Mükremin Kızılca'dan Ramazan Ayı'na özel köşe-17

Yazarımız Mükremin Kızılca'nın Ramazan Ayı'na özel hazırladığı köşesinin 17. serisi Rasyonel Haber'de

----

EVLİYA ÇELEBİ HAC YOLUNDA: KUDÜS

SAHRATULLAH HAREMİNDEKİ MAKAMLAR

Sahratullah hareminde önce sahranın doğu kapısı ile kuzeye bakan cennet kapısı arasında sahra duvarına yakın Kızıl Mihrap Makamını ziyaret ettik. Dört ince mermer sütun üzerinde küçük bir kubbedir. Mihrap kırmızı bir kudret taşındandır.

Eskiden bu mihrap kızıl yakuttanmış, Nuh tufanında azap suyunun karanlıklarının etkisiyle rengi değişmiştir. Şu anda kızıl renklidir.

Bu mihrabın sağ tarafında peygamberimizin (sav) miraç kubbesi vardır, sekizgen güzel bir kubbedir. Her köşesinde ikişer ince mermer sütun vardır. Ustası büyük bir hesapla inşa ettiği mermer kaplıdır. Kubbesi kurşun kaplı, alemi altındır. Kuzeye bakan kapısı kapalıdır. Bu kubbenin içinde ne var bilinmiyor, dört tarafta pencere de yoktur. Kapısı üzerinde celi hatla tarihli beyaz bir kitabe vardır:

Aslı ekte bulunan bu kitabenin Türkçesi şöyledir:

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Allah’ın rahmeti resulü ve onun ehli beytine, ashabına olsun. Bunu harap olduktan sonra tekrar tamir ettirip bu hale getiren, Allah’ın rahmetine muhtaç olan, Abdullah oğlu Aziz oğlu Osman oğlu Emirülmüminin Ebu Ömer’dir. H. 577 M. 1182

Cennet kapısının önünde Canlar kapısı olup yağan yağmurlar buradan aktığı ve Temmuz ayında susayan canları kandırdığı için Canlar kapısı denmiştir.

Haremin kıble tarafında Hutbe kapısı vardır, miraç gecesi peygamberimiz bu minbere çıkarak bütün peygamberlerin ruhaniyetine hitapta bulunmuştur. Burada zaman zaman halk toplanarak yağmur duası ederler.

Buraya yakın Kubbetü’l-ervah ve Babü’l-mizan var, burada terazi şekli çizilmiştir. Sahranın doğu kapısı önüne yedi adım mesafede sahraya saçak saçağa bitişik yer Hz Davut mahkemesidir. Tek katlı, on katlı sütunlar üzerinde sağlam bir köşktür.

Bu köşkün dışarı kat sütunları dokuz değerli direktir, iç kat sütunu paha biçilmez yüksek bir kubbe olup içi ve dışı dünyanın en meşhur çinileriyle kaplıdır. Kubbesindeki kurşunların örneği sadece Süleymaniye camiinde vardır. Bu köşkün alanı elli adımdır. Taban en kaliteli mermer döşelidir. Tek mihrabında dua ederek sahra haremi içindeki Mizan kapısına varıyoruz.

Burada büyük bir kaya üzerinde Fisagor tevhidinin büyüsü icaz güneş vaktini bildiren eser dünyada eşsiz olup Sahra ve Mescid-i aksa müezzinleri bununla çalışıp müderrisler minarelerden bununla ezan okurlar. Mescid-i sahrada minare yoktur. Sahra hareminin dört tarafında kırk medrese odası vardır. Her odada ermiş bilinen kişiler olup kimisi haftada bir iftar eder kimisi kırk elli senedir hayvan eti yememişlerdir. Burada böyle tasavvuf ehli canlar vardır. Her biri ilahi ilme sahip şahlardır.

----

CEVAMİU’L-KELİMDEN HADİS-İ ŞERİFLER

Değerli okuyucularım, son yıllarda baş tacımız, miracımız namaz hakkında özellikle beş vakit olması hususunda yalan yanlış konuşan kişileri görüyoruz. Aşağıda Kütüb-ü sitteden aldığım ve çevirdiğim içinde “beş vakit namaz” vurgusu yapılan hadis-i şeriflerden bir demet sunuyorum.

BEŞ VAKİT NAMAZ HADİS-İ ŞERİFLERİ

1- Sizden birinin evinin önünden bir ırmak aksa ve her gün burada beş defa yıkansa bedeninde kir kalır mı? Herkes: hayır kalmaz Ya resulellah dediler. İşte beş vakit namaz da böyledir, bütün günahları siler atar. Ebu Hüreyre r. a. Sahih-i Buhari 156

2- Üstü başı toz içinde uzaktan geldiği anlaşılan bir Arap köylüsü peygamberimizin huzuruna geldi, ya rasülellah bana haber verir misiniz? namaz olarak Allah bana neyi farz kıldı? Diye sorunca Resulüllah: (sav) beş vakit namazı farz kıldı buyurdular. (Hadis-i şerif İslam’ın diğer şartlarını da ihtiva eden soru cevaplarla devam ediyor) Talha b. Ubeydullah r. a. Sahih-i Buhari 2124

3- Beş vakit namaz kendi aralarındaki, Cuma namazı gelecek cumaya kadar ve ramazan orucu gelecek ramazana kadar aralarında işlenecek büyük günahlara kefarettir yani silip yok eder. Ebu hüreyre r. a.Sahih-i Müslim 160

4- Üç kişiye kıyamet gününde gelmiş geçmiş bütün ümmetler gıpta ederler: Her gün ve gece beş vakit namaz için Müslümanları çağıranlar, lideri olduğu toplumun kendisinden razı olduğu önder ve Allah’ın ve kulların hakkını ödeyen. Abdullah b. Ömer r. a. Tirmizi 949

5- Şu beş şeyi yerine getirenin yeri cennettir: Beş vakit namazı abdestiyle, secdesi, rükuu tam vaktinde kılanlar, Ramazan orucunu tutanlar, gücü yetenlerin haccetmesi, seve seve zekatını verenler, emaneti geri teslim edenler. Ebu Derda r.a. Sünen Ebu Davut 117

6- Kim beş vakit namazı kılar, Beytullahı hacceder, ramazan orucunu tutar, (üzerine farz olan zekatını verir, dedi mi demedi mi hatırlamıyorum) sonra kendi yolunda hicret ettiği veya doğduğu yerde kaldığı takdirde Allah üzerine onu bağışlamak bir hak olur. (rivayeti yapan Muaz b. Cebel bunun üzerine ya rasülellah insanlara bu sözlerinizi haber vereyim mi deyince peygamberimiz sav) İnsanları kendi haline bırak ey Muaz! istedikleri kadar ibadet etsinler! cennette yüz derece vardır, her derece arası yüz yıldır, Firdevs cenneti en yüksek ve orta olanıdır, cennetin nehirleri Firdevs’ten çağlar, Allahtan cenneti istediğinizde Firdevs cennetini isteyiniz!   Muaz b. Cebel r.a. Müsned Ahmet b. Hanbel 5539

----

KORKTUKLARI İSLAM BU MU?

İYİLİK VE GÜZELLİK HAREKETİ İSLAM

Yüce dinimiz İslam, iyiliği ve güzelliği tesis için bildirilmiştir. Güzellik iki kelimeyle ifade edilir: Hüsn ve Cemal

Hüsün: kubhun, çirkinliğin zıddıdır, genelde görünen güzellikler mesela yüz güzelliği gibi şeyleri ifade eder. İyi, hoş, iyi muamele, güzellik manalarına gelir.

Cemal: insanın yüzüne nispet edilmekle beraber umumiyetle ahlak gibi görünmeyen güzellikler için kullanılır. İyi hoş muamele etmek, içi dışı temiz olmak anlamını ifade eder.

Burada konu edeceğimiz kelime: Cemaldir ki mukaddes kitabımızda sıfat-ı müşebbehe kalıbı olan “Cemil” şeklinde 4 yerde zikredilmektedir.

Bu dört yerde de İslamiyet’in ne derece bir geçimli hoşgörü dini olduğu mükemmelen anlaşılmaktadır. Kadınlardan boşanırken (Allah muhafaza) bile, düşmanlarımızdan ayrılırken bile nasıl bir iyilik ve hoşgörü içinde olacağımız tarif edilmektedir.

1- “Şimdi sen güzelce sabret.” (Mearic/5)

Başımıza bizi yaratan Allah cc tarafından takdir edilen kaza ve belaların gerçekleşmesi durumunda sabretmek hem de iyi bir sabırla sabretmek Kur’an-i Kerimde birkaç yerde tavsiye edilmektedir. Sabır kimseye şikâyet etmeden acılar karşısında yaratana teslim olmak demektir.

Bu manada Hz Yakup’un a.s. küçücük ve çok güzel evladı Yusuf’u kaybetmesi sırasında yaptığı sabır yüce kitabımızda “ne güzel sabır” tabiriyle övülmüştür.

2- “Onların söylediklerine sabret ve onlardan güzellikle ayrıl.” (Müzzemmil/10)

Yüce peygamberimiz (s.a.v.) Mekke-i mükerreme’de müşrikleri devamlı iman ve İslam’a çağırıyordu. Onlar ise her defasında reddediyorlar ardından da hakaret ederek olmadık laflar sarf ediyorlardı. Bu durumda bile yaratanımız peygamber efendimize: aman hız kesme ve ayrılırken de iyi ayrıl, onlara cevap verme, diyerek sonucun ancak bu şekilde iyi olacağını işaret buyuruyordu.

Bu davranış biçimi sadece Mekke’de değil Medine’de de aynı minval üzere devam etmiştir.

Üsâme b. Zeyd’in anlattığına göre Hz. Peygamber, evinde hasta yatmakta olan Sa‘d b. Ubâde’nin ziyaretine giderken aralarında münafıkların lideri Abdullah’ın da bulunduğu Müslüman, müşrik ve Yahudilerden oluşan bir toplulukla karşılaşmış, onlara yaklaştığı sırada Abdullah b. Übey kaftanıyla burnunu kapatarak, “Toz kaldırmayın” demiştir. Bununla beraber Hz. Peygamber bineğinden inerek onlara selâm vermiş, Kur’an okumuş ve Müslüman olmayanları İslâm’a davet etmiştir. Bundan rahatsız olan Abdullah, Peygamber’e, söylediklerinin doğru ve güzel olduğunu, ancak kendilerini rahatsız etmemesini, tebligatını sadece kendisini ziyarete gelenlere yapmasını söylemiştir. Onun bu davranışına sert tepkiler gösterilmek üzere iken Hz. Peygamber bunları önlemiş, sonra da Sa‘d b. Ubâde’nin evine giderek olanları anlatmıştır.

Görüldüğü gibi İslam’a zarar bulaşmasın diye yüce peygamberimiz en ağır hakaretleri bile kimden gelirse gelsin akıllıca ve peygamberi bir fetanetle İslamiyet’in lehine çevirmeyi başarmıştır.

3- “Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları hak ile yarattık; (gerçeğin ortaya çıkacağı) o saat, mutlaka gelecektir! Şimdi sen güzel bir hoşgörü ile hareket et.” (Hicr/85)

“sen güzel bir hoşgörü ile hareket et.” Bu ilahi sözün üzerine ne söylenebilir ki? Üstelik bu ayet kâfirlere yapılacak davranışlar hakkındadır, ya Allaha iman ederek onun çağrısına uyanlara nasıl davranılmalıdır? Çok iyi analiz etmemiz gereken bir husustur.

4- “Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâhlayıp, sonra onlara dokunmadan kendilerini boşadığınızda, onlar üzerinde sizin sayacağınız bir iddet hakkınız yoktur. Bu durumda onlara mehirlerini verin ve kendilerini güzel bir şekilde bırakın.” (Ahzab/49)

Kadınların insandan sayılmadığı bir topluma nazil olan bu ayetler kadın cinayetlerinin had safhada olduğu ve kadının bir mal gibi alınıp satıldığı zamanımızda uyulması gereken en ulvi gerçeği ifade etmektedir.

Bu ayetler bizlere ne güzellikler ilham ediyor değil mi? En başta kendimize iyi davranmayı emrederek bir bela ve musibet karşısında aşırı giderek kendimizi harap etmemizi yasaklıyor.

Düşmanlara iyi davranmamızı emrediyor ki ölümlerin, savaşların ve gereksiz dalaşmaların önü alınarak “güzelce İslam’a davet” in yöntemleri öğretiliyor.

Boşanırken bile kadınların haklarının gözetilmesi ve en iyi bir biçimde ayrılışması (mutlaka gerekiyorsa tabi) tavsiye edilerek hiçbir zaman kavga ve dövüşe rıza gösterilmediğini işaret ediyor.

İslamiyet savaşsız, zulümsüz, kimsenin zarara maruz bırakılmadığı, hem ailede hem kentte hem ülkede hem de dünyada mutlu bir toplumu hedefler. Bunun için önce inananlara şu eşsiz genelgeyi verir:

“Ey iman edenler! Hep birden barışa girin. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin. Çünkü o, apaçık düşmanınızdır.” (Bakara/208)

 

Yorum Yok

Bir yorum yaz
Henüz yorum yok

Yorum yazan ilk kişi olabilirsiniz.

Yorum Yaz

tüm yorumlar