"Kütüphanelerden her zaman uzak durdum"

 

Bir başkentin gerektirdiği kültürel birikimleri bütün canlılığıyla Konya’da gördüğünü dile getiren Yazar Rasim Özdenören, Konya’ya kültürel faaliyetler nedeniyle defalarca geldiğini belirtti. Özdenören, “Benim gözümde Konya kültürle özdeşleşmiş bir kent olmuştur” dedi.

Özdenören, “Kütüphanelerden her zaman uzak durdum. Kütüphanenin kitaplarını kendi mülküm, kendi malım edinemedim. Kendi malım edinseydim, kitabı severdim, okşardım, çizerdim, cebime koyardım, üzerine notlar alırdım. Kitapla içli dışlı olmak isterdim. Okuduğum kitapları hep satın alarak okumuşumdur” dedi.

Gençlerin hepsi okuma heveslisi diyen Özdenören, “Gençler kitabı sindirerek, örseleyerek ve kelimelerin altını çizerek okusunlar. Ben kitapları böyle okuyorum. Okuyucularıma da aynısını tavsiye ediyorum” diye konuştu.

RÖPORTAJ: RAMAZAN DÜŞÜNCELİ

Şimdiye kadar birçok eseriniz yayımlandı. Yayımlanan eserlerinizden söz eder misiniz?

Bütün eserlerimi etkilenerek yazıyorum. Bazı eserlerimin yayımlanmasında arkadaşlarımın rolü oldu. Benim ilk kitabım “Hastalar Işıklar” eserimdir. Bu eserim Sezai Karakoç’un katkılarıyla yayımlandı. Sonraki iki kitabım ise, “Çözülme ve Çok Sesli Bir Ölüm” Nuri Pakdil’in teşebbüsleriyle yayımlandı. Denize açılan Kapı, İki Dünya kitapları Cahit Zarifoğlu’nun destekleriyle ortaya çıktı. Kitaplarım benim dışımda diğer arkadaşlarımın teşebbüsleriyle ortaya çıkan kitaplardır. O kitapları bir bakıma ben yarım olarak görüyorum. “Çarpılmışlar” eserimi kendim baştan sona kaleme aldım. Çarpılmışlar, hikaye kitabı olmakla birlikte içerisinde dört ya da beş, hikaye var. Onların her biri de benim için etkileyici öyküler. Kitabın içindeki öykülerin bende yeri ayrıdır. Ayrıca “Aşkın Diyalektiği”, “Yeni Dünya Düzeninin Sefaleti”, kitapları eserlerimin arasında beni derinden etkileyen izler bıraktı.

SEN DE ÖYKÜ YAZARSAN SANA OKUTURUM

Başlangıçta öykü kitapları yazmaya başladınız. Sizi yazarlığa teşvik eden, öykü yazmanıza vesile olan kimdi? Geçmişe gidersek yazarlığa başlangıç öykünüzü alabilir miyiz?

Şimdi bu önceden programlanmış, baştan düşünülmüş ve tasarlanmış bir olay değil. İsterseniz birkaç cümleyle bunun tarihçesini anlatayım. Bunun nasıl oluştuğu hakkında belki daha iyi bir fikir verir. Şimdi benim öykü yazmaya başlamam lise 1. sınıfta oldu. Bir arkadaşım öykü yazıyordu. Ve bana okutmuyordu. Bana “sen de öykü yazarsan sana okuturum” dedi.  O arkadaş Ali Kutlay isminde, güzel öyküleri olan, birkaç sene yazdıktan sonra maalesef yazmaktan vazgeçen birisiydi. Akşam masama oturup öykü yazmaya başladığım sırada gördüm ki, bir değil birden fazla yazacak öyküm vardı. Ben yazıyordum, arkadaşım okuyordu, arkadaşım yazıyordu ben okuyordum. Böylece aylarca biz bu işe devam ettik. İşte o zaman şunu gördüm. Bize okul kitaplarında öğretilen başlangıç, düğüm, sonuç diye bir şema vardı. Benim yazacaklarımın o şemaya uymadığını gördüm.

Konya’ya daha önce de ziyaretlerde bulundunuz. Konya’yı bir kültür sanat şehri olarak hangi konumda görüyorsunuz?

Konya için Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Başkenttir, bir başkent daima başkent kalacaktır. Bir başkent hiçbir zaman başkent olduğunu unutmaz” şeklinde ifadeleri yer alıyor. Konya bugün başkent olduğunu unutmak bir yana hatırlamaktan memnun oluyor. Bir başkentin gerektirdiği bütün kültürel birikimleri bugün de bütün canlılığıyla Konya’da görüyorum. Konya’ya kültürel faaliyet nedeniyle yıllar önce defalarca gelmiştim. Dolayısıyla, benim gözümde Konya kültürle özdeşleşmiş bir kent olmuştur. Aynı zamanda üniversiteler şehri konumuna geldi. Konya’daki üniversitelerin Türkiye’nin en kaliteli üniversiteleri arasında yer aldığını söyleyebilirim.

MAVERA ÖNCESİ DERGİLER KİŞİLERİN SOLOSU ŞEKLİNDEYDİ

Adeta bir mektep gibi genç yazar ve şairlere ilham olarak arkadaşlarınızla ele aldığınız Mavera Dergisinden bahseder misiniz?

Efendim, Mavera dergisi 1976 yılının Aralık ayında yayımlandı. Rahmetli Fethi ağabey de bundan haberdar oldu ve dedi ki “Bak görüyor musun bu genç adamlardaki şuuru” demişti. Şimdi o sıralarda bizim Edebiyat dergisi ve Sezai Karakoç’un Diriliş dergisi yayımına ara vermişti. Bizim de üzerimizde gerek Ankara içinden gerekse taşradan alabildiğine baskı vardı. “Bir dergi ihtiyacı var. Bu dergiyi de Ankara’da ancak sizler çıkartabilirsiniz” diye baskı diyeceğim, artık bu kelimeyle ifade edebiliyorum. Böyle bir talep vardı. O talep neticesinde yayımlandı. Şimdi bizim Mavera dergisinin özelliğini şöyle söyleyebilirim. Daha önceki dergiler tabir caizse adeta bir kişinin solosu olarak yayımlandı. Bizim çizgimizi ben yakın tarihimizde Büyük Doğu’ya bağlayabilirim. Mavera’da böyle bir macera yaşamıştım. Ancak kadro olarak güzel bir dergi çıkarmanın mutluluğunu yaşadım.

KÜTÜPHANENİN KİTAPLARINI KENDİ MÜLKÜM EDİNEMEDİM

60 yıla yakın bir yazarlık geçmişiyle Kütüphaneler Haftası nedeniyle Konya’da imza töreni düzenlediniz. Okuyucularınıza, yeni yetişen nesillere neler söylemek istersiniz?

Gençlerin hepsi, okuma heveslisi. Gençler kitabı sindirerek, örseleyerek ve kelimelerin altını çizerek okumalı. Kendim senelerdir kitapları böyle okuyorum. Okuyucularıma da aynısını tavsiye ediyorum. Sayfaların kenarlarına notlar düşerek okusunlar. Kitabı okurken içselleştirerek okuyorum. Aynı zamanda Kütüphaneler Haftası nedeniyle Konya’da bulunuyorum. Kütüphane ve kütüphanecilikle ilgili güzel şeyler işittik. Kütüphanelerden her zaman uzak durdum. Kütüphanenin kitaplarını kendi mülküm, kendi malım edinemedim. Kendi malım edinseydim, kitabı severdim, okşardım, çizerdim, cebime koyardım, üzerine notlar alırdım. Kitapla içli dışlı olmak isterdim. Okuduğum kitapları hep satın alarak okumuşumdur. Ancak bulamadığım ve bulunamayan kitapları kütüphaneden alırdım. Onların da daha sonradan varsa dışarıdan satın alıp, kitap sahibi oldum. Okuma tarzım biraz farklı, okuduğum kitabı defalarca aklıma geldikçe okuyabilmeliyim.

1940 yılında Maraş’ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini Maraş, Malatya, Tunceli gibi Güney ve Doğu şehirlerinde tamamladı. İ.Ü. Hukuk Fakültesini ve İ.Ü. Gazetecilik Enstitüsü’nü bitirdi. Devlet Planlama Teşkilatı’nda uzman olarak çalıştı. 1970-1971’de araştırma amacıyla ABD’nin çeşitli eyaletlerinde iki yıl kaldı. 1975 yılında Kültür Bakanlığı Bakanlık Müşavirliği görevine geldi. Aynı bakanlıkta bir yıl müfettişlik yaptı. Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığında Daire Başkanlığı, Genel Sekreter Yardımcılığı, Genel Sekreterlik, Müşavirlik görevlerinde bulundu. 2005 yılında Genel Sekreter unvanıyla emekliye ayrıldı. Çok Sesli Bir Ölüm ve Çözülme adlı hikâyeleri TV filmi yapılmış, bunlardan ilki, Uluslararası Prag TV Filmleri Yarışmasında jüri özel ödülünü almıştır. 2008 yılında Türk Dil Kurumu, Kültür ve Turizm Bakanlığı, RTÜK’ün iştirakiyle düzenlenen Karaman Türk Dili Ödülü’nde “Türkçeyi güzel ve doğru kullanan edebiyatçı ödülü” Rasim Özdenören’e verilmiştir. Yazar 2009 yılında TBMM Üstün Hizmet Ödülü’ne layık bulunmuştur. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi tarafından 2011’de ve Sakarya Üniversitesi tarafından 2015’te fahri doktora unvanı verilen ve bugüne dek onlarca hikayeye imza atan usta yazar hakkında çok sayıda tez, özel sayı ve kitap hazırlanmıştır.

2015 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödüllerinde edebiyat alanında Rasim Özdenören ödüle layık görüldü.

Yorum Yok

Bir yorum yaz
Henüz yorum yok

Yorum yazan ilk kişi olabilirsiniz.

Yorum Yaz

tüm yorumlar