Kızılca'dan Ramazan ayına özel sayfa

Yazarımız Mükremin Kızılca'nın Ramazan'a özel sayfası devam ediyor

HANS İLE HASAN’IN SOHBETLERİ

 26 Ekim Pazar (2008), Hans ile Hasan anlaştıkları gibi Main nehrinin kıyısında bir cafede buluşurlar.

Hans ile Hasan tatlı bir sohbete başlarlar; konuları yapacakları sohbetlerin nasıl bir çizelgeye tabi tutulmasıdır, ama Hans’ın biraz da muzip arkadaşı Thomas gene çıkagelir, Hans Thomas’la Hasanı tanıştırır, Thomas’ın yüzündeki muzipçe gülücükler daha samimi bir hal almaya başlar.

Thomas- sizlerin uygarca bir tartışma ortamı bulmanız ve bunu sürdürmekte kararlı olmanız beni de cesaretlendiriyor, zaman zaman katılmak isterim.

Hasan- burada tartışmadan fazla aydınlanma kelimesini kullanmak isterim, zira tartışmalarda taraflar illa da kendi görüşlerini kabul ettirme gibi bir saplantıya kapılmaktadırlar. Türkçe’de “Müsademe-i efkardan barika-i hakikat doğar” diye özlü bir söz vardır, tartışma ve münazaradan maksat doğru fikre ulaşmak ve gerçeği anlamak olmalıdır.

Hans- Hasan! Hediye ettiğin Kur'an Yolu adlı beş ciltlik eserde kısa bir gezinti yaptım ve orada Ankebut suresinin 14. ayetini gördüm şöyle yazıyor;

“Andolsun, biz Nuh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken tufan kendilerini yakalayıverdi. “

 İşin ilginç yanı Tevrat’ın Tekvin kitabının 9. babının 29. Ayeti de aynen şöyle yazıyor; “..ve Nuh 950 sene yaşadıktan sonra öldü.”

Hasan- bunlar gibi yüzlerce örnek sıralayabiliriz ve ileride yapacağız da inşallah; bu bir tek yaratıcının olduğuna ve tüm peygamberleri gönderen ve tüm kitapları da indiren aynı Allah olduğuna bir kanıttır.

Hasan- Hans! Sana geçen hafta İslam’a Müslümanlara ve Peygambere hakaret konusunda bir soru sormuştum ve düşünmeni önermiştim bir çalışman oldu mu?

Hans- evet, verdiğin kitaptan Hz. İsa ile Hz Meryem hakkındaki ayetlere ve yorumlarına baktım beni şaşırtan bundan da öte utandıran şeylerle karşılaştım. Bunlardan bazılarını not ettim;

 “Hani, İmran'ın karısı, "Rabbim! Karnımdaki çocuğu sırf sana hizmet etmek üzere adadım. Benden kabul et. Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin" demişti.” 

 36. “Onu doğurunca, "Rabbim!" dedi, "Onu kız doğurdum." -Oysa Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilir- "Erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytandan senin korumana bırakıyorum."  (Aliımran/35)

 “(Ey Muhammed!) Kitapta (Kur'an'da) Meryem'i de an. Hani ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiş ve (kendini onlardan uzak tutmak için) onlarla arasında bir perde germişti. Biz, ona Cebrail'i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü.”  (Meryem /16-17

 "Senden, Rahmân'a sığınırım. Eğer Allah'tan çekinen biri isen (bana kötülük etme)" dedi.” (Meryem/8)

“Cebrail, "Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim" dedi.”   (Meryem/19)

 "Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım halde, benim nasıl çocuğum olabilir?" dedi. (Meryem/20)

 Allah, bir de iffetini sapasağlam koruyan ve bizim de kendisine ruhumuzdan üflediğimiz, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını doğrulayan İmran kızı Meryem'i de (inananlara) örnek gösterdi. O itaat edenlerdendi.” (Tahrim / 12)

Hasan- Kur’an’da yüzlerce ayet var daha bu konularda ve Allah son peygamberine vahyettiği bu son mesajda bütün peygamberleri koruma altına almıştır. Bu Kur’an’a iman eden Müslümanlar aydınıyla halkıyla asla hiç bir peygamber hakkında, Hz Meryem hakkında kötü söyleyip düşünemeyecekleri gibi onların en büyük savunucusu ve aklayıcısıdırlar.

Bundan da ötesi bir Müslüman asla bir peygambere ve iffetli bir kadın olan Hz Meryem’e iftira atamaz bunu yaparsa İslam’la alakası kalmaz. Bu gün hangi İslam ülkesini gezersen gez her evde mutlaka bir İsa’ya bir Musa’ya  ve ya Meryem’e rastlarsın bu durumu çok iyi analiz yapmamız lazım.

Hans- Peki Hasan! Tarih boyunca Hıristiyan aydınların ve kilisenin bunca hakaretinin sebebi nedir? Hz Muhammed hakkında doğruları bile saptırarak yanlış gibi gösterme gayretlerinin anlamını çözemedim. Biz daha öğrenciyiz ama bu koskoca gazeteci aydınlar, Kilise babaları, okumuşlar bu karalamadan neyi amaçlıyorlar hiç anlayamadım.

Hasan- Hans kardeşim sizinle esas sohbetimizin merkezine doğru geliyoruz yavaş yavaş, bunları anlamak için beraberce araştıralım ve tek hakikati bulmaya çalışalım inşallah.

*****

NASIL DÜNYEVİLEŞİYORUZ?

Nasıl inanırsanız öyle yaşarsınız, sözü ters dönmüş, nasıl yaşarsanız öyle inanırsınız’a dönüşmüştür, işte dünyevileşme hususunda bizleri en derin yaralayan olgu budur.

Türkiye ile beraber bütün dünya Müslümanlarının dünyevileşmede en büyük zaaf noktaları düğünlerdir.

Tekrar hatırlatalım: dünyevileşmek dini hayattan atmamız demektir. Tabi bu Müslümanlar için geçerlidir, dini hayatına hiç sokmayanlara burada bir sözümüz yoktur.

İslamiyet her alanda olduğu gibi düğünlerde de keyfe kâfi umdeler vaz etmiştir. Belli ölçülerde çalmak oynamak düğünlerde hoş karşılanır. Ancak harama neden olacak her türlü şey yasaktır.

Bunlardan birisi ve en önemlisi kadınların ayrı erkeklerin ayrı eğlenmesidir. İşte son yıllarda istisnalar hariç hiçbir Müslümanın hariçte kalamadığı dünyevileşme burasıdır.

Kentleşme yaygınlaşmadan önce benim çocukluğumda kadınlar kız evinde erkekler de erkek evinde toplanırlar ve def çalgısı eşliğinde milli ve yöresel oyunlar oynarlardı.

Şimdi artık dev düğün salonlarında ya da kır düğün salonu denen açık havalarda kadınlar ve erkekler aynı yerde, karışık olarak oynamaktadırlar işte bu İslami bir tavır değildir.

Yineleyelim ki sözümüz İslami hassasiyeti olan tesettürlü aileleredir, fert olarak tamamen laikleşmiş ve dini hayatından atmış olanlar burada söz konusu değildir.

******

HATM-İ ENBİYA/PEYGAMBERLER HATMİ

Tasavvuf okulları İslam kültürüne çok değerli katkılar sağlayan mekteplerdir. Bu konuda çeşitli tespitlerim var, bunları zaman zaman okuyucularımla paylaşmayı ümit ediyorum inşallah. Bugün başlıkta sözü edilen Hatm-i Enbiya hakkında bilgiler vermeye çalışacağım.

Hatm-i Enbiya peygamberlerin hatmi demektir. Hatim bir şeyi bitirmek, okumanın sonuna gelme manasına gelen bir kelime olarak tarikatlarda özellikle kadiri ve Nakşi silsilelerde mübarek gün ve gecelerde haftalık olarak normal veya afet ve musibetli anlarda yapılan, belli duaların belli sayılarda okunmasına denir. Toplu olarak yapılan hatimlerde tutturulmak istenen rakam katılımcılar arasında bölüştürülerek amaçlanan rakamda duanın okunması sağlanır.

Hatm-i Enbiya, Kur’an-ı Kerimde kıssaları anlatılan bazı peygamberlerin tağut ve cebbarlar karşısında, firavunlar ve tabii afetler muvacehesinde yaptıkları kurtuluş isteyen dualardan oluşmaktadır. Genellikle Hatm-i Enbiyada üç peygamberin yüce kitabımızda geçen duaları okunur. Şimdi bu ayetlerin meallerini vereceğim. Bu ayetlerin asıllarını kaynaklarına bakarak öğrenip ezberleyebilirsiniz, bir gazete sayfasında ayetlerin asıllarıyla yazılmasını sakıncalı bulduğumdan sadece meallerini ve transkripsiyonlarını veriyorum.

1- “Rabbenâ Zalemna enfüsenâ ve inlem tağfirlenâ ve terhamnâ lenekûnenne minelhâsirîn” (Araf/23)

“Dediler ki: “Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.”

2- “Lâ İlâhe illâ ente Sübhâneke inni küntü minezzalimîn.” (Enbiya/87)

“Zünnûn’u (Yunus) da hatırla. Hani öfkelenerek (halkından ayrılıp) gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde, “Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum” diye dua etti.”

3- “Rabbi inni messeniyaddurru ve ente erhamürrahimîn” (Enbiya/83)

“Eyüp de; hani o Rabbine çağrıda bulunmuştu: "Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın."

4- “Lâ havle ve lâ kuvete illâ billâhil’Aliyyil’Azîm.” (Kehf/39) bu ayette verilen duanın sadece “lâ kuvete illâ billâh” geçmekte olup manası: Allah’ın gücünden ve kudretinden başka hiçbir şey yoktur/onun gücü ve iradesi dışında hiçbir şey gerçekleşemez.

Hz. Adem, Hz. Eyyûb ve Hz. Yûnus peygamberlerin (Aleyhimüsselam) okudukları ve Kur’an'da ikisinin Enbiya suresinde birinin Araf suresinde geçtiği ayetlerdir.   

Bunlara bir de Enbiya suresi 89. ayeti ekleyebiliriz. Zira bu ayet de diğer üç ayete her yönden benzer.  

“Ve zekeriyyâ iz nâdâ rabbehu rabbi lâ tezernî ferden ve ente hayrul vârisîn.”

“ Zekeriyya'yı da (an). Hani o, Rabbine şöyle niyaz etmişti: Rabbim! Beni yalnız bırakma! Sen, varislerin en hayırlısısın, (her şey sonunda senindir).”

 Bundan sonra şu sıraya göre hatme devam edilir:

„Bismillâhir-rahmânir-rahîm. İnnallâhe ve melâiketehû yüsallûne alen-nebiy. Yâ eyyühellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ. Sadekallâhül-azıym“

100 defa: Salevât-ı şerîfe, 500 defa:„Rabbenâ zalemnâ enfüsenâ ve in lem tağfir lena ve terhamnâ lenekûnenne minel-hasirîn“ 100 defa: Salevât-ı şerîfe, 100 defa: Salevât-ı şerîfe, 500 defa:„Rabbi ennî messeniyed-durru ve ente erhamür-râhimîn“ 100 defa: Salevât-ı şerîfe, 100 defa: Salevât-ı şerîfe, 500 defa:„Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü minez-zâlimîn“, 100 defa: Salevât-ı şerîfe, 100 defa: Salevât-ı şerîfe, 500 defa:„Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym“ 100 defa: Salevât-ı şerîfe, okunur.

Görüldüğü gibi, Hatm-i Enbiyâ’da 500′er defa olmak üzere 4 duâ okunmaktadır. Bu duâların birincisi Hz. Âdem (a.s.)’in, ikincisi Hz. Eyyüb (a.s.)’ün, üçüncüsü Hz. Yunus (a.s.)’un, dördüncüsü ise bizim peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafâ (s.a.v.)’nın duâsıdır.

****

AŞR-İ ŞERİFLERDE NE BUYRULUYOR?

“Kulillahümme” ile başlayan aşağıdaki nazm-ı celil’de bizlere mal ve mülkün Allaha ait olup dilediğine verdiğini beyan ettikten sonra Allah ve rasülüne her hususta kesin itaati emretmekte, Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin, diyekati yasak koymaktadır.

26. (Resûlüm!) De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Gerçekten sen her şeye kadirsin.

27. Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katarsın. Ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de sayısız rızık verirsin.

28. Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık onun Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur. Ancak kâfirlerden gelebilecek bir tehlikeden sakınmanız başkadır. Allah, kendisine karşı (gelmekten) sizi sakındırıyor. Dönüş yalnız Allah'adır.

 

29. De ki: İçinizdekileri gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerde ve yerde olanları da bilir. Allah her şeye kadirdir.

30. Herkesin, iyilik olarak yaptıklarını da kötülük olarak yaptıklarını da karşısında hazır bulduğu günde (insan) isteyecek ki kötülükleri ile kendisi arasında uzun bir mesafe bulunsun. Allah, kendisine karşı (gelmekten) sizi sakındırıyor. Allah kullarına çok şefkatlidir.

31. (Resûlüm! ) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.

32. De ki: Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.

*****

BİR DÜŞÜN

 

İhtiyaç var kalplerde bir cemreye

Kulak ver Mevlana, Yunus Emre’ye

Sen her sene gider iken umreye

Yokluktan can atanları bir düşün.

 

Sen coşarken ikinci bir eş için

Ağrımayan sıhhatli bir baş için

Kaynayacak bir sıcacık aş için

Yüzüğünü satanları bir düşün.

 

Bizler zaman harcar iken avlarda

İnsaf biter büyüdükçe devlerde

Sen yaşarken beş artı bir evlerde

Tek hücrede yatanları bir düşün.

 

Sayarken evrakı hep deste deste

Başkasına da yağ, hafif bir este

Sapır sapır gelip bela üst üste

Bu dünyada batanları bir düşün.

Yorum Yok

Bir yorum yaz
Henüz yorum yok

Yorum yazan ilk kişi olabilirsiniz.

Yorum Yaz

tüm yorumlar

Kızılca'dan Ramazan ayına özel sayfa - Rasyonel Haber Gazetesi

Lütfen Bekleyin Haber Yükleniyor... Kapat
Suni saha