AKSİNNE ESKİDEN BAĞLIK, BAHÇELİKTİ

“Mahalle içinde her zaman yardımlaşma olur, perşembelik geleneği saat gibi işlerdi. Bu perşembelikler sayesinde mahalleli, yardım kuruluşlarına gerek kalmadan, kendi yoksullarını gözetirdi. Zenginlik-yoksulluk ayırımı asla yapılmadığı gibi, övünmek ve gösteriş yapmak son derece yadırganırdı.”

 

 

AKSİNNE Mahallesi TARİHÇESİ

Konya’nın, Meram ilçesine bağlı en eski ve en geniş mahallelerindendir. Mahalle adını, aynı adı taşıyan mezarlıktan almaktadır. “Sin”, eski Türkçede mezar, “sinle” ise mezarlık anlamındadır. Furkandede Caddesi üzerinde, günümüze küçük bir bölümü gelebilen bu mezarlık korumaya alınmıştır.

Yavuz Sultan Selim, Kanunî Sultan Süleyman ve III. Murat dönemi kayıtlarında da adı geçen mahallenin sınırları 2009 yılında yapılan düzenlemeyle Hoca Faruk, Akbaş ve Gemalmaz Mahallelerinin bazı bölümleriyle birleştirilerek genişletilmiştir. Mahalle nüfusu 10 bine yakındır. Aksinne Mahallesi Konya dış kalesi dışında kalan mahallelerdendir. Eski sınırları; Gemalmaz, Külahçı, Emir Halil, Hoca Faruk, Akbaş, Pirebi, Saadet Mahalleleri arasındayken 2009 yılında yapılan yeni düzenleme ile Aksinne Mahallesi sınırları; Çaybaşı, Pirebi, Bahçeli Evler, Öğretmen Evleri ve Saadet Mahalleleri ile sınır oluşturacak şekilde düzenlenmiştir.

13. yüzyıldan kalma Kümbetli Mescid (Parmaklı Mescid), Akçe Gizlemez (Taş Camii), Hacı Faruk Camii, Erbaş Mescidi, Söylemez Baba Türbesi gibi tarihî binaları vardır. Bu tarihi eserler son yıllarda esaslı onarımlar görmüştür. Mahalle 1960 sonrasında yapılan; Ak Camii, Mühürcü Hacı Lütfi Camii, Aksinne Mescidi, Kavaklı Camii gibi cami ve mescidler hâlen ibadete açıktırlar. Ayrıca, mahalle sınırları içinde; Orman Bölge Müdürlüğü ve lojmanları, Özel İdare Lojmanları gibi resmî müessese binalarının yanında, balık hali ve aşevi binaları da vardır.

Gildanlı Baba Türbesi ve Mezarlığı, Kanlıgöl Mezarlığı gibi tarihî dokular kısmen ya da tamamen kaybolmuşlardır. Gildanlı Baba Türbesi ve birkaç mezar koruma altına alınmış, diğer eski mezarlar kaldırılarak yerleri yeşil alan hâline getirilmiştir. Gildanlı Mezarlığı’nın olduğu yerde bir Güreşçiler Tekkesi vardır. Gildanlı Baba da bu tekkenin şeyhidir.

Kanlıgöl adı, şimdiki Etnografya Müzesi’nin bulunduğu yerde belediye mezbahası olmasından dolayı ve mezbaha kanlarının açıktan akıp, mahalle içlerinde kan gölcükleri oluşturması nedeniyle verilmiştir. Kanlıgöl Mezarlığı yerine Çocuk Yuvası, Mevlâna İlköğretim Okulu yapılmıştır.

Mahalle sınırları içindeki –şimdi yıkılmış olan- Söğütlü Çeşme, bulunduğu sokağa ismini veren bir çeşmeydi. Paşalı Köprü’de iki yol arasındaki kitabeli tarihî çeşme hâlen kullanılmaktadır. Taş Camii ve Uzun Harmanlar Caddesi üzerinde bulunan mimari özelliğe sahip Müsevvid (Meserred) Çeşmesi (Kavaklı Çeşme), aslına uygun olarak yeniden yapılıp köşe başına çekilmiştir. Üzerindeki yedi satırlık manzum kitabesine göre çeşme, Müsevvid Mehmet Efendi adına 1188/1774 yılında yapılmıştır. Mahallenin tarihî sadaka taşlarından biri de Şeyh Galip Sokağı girişinde sağlam olarak kalabilmiştir.

Taşcami, Uzan Harmanlar, Çaybaşı ve Pirebi gibi önemli caddeleri bulunan mahalle, merkeze yakınlığından dolayı şehir nüfusunun çok yoğun olduğu bir mahalledir.

Bir zamanlar bağlık bahçelik olan Aksinne Mahallesi’nde, her ne kadar çok katlı binalar bulunsa da, bir çok kesimindeki evler yıkık dökük bir hâldedir. Aksinne’nin eski sakinlerinin hemen hepsi başka mahallelere taşınarak mahalleyi terk etmişlerdir. Ayakta kalan eski binaların çoğunda dar gelirli taşralı aileler, düşük kiralar karşılığında oturmaktadırlar. Mahallede, hemen her evin bahçeli ya da avlulu olduğu dönemlerde, bahçeler ekilir, Meram Çayı’nın kolları olan dereciklerden de sulanırdı.

Evlerde inek, koyun beslenir; hemen her evde kümes ya da kuşluk bulunurdu. Bahçe ya da taşlıklı avlularda düğün yemekleri verilir, kurbanlar kesilir, cenazeler yıkanır, kadın düğünleri ve eğlenceleri de buralarda yapılırdı.

Taşınan mahalle yerlilerinin boşalttığı evlere, çoğu Doğudan gelme ailelerin yerleşmesi sonucu yerel gelenek ve göreneklerin bir kısmı yozlaşmış, bir kısmı ise unutulup gitmiştir.

Eskiden dini bayramlarda sokak başından başlanıp erkekler topluca kapı atlamadan bayramlaşırlardı. Çocuklar namaz başlangıcında şivlilik, yağmur yağdığında yağmurluk toplarlardı. Yağmurluk olarak toplanan bulgur ve yağla uygun bir kadına pilav pişirtip yerlerdi. Dişi çıkmaya başlayan bebekler için diş bulguru dökülür, sayesinde kadınlar arasında eğlenceler düzenlenirdi. Kadınlar gündüz sıkça bir araya gelerek otururlar ve kendi aralarında eğlenirlerdi. Kadınlar belli günlerde topluca hamama giderlerdi. Ramazanlarda teravih namazından çıkan erkekler sıra oturmaları yaparlardı. Kadınlar toplanıp sinemaların kadın matinelerine giderlerdi. Mahalle içinde her zaman yardımlaşma olur, perşembelik (her Perşembe günü yoksullara yapılan yardımlar) geleneği saat gibi işlerdi. Bu perşembelikler sayesinde mahalleli, yardım kuruluşlarına gerek kalmadan, kendi yoksullarını gözetirdi. Zenginlik-yoksulluk ayırımı asla yapılmadığı gibi, övünmek ve gösteriş yapmak son derece yadırganırdı. Satın alınan yiyecekler, bir gören olursa imrenip hakkı kalmasın diye, daima içi görünmeyen heybe, torba ve keselere konularak eve getirilirdi. Mahalle büyükleri her zaman çocuklara güzel öğütler verirler, camiye giderken yanlarında birkaç çocuğu da götürürler, çocuklara ve gençlere güzel örnek olabilmek için ellerinden geldiğince dikkatli davranırlardı. Gençlerin ve çocukların hoşa gitmeyen davranışlarına rastlanırsa, gizlice anne ve babaları uyarılırdı. Hiç kimse sokakta ve ayakta bir şey yemezdi. Erkekler mutlaka şapka ya da takke giyerler; başı açık gezen gençler kibarca uyarılırdı.

Konya’nın yerlisi olan veya uzun süre mahalle değiştirmeyen mahallelilerin hemen hepsinin bir lakabı vardı. Herkes lakabıyla tanınırdı. “Kaşıkcı Hoca, Eğri Bayatlılar, Kütüler, Hacı Kadır, Arap Hoca, Şelbekirliler, Arzılar, Mıdıklılar, Zeytinyağlar, Cancağaz, Palalılar, Abacılar, Deveciler, Şemiler (Fenerciler), Köylü Fadimana, Hancı Ali Ağa, Hacel Osmanı, Bakırcılar, Karaviranlı Hocalar, Evliyalı Hocalar, Karakol Osman’ı, Taşçılar, Emmeciler, Güccük Ayış, Cevizli Havva, Kara Havva, Altaylıklar, Yorgancılar, Katipoğlu, Şekerciler, Maylar, demiryolu Ali Ağa, Demiryolu Hasan ağa, Edeciler, Uğurlular, Üzümcüler, Maviler, Balbekmezler, Cambaz Hüseyin Ağa, Cambas hasan Ağa, Bohcacılar, Arabacı Ali Usta, Acıöldümler, Kör Omarlar, Keleciler, Deli Bayramlar, Topal Murat, Torunlar, Kavaslar, Kuşcular, Topal Hafız, Kocakafalar, Kabakçı...” bu lakaplardan bazılarıdır. Günümüzde mahallede bu ailelerden hiçbiri kalmamıştır.

Aksinne Mahallesi halkından birçok işadamı, sanayici çıkmıştır. Bunların içinde Türkiye’de söz sahibi olanları da vardır. Futbolcu Mıcık Ali, futbolcu, antrenör, turizimci Haldun Üstel; sporcu, Gençlik ve Spor İl Müdürlerinden Necati Yeğenoğlu, yerel müzisyen, Konya müziğinin unutulmaz ekolü rahmetli Gökmen Hüseyin Ağa, şehir plancısı, imar, emekli öğretim görevlisi, Karaman Belediye Başkanı Dr. Kâmil Uğurlu, Konyaspor Kulüp Başkanı Mehmet Ali Kuntoğlu, Dr. Celâleddin Vatansever, öğretmen, yazar, Halk Eğitim Müdürlerinden rahmetli Ali Sert, üroloji uzmanı Dr. Yakup Türkkan, Avukat Orhan Özer, Kapu Camii imamlarından Abdulbâkî Konuş, Konya’nın ilk sendika başkanlarından merhum Galip Kadıoğlu, işadamları Ali ve Vehbi Gündüz kardeşler mahallenin tanınmış simalarından adı ilk akla gelenlerdir.

TAŞ CAMİİ (Akçe Gizlenmez)

Günümüzde daha çok “Taş Camii” olarak bilinen ve Hacı Faruk Mahallesi’nde ve Uzunharmanlar Caddesi üzerinde bulunan Hacı Ferruh Camii, adını mahalleye vermiş. Halk, Ferruh kelimesini Faruk’a çevirmiş olmasına rağmen taş işlemeciliğinin güzel örneklerini oluşturması dolayısıyla Taş Camii olarak adlandırmıştır.

Mescidin içi, dışı iri ve muntazam, yeknesak kesme taşlarla yapıldığı için bu şöhrete lâyıktır. Fakat onu en iyi vasıflandıran ve canlandıran ad “Akcagizlenmez”dir. Mâbedin her tarafı, kubbeliryle birlikte taşla yapılmıştır. Taşlar bir kalıptan dökülmüş gibi o kadar titizlikle hazırlanmış ve biri birleri üzerine o kadar âhenkli ve düzgün konulmuş ki insan her hangi bir noktasına en küçük bir parayı dahi sokamaz. Bu, selçuklular’ın taş işçiliğinde ne kadar başarı olduklarının en güzel bir örneğidir.

Kapının üstündeki sol köşesi kırık mermerde bozukça bir selçuk sülüsüyle yazılmış Arapça kitabesi vardır. Kitabeye göre mescid, 612 yılının Recebi evvelinde 1. İzzeddin Keykâvus İbn-i Giyasüddin Keyhüsrev döneminde Hacı Ferruh (Faruk) tarafından yaptırılmıştır.

AKSİNNE KÜMBETLİ MESCİDİ

Türkiye selçukluları dönemi eseri olan Aksinne Mescidi, Bağcılar Sokak üzerinde yer alır. Duvarları 1,5-2 metre yüksekliğe kadar taş, üzeri tuğladan yapılmıştır. Mescidin batıdan bir giriş mekânı bulunmaktadır. Bu mekânın yan duvarları tuğla, üst örtüsü ahşap sundurmadır. Kubbede balıksırtı tekniğinde duvar örgüsü dikkati çeker. Uzun süre kapalı, harap halde kalan mescid restore edilmiştir. Oldukça aşınmış tuğla kubbe kurşun kaplanmıştır. Tuğla işçiliği, planı ve süsleme kalıntıları yapının 13. Yüzyıl Selçuklu mescidlerinin tipik bir örneğini sergiler.

 

AKSİNNE MEKTEBİ

Osmanlı’nın son döneminde bir ilköğretim müessesesi olarak Aksinne Mahallesi’nde bulunmaktaydı. Bir vakfa bağlı sıbyan mektebi olarak açılmıştı. Ancak bu vakfın vakfiyesi günümüze kadar ulaşamamıştır. 13. Yüzyıl sonunda vakfı kaybolmuş bir halde bulunduğu için benzeri okullar gibi Evkaf İdaresine bağlanmıştı.

Aksinne Mektebi, Konya Valisi Ferit Paşa zamanında müfredat programı yeniden düzenlenerek ıslah edilmesine rağmen fizikî yetersizliği nedeniyle iptidaîye çevrilmemişti. 1906 yılında 39 erkek, 20 kız, 1907 yılında 51 erkek, 30 kız, 1908 senesinde 53 erkek, 24 kız ve 1913’de de 30 erkek, 10 kız öğrencisi bulunmaktaydı. Okulun tek öğretmeninin maaşı Evkaf İdaresi tarafından verilmekteydi. Aksinne Mektebinin I. Cihan Harbi yıllarında kapandığı sanılmaktadır.

 

 

Yorum Yok

Bir yorum yaz
Henüz yorum yok

Yorum yazan ilk kişi olabilirsiniz.

Yorum Yaz

tüm yorumlar