu sermayesine, muhafazakâr iş adamlarının taleplerinden darbelerin ülke ekonomisine verdiği zarara varıncaya kadar önemli konulara değindik. Söyleşinin ilk bölümünde, 28 Şubat darbesinin asıl hedefinin ne, neler, kimler ve hangi kurum ile kurumlar olduğuna dair ip uçlarınının izlerini sürmeye çalıştık. Fişlemeler ile sermaye ve paranın rengine varıncaya kadar nasıl bir psikolojik harp teknikleri ile taktiklerinin Anadolu insanı üzerinde oynanmak istenen oyunun domino taşlarını aralamaya gayret ettik.

 

 

- 28 Şubat 1997 post modern bir darbe olarak ifade ediliyor. “Post-modern” ilk defa kullanılan bir terim. Bu darbenin medya, askeriye, 5’li çete denilen sivil ayağı var. Bunun bir de TÜSİAD diye ifade edilen ekonomik ayağı da var. Sizce, darbeler en çok hangi kesimi vuruyor? Yani darbeler kimi ve kimleri hedef alıyor?

- Herşeyden önce 28 Şubat post-modern miydi? Oradan başlamak lâzım. 28 Şubat postmodern falan değildi, baya baya darbeydi. Sadece biz darbe deyince muhtıra ve darbeyi ayırıyoruz. Darbe deyince 60 ve 80’i kabul ediyoruz. Diğerlerine de işte muhtıra diyoruz. 28 Şubat’a da bir başlık bulduk; post modern darbe. 

Yani 60’la 80’i birbirinden ayıran faktör sadece TBMM’nin lağvedilmemiş olması. Ve askeriyenin Başbakan, Cumhurbaşkanı seviyesinde olaya el koymamış olması. Bunun haricinde darbenin unsurlarının hepsi gerçekleşti 28 Şubat’ta. O yüzden ben postmodern falan demenin bir anlamı olmadığını düşünüyorum. 28 Şubat bir darbedir. Bütün darbelerde askeriye ön planda gözükmekle birlikte mutlaka onu destekleyen sivil unsurlar var. Hatta ben darbelerde, yani özellikle 28 Şubat için şunu çok net ifade edebilirim.. 28 Şubat darbesinde askeriye toplamın içerisinde yüzde 40’lık bir yer işgal ediyorsa, sivil unsurların yüzde 60 oranında yer işgal ettiğini düşünüyorum. Bunun içerisinde medya ayağı var, bizim 5’li çete dediğimiz unsurlar var, partilerin bir kısmı var. Sivil unsurlar ile bazı siyasi partiler, 28 Şubat askeri darbesine hem alkış tutmuşlardır hem de bundan istifade etmişlerdir bazı siyasiler. Eğer 28 Şubat’ta bir kusur ithaf etmek istersek bu kusurda sivil unsurların etkili olduklarını düşünüyorum.

 

ANADOLU İNSANI MAĞDUR OLDU

 

- Peki 28 Şubat darbesi kime karşı yapıldı?

- Her darbe ve muhtıra Türkiye’de bir kesime karşı, aynı zamanda bir fikre, bir düşünceye karşı yapılmıştır.  Onun yanında bazı unsurlarda derdest edilmiştir sadece. 28 Şubat darbesi direkt olarak sermaye anlamında Anadolu sermayesine, fikri anlamda da muhafazakâr camiaya karşı yapılmış bir darbedir. Çok büyük tahribata sebebiyet vermiştir. Hem siyasal anlamda, sosyal anlamda, kültürel anlamda. Ve elbette ki ekonomik anlamda da Türkiye’yi çok büyük sıkıntıya getirmiştir. Bundan da en fazla elbetteki muhafazakâr kesim ile Anadolu insanı mağdur olmuştur.

 

28 ŞUBAT’IN HEDEFİ; DEVLETİ SOYMAKTI...

 

- Bu mağduriyetten dolayı İttifak Holding yönetim kurulu başkanı Seyit Mehmet Buga, bir konferansında diyor ki; eğer darbe Anadolu sermayesine karşı yapılmamış olsaydı Anadolu’daki şirketler 25 kat daha büyüyecekti, diyor. Bir başka tespiti de, darbeyi yapanlar büyük sermaye sahipleriydi diyor. Siz, bu konuyla ilgili neler düşünürsünüz?

- Şimdi, bakın 80 ihtilalini ele aldığımız zaman burada çok ciddi bir iş adamı grubunun darbenin olgunlaşmasında yardımcı olduğunu ve darbeden de çok büyük bir menfaat sahibi olduklarını görüyoruz. 28 Şubat’ta da aynı şekilde olmuştu. Ben o darbe sürecinde MÜSİAD Konya Şubesi başkan yardımcılığı yaptığım için çok daha net bir şekilde bunları biliyorum. Evet, darbe bir kesime ve bir fikre yapılırsa; o fikrin içerisindeki iş adamlarından tutun hepsine birden yapılıyor.  Bu noktada da özellikle muhafazakâr camiadaki iş adamlarına yönelik çok büyük bir durum oluştu.  Anadolu’nun ekonomik gelişmesine çok ciddi bir şekilde ket vuruldu. Ancak burada 28 Şubat sürecinin asıl unsurlarını şurada aramak gerekiyor. Anadolu sermayesi burada ikinci unsurdur. Şimdi gerçekçi olmak lâzım. Evet darbe, Anadolu sermayesine çok büyük zararlar vermiştir. Ama ekonomik anlamda asıl devlete karşı yapılmıştır. Niye? Çünkü o günlere döndüğünüzde Türkiye’deki rakamları göz önüne getirin. Çok büyük bir faiz sarmalı varken, Türkiye faiz batağına doğru giderken Refahyol Hükümeti kuruldu. Bu hükümetle beraber Türkiye’de bir anda faizler aşağıya doğru düşmeye başladı. Türkiye’de özellikle faizle iştigal eden, yani bono alıp devletle iş yapan bazı kesimler, sermaye sahipleri istedikleri gibi at oynatamaz hale geldiler. O yüzden birincil anlamda bu darbe devletin ekonomik yapısına yönelik olarak yapılmıştır. İkincil anlamda da Anadolu’daki muhafazakâr iş adamlarına da bu yönelmiştir. Ama büyük sermaye sahipleri açısından ilk hedef devleti ekonomik anlamda soymaktır diyebiliriz. 

 

- Kamu İktisadi Teşebbüsleri dediğimiz KİT’ler var burada...

KİT’lerin yanında ihaleler var. Değişik özelleştirmeler var. Ondan sonra devlet tahfili meselesi var.. Repo var. Hazine ve Merkez Bankası uygulamaları var. Asıl büyük operasyonlar Ankara’da devlet kurumlarıyla yapılmıştır. Bunun yanında Anadolu sermayesi de elbette çok ciddi bir şekilde mağdur edilmiştir. 28 Şubat süreci Anadolu sermayesini böyle mağdur etmeseydi elbette bugünden çok daha güçlü bir Anadolu sermayesi oluşurdu. Ama eğer 28 Şubat süreci yaşanmamış olsaydı, T.C. Devleti bugün ekonomik olarak çok daha önemli bir yerde ve çok daha büyük bir yerde olurdu.

 

- 28 Şubat sürecinde Türkiye’nin ve Konya’nın ekonomik kayıpları ne kadar?..

- Herkes gibi 28 Şubat 97’ye kitlenirseniz bunu ölçümleyemezsiniz.. Asıl 28 Şubat’ta başlayıp 2002’ye kadar devam eden süreci değerlendireceksiniz. O dönemde 28 Şubat’ı destekleyenlere bankacılık yapma izinleri verildi. Bankalar hortumlandı. Yurtdışına paralar transfer edildi. Merkez Bankası hortumlandı. Çok izafi rakamlardır bunlar belki ama ben Türkiye’nin 28 Şubat sürecinde birkaç yüz milyar dolar kaybettiğini düşünüyorum.

 

- Anadolu sermayesinin kayıpları da söz konusu burda..

- Satın almaların değiştirilmesi var.. Özelleştirmeler var.. Firmaların elindeki önemli büyük işletmeleri bir şekilde zorlamayla elinden alınma var.. Devlet ihaleleri var.. Faiz oranlarında gecelik çok büyük yükseltmeler, düşürmeler var. Bankalar, bankalar aracılığı ile kendi şirketlerini fonlama var.. Yani hepsi var.

 

- Şimdi rakamlarla konuşacak olursak 1997’de hazineden faiz ödemeleri 2,2 katrilyon lira iken, Refahyol Hükümeti’nin devrilmesinin ardından 98’de 6,1 katrilyona, 1999’de 10,7 katrilyona, 2000’e gelindiğinde 20,4 katrilyona ve 2001’de ise 41 katrilyona yükseliyor.

- Burada asıl soyulan Anadolu sermayesi değil. Bakın bir yılda 4 katrilyondan söz ediliyor. Bugün onun ekonomik karşılığı minimum 20-30 katrilyondur. Ekonomik anlamda asıl büyük operasyon orada yapılmıştır.  Anadolu sermayesine domino taşı etkisinin neticesinde vurmuştur. 28 Şubat sürecinin ekonomik anlamdaki asıl büyük operasyonu Ankara’da devlet kurumları eliyle yapılmıştır. Özel sektöre yönelik olanlar inanın onların yanında fazla bir şey değildir.

 

- Ekonominin duayeni Adam Smith, 230 sene önce diyor ki; Ülkede zenginler ve büyük sermaye sahipleri kendi işlerini güven içinde yürütür. (Adeta kendilerine özgü dokunulmaz bir hukuk yaratırlar.) Fakat küçük sermaye sahipleri ve fakirler, askerî ve mülkî yüksek memurlarca, adaleti sağlayacağız bahanesiyle sık sık soyulup yoksul bırakılırlar. Böylece küçük sermayenin gelişip büyümesi engellenir ve böylece büyük sermayedarlar tekellerini güçlendirip çok büyük kârlar elde ederler” diyor.

- Şimdi biz neden demokrasiden çok bahsediyoruz? Neden hukuktan çok bahsediyoruz? Eğer bir ülkede demokrasiyi ve hukuku geliştiremezseniz, az önceki hadise gibi olur. Bir ülkede demokrasi ve hukuk gelişmiş ise bu mümkün olmaz. O zaman ne oluyor? İnsanlar eşit şartlarda yaşıyorlar. Burdaki Anadolu sermayesinin talebi nedir? Kamudan beklediğimiz ekonomik yarışmanın eşit ve adil şartlarda oluşturulması. Siz adil bir yarışı oluşturursunuz. Ben o vakit bu adil yarışta birinci olurum, 11’inci olurum veyahut 111’inci olurum. O zaman bu benim problemim olur. Ama siz bir yarış başlatıp beni iple bağlayıp, diğerini serbest bırakırsanız bu yarış olmuyor. Bizim buradaki Anadolu sermayesi olarak talebimiz; bugün de aynı, dün de, ondan önceki gün de aynı. Bu yarış adil şartlar altında olsun. Adil şartlar altında olabilmesi için demokrasiyi geliştirelim, hukuk devletine geçelim ve hepimiz aynı şekilde yarışalım.  Kabiliyetler,  kapasiteler, elinizdeki sermayeye göre bu yarıştan birinci çıkarsınız, onbirinci çıkarsınız, yüz onbirinci.. Ondan sonra o problem benim problemimdir artık.

 

MUHAFAZAKÂR İŞ ADAMLARINI DA FİŞLEDİLER

 

- Selçuk Bey, bildiğiniz gibi 28 Şubat sürecinde sermaye çeşitli renklere ayrılmıştı. Muhafazakâr kesimin kurmuş olduğu holdinglerin şirketleri tarafından üretilen mumüllere birtakım yasaklamalar falan getirildi. Yani çeşitli meslek kuruluşları fişlendi. Bunlar arasında iş adamları da var mıydı?

- Olmaz olur mu? Elbette vardı. Bilinmeyen ve bilmediğimiz bir şeyde değildi. Müsiad’da o dönem çeşitli kültürel etkinlikler ve faaliyetler yapıyorduk. Bir program yapıyorsunuz, emniyettten bir kamera geliyor ve tek tek herkesi o kamerayla kayda alıyor. Niye kayda alıyor yani.. Ne yapacak? Akşam evde çocuklarıyla mı seyredecek yani bizi? Fişlemek için yani.. Ama bunlar çok şey değil. Bunları paylaşmamızın sebebi bunu bilip ders almak. Hiçbir zaman bizim açımızdan hayatın güllük gülistanlık olmasını beklemedik. O gün de öyle bugün de..

 

BİR NESLİ HARAP ETTİ

 

- 28 Şubat sürecinde kesintisiz 8 yıl gibi yeni bir eğitim modeli ve formülü ortaya attılar. Uygulamaya koydular. Bunlar tabiki çok önemli. Bildiğiniz gibi İmam Hatip Okullarını kapatacağız diye diğer meslek okullarının da içine ettiler!

- Şimdi 28 Şubat sürecinde devleti soydular, toparladık. Anadolu sermayesine fatura kesmeye kalktılar, daha fazla gayret ederek onu da toparladık. Ama 28 Şubat sürecinin eğitime verdiği zararı Türkiye daha toparlayamadı, bir 20-30 sene daha toparlayamaz.

Bir şeyi burada anlatmak stiyorum. Çok önemli çünkü. Dünyada ve Türkiye’de 1995 yılına gititğimizde; meslek okullarının toplam oranlarına bakıyorsunuz.  Türkiye’de meslek okullarına gitme oranı yüzde 65, düz lise oranı ise 35. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde bu oran yüzde 65-70 oranında değişiyor. Yani meslek liselerine gitme oranları yüzde 65-70, diğer liselere devam 30-35 oluyor. Bu dünya ortalamasında kubul edilebilir bir rakam. 28 Şubat sürecinde İmam-Hatip Liseleri’ne zarar verme adı altında öyle bir taarruz yaptılar ki.. Türkiye’de oran bir anda yüzde 30-35 meslek lisesi, yüzde 60-65 düz lise oldu. Şimdi siz, çocuğunuzu yüzde 65-70 düz liseye gönderdiniz.. Liseyi bitirdiğinde yaşı 18-19 olan bu çocuk ne yapıyor? Üniversite imtihanına giriyor, kazanamıyor. Bir daha giriyor ve yine kazanamıyor. Bu arada askere gidiyor, geliyor. Askerden sonra bir üniversite imtihanı daha deniyor. Yaş 26-27’ye kadar geliyor. Hiçbir işi yok, hizmeti yok. Eline tornavida almamış, bir tezgaha geçip bir gömlek bir çorap satmamış lise mezunu bir kitle elimizde kaldı. Buna ben 28 Şubat sürecinin tortusu diyorum. Türkiye’de şu anda çok ciddi bir tortu oluştu. Bu insanların bir mesleği olmadığı gibi bu insanların bir çalışma ahlâkı, çalışma isteği ve arzusu da oluşmadı. Şimdi biz ne yapacağız? Bu insanların bir mesleği olmadığından iş gücü piyasasına da katamıyoruz. Artı, sosyal devlet olma ve inançlarımızın gereği bu insanlara bakmakla mükellefiz. 28 Şubat darbesinin Türkiye’de ekonomiden en büyük zararı eğitimde olmuştur. Çünkü uzun vadelidir.

Merkez Bankası’nı soydular, Türkiye çok çalıştı ve bu açığı 10 senede kapattı. Şimdi Merkez Bankası’nda 80-100 milyar dolar rezerv oluştu. A firmasına zarar verdiyse o afirması çok çalıştı ve aradaki zararı kapattı. Ama eğitimde öyle olmuyor. O çok uzun vadeli bir şey. Yaparken de uzun vadeli yapıyorsunuz, bozarken de uzun vadeli bozuyorsunuz. Şu anda çok uzun vadeli bir şekilde ilk sıkıntı oluştu.

 

- Yani ara eleman sıkıntısı devam ediyor..

- Elbette, devam ediyor. Yani nasıl çözülecek?

 

- Peki çözüm noktası...

- Çözüm noktası bulundu diyelim. Ama bir günde olmuyor ki bu. Tekrar o oran geriye gelecek diye bekleyeceksiniz. O meslek oranı yüzde 60-65’lere tekrar gelecek diye bekleyeceksiniz. Peki kaç sene sonra gelecek? On sene. On sene burdan ve 10 sene de geçmişten. 20 sene boyunca siz bir nesli kaybettiniz. Dünyada ortalama 25-30 sene bir nesil demektir. Bir nesil harap oldu. 28 Şubat darbesi Türkiye’de bir nesli bitirmiştir.

 

- Her darbe zaten bir nesli bitiriyor..

- Tabiki. Ama ekonomik zararlar karşılanabilir, kapatılabilir. Üzülürsünüz, sıkılır, daralır biraz fazla gayret edersiniz. Bunlar geçicidir. Tasarruf yaparsınız, arabanıza az binersiniz, yeni bir ev almaz ve kirada oturabilirsiniz. Böylece ekonomik meseleleri çözebilirsiniz. Ama eğiitm meselesi öyle çözülmüyor.

 

DEVAM EDECEK.

Yorum Yok

Bir yorum yaz
Henüz yorum yok

Yorum yazan ilk kişi olabilirsiniz.

Yorum Yaz

tüm yorumlar