Mükremin Kızılca'dan Ramazan Ayı'na özel köşe-10

Mükremin Kızılca'nın Ramazan Ayına özel köşe her gün Rasyonel Haber'de

--------------------------------------------

EVLİYA ÇELEBİ HAC YOLUNDA

KUDÜS’TE SAHRATULLAH MESCİDİ

Yukarıdaki duayı okuduktan sonra Aksa cami tarafından gelince harem kapısı dibinde küçük bir minber vardır burada ziyaretçiler pabuçlarını ellerine alarak yalın ayak beyaz mermer yol üzerinden tam yüz adım gidince Sahratullah kapısına gelinir.

Ayakkabı ve terlikleri kapıcılara teslim edip ziyarete başlanır. Sahra-i şerifi ilk önce h. 85 m. 705 yılında Emevi devlet adamı Mervan oğlu Abdülmelik yaptırdı. Ardından bu eski kıblemize nice krallar ve sultanlar güzel eklerde bulundular.

Kanuni Sultan Süleyman Han ilk tahta oturuşunda Belgrad’ı, Rodos’u ve Malta’yı fethederek Karun gibi hazinelere sahip olup bağımsız bir padişah olunca mübarek bir gecede rüyasında peygamber efendimizi (sav) görüyor. Allah resulü kendisine:

 “Ey Süleyman 48 yıl saltanatın olacak, çok yerler fethedeceksin, soyun kesilmeden uzun süre devam edecek, sana şefaatim olacak. Şu ganimet mallarından ve hazinelerinden Mekke, Medine ve Kudüs’e harcamada bulun, Kudüs’e bir kale inşa et ki evlatların zamanında kefere istila etmesin. Haremine bir havuz yap, Sahratullahı süsle, Kudüs’te fakir bırakma ihsanları bol ver, Kudüs’ü mamur et”

buyurunca Süleyman Han hemen uyanır uyanmaz fetihlerden elde ettiği ganimetlerden bin kese Mekke’ye, bin kese Medine’ye ve bin kese de Kudüs’e ayırarak bu altınlarla Koca Mimar Sinanı Kudüs’e gönderiyor. Lala Mustafa Paşayı da Mısırdan azlederek Kudüs’e getirtiyor. Paşadan Kudüs’ü imar etmesini istiyor.

Lala Mustafa Paşa Mısırda, Şam’da ve Halep’te ne kadar usta, sanatkâr, mermer  ustası ve işinde mahir mühendis varsa buraya toplayarak Kudüs’ü, Sahratullahı öyle bir ihtişama kavuşturuyor ki önüne gelenler cennete geldik sanıyorlar.

Kapısı üzerine de şu ayet-i kerime yazılıyor:

“Bu Cennet bahçeleridir, güvenle içine giriniz!” (Sad, Zümer 50)

Gerçekten de cennet benzeri yüce bir köşktür.

Bu fakir kardeşiniz 38 sene17 padişahlık yer gezdim hiçbir yapıda böyle bir sanat eseri ve eşsizlik görmedim, adeta sekiz kapılı yüce cennetin önünde gibi hissedersiniz. İçine giren kişi gördükleri karşısında parmaklarını ısırır, hayretten rengi değişir.

Beyaz mermer döşeli sahranın ortasında Iraktaki adı dillere destan Havernak köşkünün bile sönük kaldığı, nur dolu bir camidir. Dışarıdan haremi baştanbaşa 300 adımdır. Şekli sekizgendir. Dışı üç adam boyu bulut, yeşim ve somaki mermer kaplıdır. Her mermer parçasında Allah yapısı sanatlar görülür. Mermerlerden kubbe saçaklarına kadar dünyanın en kaliteli çini ve değerli taşlarıyla tezyin edilmiştir ki bütün ziyaretçilerin hayretler içinde bırakıp beğenisini almaktadır.

Bu kaş çinileri üzerinde Ahmet Karahisari hattıyla baştanbaşa Yasin-i şerif yazılıdır. Ayrıca her köşesinde celi hatla Yasin suresindeki şu ayet yazılıdır:

“Merhametli olan Rab katından onlara selam vardır.” (Yasin 58)

Bu kaş çinilerinden yukarıya rahmet suyunun akması için bakırdan kalaylı rahmet olukları vardır. Buradan yukarısı baştanbaşa kurşun kaplı kubbe saçaklarıdır. Bu kurşun saçaklardan yukarı yedi sekiz metre yükseklikte alan Çin kalemiyle nakışlı çini ile kaplıdır. Büyüleyici bir sanat eseridir. Daha üstü taraf ise semaya yükselen bir nur dolu mavi kubbedir. Bu kubbe diğerleri gibi yuvarlak değildir, Konya’da Mevlana Celaleddin-i Rumi asitanesinin kubbesi gibi sürahi şeklindedir. Göklere meydan okuyan ve uzanan şerefli alemi yaklaşık dokuz metredir.  Saf altından olan bu alem adeta çevreye nur saçmaktadır.

Sahratullah bu yüksek kubbenin altındadır.

(Yarın: Boşlukta Duran Allah’ın Kayası – Sahratullah)

 

------------------------------

KORKTUKLARI İSLAM BU MU?

Peygamberimizin (Sav) Münafıklara Davranışı

Peygamberimizin münafıklarla olan ilişkileri tam bir kördüğüm halindeydi. Zira Medine’ye hicret buyurduklarından vefatına kadar Müslümanlar ve efendimiz münafıklardan şer ve belaların her türlüsünü gördüler.

Münafıkların durumu bir bakıma Yahudi ve Hristiyanlarınkinden kolaydı, aralarında ne savaş oldu ne de kan döküldü. Bir bakıma da Müslümanların münafıklarla olan münasebetleri Yahudi ve Hristiyanlarınkinden daha zordu. Bunun sebebi be münafıkların ne Müslümanların yaptıklarını ve ne de müşriklerin ve Yahudilerin yaptıklarını yapmamalarıydı.

Rasülüllaha ve sahabelere küfürlerini açıklamıyorlar aksine Müslüman olduklarını söyleyip küfürlerini gizliyorlardı. Peygambere ve ashabına açıkça düşmanlıkta da bulunmuyorlar görünüşte sevgi kalplerinde ise buğuz saklıyorlardı. Cahiliyet dönemi şairi doğru söylemişti:

Ya hakkıyla kardeşim olup yoksulluğumun senin değerinle gideceğini bileyim,

Ya da bırak beni düşman bil, sen benden korun ben senden korunayım!

 

Şu bir hakikattir ki gizli düşmanlık açık küfürden toplum düzenini ifsat etmek bakımından daha beterdir.

Peygamber ve Müslümanlar müşriklerin ve Yahudilerin küfür ve düşmanlıklarını biliyorlardı, bu nedenle onların hile ve düzelenlerinden korunmak için ihtiyatı elden bırakmıyorlardı. Hâlbuki Peygamberimiz ve Müslümanlar Allah Teâlâ haber vermedikçe münafıkların ne düşündüklerini ve hasetliklerini asla bilemiyorlardı.

Peygamberimiz (sav) bununla beraber “insanlarla la ilahe illallah deyinceye kadar savaşmakla” emredilmişti. Bunu söyledikleri anda kanlarını ve mallarını korumaya almış oluyorlardı, daha sonraki hesapları ise az önce naklettiğimiz gibi Allaha bırakılıyordu. Münafıklar: la ilahe illallah diyerek kanlarını ve mallarını Peygamber ve Müslümanlardan korumaya almış oluyorlar, böylece her hangi bir saldırıdan uzak kalıyorlardı.

Peygamberimizin hicretinden önce Medine’de bir Arap dayanışması yoktu. Son derece düşman iki tarafa ayrılmışlardı.  Aslen Yemenli Kahtan’lara dayanan iki Arap kabilesi arasında bazen savaşlara bazen de husumete varan yarışlar sürüp gidiyordu.

Medine’yi oluşturan Evs ve Hazreç kabileleri cahiliyet döneminin sonlarına doğru uzun süren ve birbirini bitiren savaşlar yapmışlardı. Eğer yüce peygamberimizin Medine’ye hicretiyle İslam’la şereflenmek nasip olmasaydı bu savaşlar tekrar başlayacaktı. Aralarındaki savaş kaldırıldı ve birbirlerinden el çektirildi.

Bu kabilelerden Evs kabilesine mensup bir adam vardı halk arasında konumu yüksekti, neredeyse onu kral seçeceklerdi, bütün Medineliler ona yönelmişti. Peygamberimizin ashabıyla beraber Medine’ye hicretinden sonra bu adamın durumu normalleşti ve sıradan bir Medineli konumuna geldi. Kendisinin ve bağlılarının umutları kesildi. Ne gariptir ki bu sıkıntılı adam sonradan Münafıkların lideri olacak Abdullah b. Übey b. Selüldür: Kendisinin ve bağlılarının peygamberimizin Medine’ye ayak basışıyla beraber krallık ve önderlik hayalleri suya düşmüştü.  Zira Evs ve Hazreç kabileleri Müslüman olmuşlar rasülüllah ne derse ona uyuyorlar, nereye çağırırsa oraya gidiyorlar, ne emrediyorsa yapıyorlar neden menediyorsa tutuyorlardı.

Bu adamın ve bağlılarının kalplerinin peygamberimize ve onunla hicret ederek gelenlere sonra onlara yardım eden Medinelilere karşı haset ve kinle dolması garip değildir.

İslamiyet Medine’de yayıldıktan ve tebliğ edildikten sonra bu insanların kimseye zarar vermeye gücü yetmedi, çünkü Medine’de Evs ve Hazreç kabilesinden her eve İslam girmişti. Yeni din ve ona inanan Müslümanlar yüzünden Medine’yi bırakıp gitmeleri de söz konusu değildi. Buna malları menfaatleri ve gururları elvermezdi.

Birçok zaman onlardan istemedikleri şeyler duyuyorlar ancak dillerinde de olsa daha ötesine kalpleri mühürlediğinden kelime-i tevhit hatırına bir şey yapmıyorlardı. Zaman zaman bazılarına inkâr ağır basıyor, söz ve hareketleriyle savaş nedeni olabilecek davranışlar sergiliyorlardı ancak Peygamber a.s. bu tür hataları tehlikesine rağmen affediyordu. Mesela Abdullah b. Übey b. Selül Beni Mustalik gazvesi sırasında bu tür bir kelime sarf etmiş bu da Kur’an-i kerimde

“Onlar, “Ant olsun, eğer Medine’ye dönersek, üstün olan, zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır” diyorlardı. Hâlbuki asıl üstünlük, ancak Allah’ın, Peygamberinin ve Müminlerindir. Fakat münafıklar (bunu) bilmezler” (Münafikun/8)

diye geçmektedir. Bu kelime ile münafık lider Müslümanlar Medine’ye döndüklerinde savaşa başlayacaklarını ifade etmek istemiş, kâfir dostlarından yardım talebinde bulunmuştu.

Bu söz Peygamberimiz tarafından duyulunca Hz Ömer: müsaade et ya rasülallah! bu adamı öldüreyim demişti, zira bu söz açıkça Müslümanlara düşmanlık ilan etmekle ve Medine’ye döndüklerinde savaşa başlayacaklarını ifade etmek kanının helal addedilmesini gerektiriyordu.  Ancak peygamberimiz Hz Ömer’i teskin etti ve “insanların, Muhammed ashabını öldürüyor diye laf etmelerine meydan vermemek için Şeyhayn’in rivayet ettikleri hadiste de geldiği gibi bir olaya meydan vermemeyi tercih ettiler.

Münafıkların niyeti en iğrenç bir şekilde Tebük gazvesinde ortaya çıktı. Allah c, niyetlerini, kalplerinin içini ve korku dolu hallerini ayrıntılı olarak haber vermektedir. Tevbe suresinin çok yerinde çeşitli ayetler kötü niyetlerini ve amellerini şiddetle tehdit ederek anlatmaktadır.

Yüce peygamber efendimizin Medine’deki 10 yılı bir bakıma Mekke’deki 13 yıldan daha çetin geçmişti denebilir. Görüldüğü gibi burada mücadele hattı (Müşrikler- Münafıklar- Hıristiyanlar- Yahudiler olmak üzere) dört noktada yoğunlaşmıştır.

--------------------------------------

Yahudilerin İnat ve İnkârı

Son peygamber Hz Muhammed (sav) Yahudi ırkından olmaması Yahudileri çileden çıkarmıştır.

Oysa Allah kimi peygamber seçeceğine kendisi karar verecektir ve öyle de olmuştur her seferki gibi. Bu nedenle peygamberimizin doğumundan itibaren bir takip başlatmışlar ve onu her alanda sıkıştırma hatta suikast planlarına maruz bırakmışlardır. Ama Allah’ın da bir hesabı vardır ve dinini tamamlayıncaya ve kıyamete kadar baki mucize Kur’an ayetlerini bitirinceye kadar onu korumuştur.

Yahudiler inatta ve inkârda zirvededirler. Bu defa da madem sizin dininiz hak da neden mescid-i aksaya kıble olarak dönüyorsunuz? sorusunu sormaya başladılar. Oysa mescid-i aksayı kıble yapan da aynı Allah değil miydi?

Allah cc bakara suresindeki şu ayeti bunun üzerine indirdi:

 144 “Biz, senin yüzünü çok defa göğe doğru çevirip durduğunu görüyoruz. Şimdi elbette seni hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Her nerede bulunursanız, yüzünüzü onun yönüne çevirin. Şüphesiz, kendilerine kitap verilenler, tartışmasız bunun Rablerinden bir gerçek (hak) olduğunu elbette bilirler. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.”

Sonra surenin içinde insanın, yüzünü şu yana bu yana çevirmekle iyiliğe kavuşamayacağını bunun ancak başka hasletlerle olabileceğini beyanla şöyle buyuruyor: Bakara 177

“Yüzlerinizi doğudan ve batıdan yana çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; ona olan sevgisine rağmen, malı yakınlara, yetimlere, yoksullara, yol oğluna (yolda kalmışa), isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenler(in tutum ve davranışıdır) . İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.”

 Medine Yahudilerden boşaldıktan, Hayber ve Vadilkura fethedildikten sonra peygamber ile a.s. Yahudiler arasındaki tartışmalar hafifledi. Onların Kur’an’da anılmaları azaldı çünkü buna ihtiyaç kalmadı ve Allah onların dünyada rezil olacaklarını ve ahrette de zalimlikte devam edenlerini bir hüsranın beklediğini açıkladı.

 

Yorum Yok

Bir yorum yaz
Henüz yorum yok

Yorum yazan ilk kişi olabilirsiniz.

Yorum Yaz

tüm yorumlar