ORTAÇAĞ KONYA’SINDA 11 MEDRESE VARDI

 

 

SIRÇALI (MUSLİHİYE) MEDRESESİ

Konya’nın Meram İlçesi, Sahibata Mahallesi’nde ve Sırçalı Medrese Caddesi’ndedir. Yapanı, yaptıranı ve ustası belli olan Sırçalı Medrese,  Türkiye Selçukluları’nın yazlık en zengin çinili medresesidir. Bulunduğu çevre Eski Konya’nın dış kale surları içinde kalan saha olup, Gazi Alemşah Mahallesi adıyla bilinir. Güneydoğu yakınında Hasbey Darülhüffazı bulunur. Sırçalı Medrese Caddesi’nden aşağıya doğru eski Larende Caddesi’ne inildiğinde Sahip Ata Külliyesi’ne ulaşılır.

Medresenin adı çinilerinden gelmektedir. Anadolu’nun pek çok yerinde ve çini üretim merkezi olan Kütahya’da hâlâ çiniye “Sırça” denilmektedir. Bu medresenin de tezyînatında çok zengin çini kullanıldığı ve avluya bakan iç duvarları –bugün çoğu dökülmüş olmakla birlikte- çini ile kaplı olduğu için “Çinili Medrese” anlamına gelen “Sırçalı Medrese” denilmiştir. Yaptıranın adına izafeten de “Muslihiye Medresesi” olarak zikredilir. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında ihmal ve ilgisizlik yüzünden yıkılmaya başlayan ve zaman zaman onarımlar geçiren medrese, 1961 yılından itibaren restore edilerek Konya Mezar Anıtları Müzesi olarak düzenlenmiş, 1985 yılındaki tadilat neticesinde ise üst katı Konya Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü’ne tahsis edilmiştir. Alt kat müze olarak görevini sürdürmektedir.

Medreseyi inşa ettiren kişi Bedreddin Muslih’dir. Bedreddin Muslih, II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in emirlerindendir. Aynı zamanda, II. Alâeddin Keykubâd’ın (ö.1254), lalasıdır. Devrinin etkin devlet adamlarından olan Bedreddin Muhlis, varlıklı birisidir. 1258 yılında vefat etmiş, medresesindeki türbesine gömülmüştür.

Yapanı, yaptıranı ve ustası belli olan Sırçalı Medrese’nin taç kapısındaki kitabesine göre, yapım tarihi 642 H. / 1242 M.dir. İki katlı, eyvanlı, açık avlulu Selçuklu medrese tipinin mimarî ve tezyinat (süsleme) bakımından âbidevî bir örneğidir. Mimarı, Sırçalı Mescid’in de mimarı olan Tus’lu Mehmed’tir. Medresede toplam 16 talebe hücresi vardır. Girişte avlunun karşısında, büyük eyvan vardır. Güney duvarlarındaki çini mihrâbı bulunan bu mekânın, mescid olarak kullanıldığı, aynı zamanda yazlık dershane olduğu anlaşılmaktadır. Eyvanın iki tarafında, kubbeli iki oda vardır. Bunlar da kışlık dershane olarak kullanılmaktadır.

Sırçalı Medrese, Anadolu’da çinili medreselerin ilk ve en önemli örneklerinden biridir. Medresenin her tarafı aslında çini kaplama iken maalesef önemli bir kısmı bozulmuştur. Çiniler; sadece göze ve gönüle hoş gelen süs malzemesi değildir. Selçuklular yazıyı; yaprak ve dalların dekoratif ortamında “meyve” gibi sunmuşlardır. Çinileri “pek dil-ribâ ibretâmiz” olan mescidi, besmele, Ayetel-Kürsî, Fetih Suresi âyetleri kuşatmaktadır. Eyvanın sağ yanındaki kubbeli oda cephesinde Bakara Suresi, 284-286 ayetleri; anlam olarak “mülk Allah içindir” (el-Mülk’ü-lillâh); kubbeli oda pencereleri üzerinde “Büyüklük Allah içindir”, “Şükür Allah’adır” (El-azametullah- el-Şükrullah) ifadeleri yazılıdır. Her hali ile Sırçalı Medrese, eğitime verilen değeri, gözlere batarcasına vurgulayan tarihî bir yadigâr durumundadır. Fıkıh medresesi olarak hizmete açılan Sırçalı Medrese, kurulduktan sonra yaklaşık yedi asır hizmet vermiş bir müessesedir.

 

ORTAÇAĞ KONYA’SINDA 11 MEDRESE VARDI

Selçuklular’ın başkenti ve İpek Yolu üzerinde olması dolayısıyla ortaçağın önemli bir kültür, san’at ve ilim merkezi haline gelen Konya, pek çok seyyahın ilgi alanına girerek seyahatnamelerinde sıkça bahsedilmektedir. Meselâ, ünlü seyyah “Evliya Çelebi 1648 yılında uğradığı Konya’dan bahsederken dar-ûl hadîs, imaret, tekke, bedesten ve dükkânların sayılarını verip, 11 tane medrese olduğunu belirtmiş, fakat isim zikretmemiştir. Şüphesiz ki bunlardan birisi de Sırçalı Medrese olmalıdır. Yabancı gezginlerden Charles Texier, 1833-37 yılları arasında Konya’ya gerçekleştirdiği seyahatinde Sırçalı Medrese’yi tanıtmış ve çinilerinin zenginliği ile renklerine değinerek eseri “Mavi Medrese” diye tanımlamış. Araştırmacı Friedrich Sarre ise, Selçuklu sanatı ile Konya’yı ilgilendiren kitaplarında Konya’daki tarihî eserlerin 1895’li yıllarda yurt dışına çıkarıldığıyla ilgili açıklamalar yer alıyor. Tarihçi Caner Arabacı da, “Çini mozaik bakımından Anadolu’nun sayılı zengin yapılarından olan Sırçalı Medrese’deki tahribatın fazlası, insan eliyle gerçekleştirilmiştir” diyor ve 1954’deki onarım çalışmalarında ‘yüzlerce kamyon moloz taşıttırılmıştır’ anekdotuna ilaveten  şu düşündürücü bilgileri veriyor: “Medresenin yazılı çini panolarından iki parça, Başarabey Mescidi’nin tamiri sırasında götürülerek dış kapının iki yanında süs olarak kullanılmıştır. “Birçokları da ikinci Meşrutiyet’in ilk yıllarında çalınarak Almanya’ya” götürülmüştür. Almanya’ya Sırçalı Medrese’den çini götürülebilmesi o yıllarda medresenin “Hristiyan Mahallesi” içinde kalmasının rolü bulunmaktadır sanıyoruz. Mimar Tuslu Mehmet’e ait Farsça beyit de yurt dışına çıkarılanlardandır. “Hatıra olsun diye bu süslemeyi yaptım. Ben ölürüm bu yadigâr kalır” anlamındaki beyit, bugün Berlin Müzesi’ndedir.” (Caner Arabacı, Konya Medreseleri, KTO Kültür ve Eğitim Yayınları-1998, s. 199-200)

 

Nasuhbey Camii ve Dâr’ül-Huffazı

Konya’da Meram İlçesi, Sahipata Mahallesi’nde ve Abdülmü’min Mescidi’nin doğusundadır.

“Karamanoğlu İbrahim Bey II. döneminde Kadıoğlu Nasuh Bey tarafından yaptırılmıştır. Kare plan üzerine taşlardan yapılıdır. Üzeri sekiz köşeli bir tanbura oturan yüksekçe bir kubbe ile kapatılmıştır. İbrahim Hakkı Konyalı, “Uzun yıllar burası belediyenin Gaz Deposu olarak kullanıldığı için halk arasında (Gazhane) şeklinde şöhret bulmuştur” diyor. 1967 tarihli Konya İl Yıllığı’nda ise, mescidin o senelerde gazete ve dergilerin tanzim edildiği “İl Halk Kitaplığı”nın bir şubesi olarak kullanıldığı belirtiliyor. Mescid, düzgün kesme taşla dört köşeli bir plan üzerine yapılan bir mimarî eserdir. Bir çok tadilatlar, onarımlar ve tahribatlara rağmen günümüze kadar gelebilmiştir. Hafızlar okulu ve medreseden ise bir şey kalmamıştır.

Eskiden kapısının tak halinde olduğu ve önünde üç kubbeli bir revakın bulunduğu fakat yıkıldığı resimlerden anlaşılırken, gördüğü çeşitli tadilat ve onarımlardan sonra Nasuhbey Camii’nin üç kubbeli revaklarının aslına uygun olarak sonradan yapılmıştır. Kapısının üzerinde bulunan kitabesi ve çinileri günümüze ulaşamamıştır. Güney tarafına altta iki büyük, üstte iki küçük ve ortalarında bir yuvarlak penceresi, doğuya ve kuzeye altta ikişer ve üstte birer büyük penceresi vardır. Yapıyı tek kubbe örter. Eski resimlerde mescidin kıble tarafındaki sağlı sollu iki pencereden birinin kapı olarak kullanılmasına rağmen bugün pencere vazifesi görmektedir.

Konyalı, mescid ile darülhuffazı yaptıranın Osmanlı Sultanlarından II. Bayezid’in hanımı Hüsni Şah Hatun için Pir Ahmed Bey’in babası Kadıoğlu Nasuh Bey olduğunu belirtmektedir. Bunun yanısıra hafızlar okuluna gelir getirmesi açısından bedestenin yanında bulunan Nasuhbey Hamamı’ndan elde edilen gelirlerin bir kısmının, Nasuh Bey’in diğer oğlu Mustafa Bey tarafından “dedesinin Konya’daki muallimhanesinde Perşembe ve Pazartesi günleri Kur’an okutulmak üzere vakfettiğini” vasiyet ettiğini de öğreniyoruz. Arabacı da, Nasuh Bey Dârü’l-Huffazı’nın “İçil Sancağı Beyi Nasuh bey tarafından yaptırılmış bir eser olduğunu ve 715 H./1315 M. tarihli vakfiyesi olduğunu belirterek “Eser aslında mescid, dârü’l-huffaz, muallimhâne ve zaviyenin de içinde bulunduğu manzumedir. Ayrıca medrese binası olmadığı halde 1794’de müderris atanmıştır. Buna göre XVIII. yüzyılda medrese olarak kullanılmıştır” diyor.

 

 

 

Yorum Yok

Bir yorum yaz
Henüz yorum yok

Yorum yazan ilk kişi olabilirsiniz.

Yorum Yaz

tüm yorumlar