Gazeteci Gözüyle Mevlâna - 4

 

 “İnsan, kâinatın ruhudur” diyen büyük Hakk Dostu Mevlâna; Yaradan’ın kimi sıfatlarını özünde taşıyan insan, kâinatın hülasası, Allah’ın yeryüzünde Halifesi olduğu için; “Âlemden maksat, insandır” buyuruyor.

 

 

FOTOGRAFLAR İÇİN TIKLAYIN

“Kâinatın özü” olan insana kuru ‘insan sevgisi’ anlamına gelen “hümanist” gözle hiç bakmayan Hz. Mevlana’yı, insanı tek ölçü koyucu olarak merkeze oturtan bir dünya görüşü haline gelen “hümanizma” açısından ele alarak dini tamamıyla dışlayan bu görüşe göre yorumlamaya çalışanlar; gönlü Allah aşkı ile dolu olan ve bu aşkın topluma yansımasıyla problemlerin çözülebileceğine inanan Mevlâna’yı, bu mânâda hümanist olarak tanıtmak büyük bir yanlışlıktır. Çünkü Mevlâna’nın fikirlerinin temelinde “ilâhi aşk”, “hâkiki kulluk” ve “müsamaha” vardır.

Mevlâna’da aşk, hayatın aslıdır, özüdür; kâinatın yaradılış gayesidir. Mevlâna, Mesnevi’sinde “İlâhi takdirin insanlar arasında aşkı yarattığını” söyler. Ve ona göre aşk olmasaydı, yaratma da olmazdı ve “dünya, donar kalırdı”. Mevlana’ya göre ideal insan ‘insan-ı kâmil” olarak bu aşkı bütün benliğinde bulan ve yaşayan kişidir. Dolayısıyla insan kendi canında O (c.c.)’nu bulacak ve orada Gerçek Dostun’a kavuşacak bir varlıktır. O, bu hususu şöyle dile getirir:

“Her şeyi aramadıkça bulamazsın/ Ancak bu Dost başka; O’nu bulmadan arayamazsın.” (Fihi Ma Fih, 172)

Mevlânâ, eserlerinde insanın faziletlerinden bahseder. İnsan ancak kendisindeki bu cevheri keşfettiği zaman insan olma vasfını taşır:
“Canının içinde bir can var, o canı ara/ Dağının içinde bir hazine var, o hazineyi ara/ A yürüyüp giden sûfî, gücün yeterse ara/ Ama dışarıda değil, aradığını kendinde ara!” (Rubâîler I, 43)
Mevlânâ, insanı ruh ve beden bütünlüğü açısından ele alırken, onun asıl yönünün mânevî cephesi olduğunu söyler: “Sen bu cisimden ibaret değilsin, gözden ibaretsin. Canı görsen cisimden vazgeçersin.” (Mesnevî VI, 811) “Toprağa mensup insan, Hak’tan ilim öğrendi ve o bilgi ile yedinci kat göğe kadar bütün âlemi aydınlattı.” (Mesnevî I, 1012)
Yukarıdaki ifadelerinden de anlaşılacağı gibi, Mevlânâ insanı fizikî âlemle metafizik âlem arasına yerleştirir ve insanda her iki yönün bulunduğunu belirtir. İnsanın fizikî âlemle alâkalı yönü, maddî yönüdür. İnsanın gerçek yönü, özü veya insanlık cephesi ise, mânevî yönünü oluşturur ve onu metafizik âlemle münasebet kurmaya sevk eder.

 

xxx
Hazret-i Mevlâna, eserleri Mesnevî ile Divan-ı Kebîr’den derlediğimiz nasihat ve beyitlerinde, ideal insanın ve ideal yöneticinin nasıl olması gerektiği hususlarında çok önemli mesajlar vermektedir. Bunlar anlayanlar için çok tesirli sözlerdir. Mevlâna’ya birde bu açıdan bakmak ve öyle değerlendirmek gerekir.

Bir eğitimci olarak Mevlâna, yeni gelen bir yöneticinin yanında, eski yöneticiyi öven konuşma ve söz söylenmemesi gerektiğini ya değilse, yeni yöneticinin bundan alınabileceğini ve kendisine hakaret edildiğine kanaat getirebileceğini ifade ediyor. Bu misali diğer meslek sahibi kişiler için de vermek mümkün. Tabuta konulan ölen kişiyi (yönetici) olarak ele alarak bir yöneticide aranması gereken özellikleri sıralayan Hz. Pir, münafık ile mü’mini, insanın gerçek düşmanı ve düşmanlarını da gayet  güzel ve düşündürücü misallerle dile getiriyor.

 

 

xxx

İnsan, şehvet, ateş ve su

 

Ey insan, sen düşmanlarının kim olduğunu bilmiyorsun; ateşten yaratılmış olanlar, yâni şeytanlar, topraktan yaratılmış olan insanların düşmanlarıdır.

Ateş, suyun ve suyun çocukları olan insanların düşmanıdır. Nitekim su da, ateşin can düşmanıdır.

Su ateşi öldürür, söndürür, çünkü ateş, suyun ve çocuklarının yâni insanların düşmanıdır.

Bütün bunlardan sonra, şunu da aklında iyi tut ki... Bu ateş şehvet ateşidir. Suçun, günahın, kabahatin aslı ve sebebi odur. Dışardaki ateş, su ile söner; fakat, içerdeki şehvet ateşi insanı cehenneme kadar götürür.

Şehvet ateşi su ile sönmez; çünkü kıvrandırmak, azab etmek bakımından onda cehennem huyu vardır.

Şehvet ateşinin çaresi nedir? Din nûrudur. Nasıl ki cehennem mü’mine; “Ey mümin, çabuk geç, senin nûrun benim ateşimi söndürüyor!” diyecektir.

Bu ateşi ne söndürür? Allah’ın nûru. Nemrud’un ateşini söndüren Hz. İbrahim’in nûrunu kendine üstâd edin de, Nemrud’a benzeyen nefsinin ateşinden, şu öd ağacı gibi olan bedenin kurtulsun.

Şehvet ateşi eksilip bitmez. Ona dilediğini vermemekle eksilir. Bir ateşe odun attıkça, o ateş hiç söner mi? Hiç odunu yakmaz olur mu? Fakat odun atmazsan, ateş söner. Allah’tan korkmak, çekinmek şehvet ateşine su serper. Kalplerdeki Allah korkusundan pembeleşerek güzelleşmiş olan yüzü, ateş nasıl karartır?

Namaz ehli olmayanı, gönül namazı kılmayanı öfke rüzgârı, şehvet rüzgârı, tama’rüzgârı kapıp götürür.

Şehvete kul olan, köle olan kimse Allah’ın indinde kölelerden, çalınıp satılan esirlerden daha değersizdir.

Çünkü harp esiri, yahut satın alınmış bir köle, efendisinin bir sözü ile kölelikten çıkar, hür olur. Hâlbuki şehvet esiri olan kişi tatlı yaşar, fakat çok acılar çekerek ölür. Şehvete kul olan kişi, Allah’ın lûtfundan, Allah’ın hususî nimetine erişmekten başka bir şeyle kulluktan kurtulamaz.

Şehvet öyle bir kuyudur ki, oraya düşenler, dibini bulamazlar; fakat bu düşüş cebir ve zulüm değil; onun günahı, onun nefsine uyması yüzündendir.

O, kendisini öyle derin bir kuyuya atmıştır ki, ben o kuyunun dibine ulaşacak ip bulamam.

Bu sözü burada keseyim, çünkü bu şehvet sözü, uzayacak olursa, onun tesiri ile sade ciğer değil, kayalar bile kan kesilir.

(Yazarın notu: Bizi Hakk yolundan, insanlık yolundan alıkoyan şu üç büyük düşmandan; hırs, öfke ve şehvetten biri olan şehvet hakkında, Hz. Mevlâna’nın gerek Divan-ı Kebîr’inde, gerekse Mesnevî’sinde çok tesirli sözleri vardır. Meselâ bir mesnevî beytendi şöyle buyuruyor: “Eğer şehvet duygusu, soy üretmek için verilmeseydi, Hz. Âdem bu aşağı duygudan utanır da, kendisini hadım ederdi. (Mesnevî, c V, beyit 941).” (Şefik Can, Konularına Göre Açıklamalı Mesnevî Tercümesi, İstanbul-1997, c. 1-2, s. 237-38, beyit 3635-3820)

 

xxx

İyi ve kötü kişiler

 

Birbirine zıd olan her iki taraf sûretinin, şeklinin birbirine benzemesi câizdir. Acı suyun da, tatlı suyun da berraklığı, duruluğu vardır.

Şunu iyi bil ki, tatlı suyu, acı sudan ayırt edecek kişi, ancak zevk sahibi olan, onları tadabilen kişidir.

İnanan kişi, işlerini Allah emretti diye yapar. İnanmayan ise, mücadele ve gösteriş olsun diye yapar. Böyle inatçı kişilerin başlarına toprak saç.

O münâfık, gerçek mü’minle beraber namaza gelirse de, onun gelişi ibâdet için değil gösteriş içindir.

İnanan kişi ile münâfık, her ikisi bir oyun başında iseler de, kendi inançlarına göre aynı işi yapıyorlarsa da, onlar birbirinden çok uzaktadırlar. Birisi Merv şehrinde, öteki Rey şehrindedir.

Onların herbiri kendi makamına gider. Her biri kendi adına yaşar, kendi adına uygun olarak yürür.

Şu da bir gerçektir ki; kötü kişinin övülmesinden Arş titrer. Allah’tan morman muttakî kişi de kötü meth edilince, meth eden kişi hakkında fenâ bir zanna kapılır.

Kalp altını da, hâlis altını da mihenk taşına vurmayınca ayarını anlayamaszın.

Allah, her kimin rûhuna, iyiyi kötüden ayırma kâbiliyeti vermişse, o kimse gerçek imanı, şüpheden ayırabilir.

Fakat hiddet ve şehvet insanı şaşı yapar. Rûhu doğruluktan ayırır.

Kendini beğenme, başkasını çekememe duygusu gelince, garazın gönüle çektiği yüzlerce perde gönülden akar, gelir, göz önüne gerilir. (Şefik Can, Konularına Göre Açıklamalı Mesnevî Tercümesi, İstanbul-1997, c. 1-2, s. 31, beyit 275-333)

 

 

xxx

Mevlâna’ya göre idereci

 

“Rüyada kimi tabuta konmuş götürülüyor görürsen, o kişi, yüksek bir mevkie ulaşır, mertebesi yücelir. Aslında yüksek mevkie çıkan, maddi yönden mertebesi yücelen kişi, halkın omzuna yüklenmiş cenazeye benzer. Daha doğrusu, yüksek mevkie çıkmış, itibar kazanmış bir kişi, aslında yüksek mevkide değildir. Belki de o halkın sırtına yük olmuş bir cenazedir.

Bu sebeptendir ki, o tabut, halka yüktür. Bu kendilerini halkın üstünde görenler ve kendilerini büyük sayan kişiler, halkın sırtına yük yüklerler. Kendileri de halka yük olurlar.” (Mevlâna Muhammed Celâleddîn - Kuddise Sırruhu)

 

YARIN: Mevlâna’da ahlâk ve edeb.

Yorum Yok

Bir yorum yaz
Henüz yorum yok

Yorum yazan ilk kişi olabilirsiniz.

Yorum Yaz

tüm yorumlar