Toplumun fay hatlarıyla oynuyorlar

“Kadir dalgın yazar, felsefetör, öteki. Soyu İnkalara kadar uzanmaktadır. Şeceresi üzerine yapılan araştırmalar bizi, 11. yüzyılda ak deniz sahillerini mesken tutmuş, daha sonra "Buralar bize yaramaz, şöyle çay ocağı bol bir yere gidelim," diyerek Sivas civarında yerleşmiş bir Avşar boyuna, oradan da bir ağaç kovuğuna götürmektedir. Kadir'in ağaç kovuğundan ne zaman çıktığı tam olarak belirlenememiş olsa da kimlik kâğıdının ebeveyn kısmında bazı isimler yazılıdır ki bu durum da Milli Eğitim Bakanlığı ve Askerlik Şubesi için yeterlidir. İlk ve orta öğrenimini köyünde, -dönemin mimari anlayışına göre tasarlanmış olan- Şehit Üsteğmen Hüsamettin Kanarya İlköğretim Okulu’nda tamamlamıştır. Öğretmenleri, kadir için "Derslerde hiç sesi çıkmazdı, ne efendi çocuk, büyüyünce büyük adam olur derdik, nereden bileydik böyle olacağını," demektedirler. Kayda değer bir anı ve ders notu bırakmadan bitirdiği ilkokulu bugün Botanik Müzesi olarak kullanılmaktadır. 

 

Üniversiteye herkes gibi başlamış ama okulunu hiç kimse gibi bitirebilmiştir. Yaşadığı ve üç mahallesini bir de çarşısının kaldırımlarını öğrendiği şehrin üniversitesinde krallar gibi bir öğrencilik yaşamış, TCDD İşletmesi, Park ve Bahçeler Müdürlüğü ve bilumum çay ocağı/kahve sahipleri, Kadir’in elini sıcak sudan soğuk suya sokturmamıştır. Bu dönemde önce Hasan El Benna ve Ali Şeriati ile sıkı fıkı olmuş, daha sonra ise okuma serüvenini Seyyid Kutub vesilesiyle tanıştığı Marx Amca'ya kadar uzatmıştır.

 

Yurdun farklı şehirlerinde o gar senin bu gar benim süren başarılı iş yaşamı bir süre için Ankara D.C.de noktalı virgülle kesintiye uğramış görülmektedir. Evli ve iki çocuk babası değildir. Yayımlanmış kitapları yoktur ve bu yayımlanmamış kitaplar herhangi bir Pulitzer ödülü vesaire almamıştır. Almıştır diye çirkeflik yapanlara itibar etmeyiniz. Haberi bizden alınız.”

 

Müjdat Gökçe: Türkiye’nin sosyolojik olarak parçalandığını düşünüyor musunuz?

 

Kadir Dalgın:

Türkiye’nin sosyal yapısı büyük bir krize girmiş görünüyor, sosyolojik olarak çok fazla deneysel sosyal olay gerçekleşiyor, maalesef biz bu deneysel durumu kavramakta güçlük çekiyoruz. Olaylar hem hızlı değişiyor, hem de akademi, intelijansiye bu hıza yetişecek kapasitede görünmüyor, bu durum sanki rüzgârın önünde savruluyoruz izlenimi uyandırıyor. Nereye kadar savrulacağız bunu zaman gösterecek!

 

Müjdat Gökçe: Biz nereye savruluyoruz?

 

Kadir Dalgın:

Büyük tehlike bu işte, savrulmanın yönü belirsiz, toplumsal bir çözülmeyi işaret ediyor. Sosyal bir belirsizlik hali yaşıyoruz. Öyle bir hakli bu aile içinden başlayıp sokağa yansıyan bir belirsizlik hali mevcut, kuşaklar arası çatışma, eşler arası çatışma, bireyler arası çatışma, cemaatler arası çatışma, yani çatışmaya ve belirsizliğe doğru bir gidiş var.

 

Müjdat Gökçe: Çatışma kültürünü ne besliyor?

 

Kadir Dalgın:

Çatışma kültürünü besleyen çok fazla dinamik var. Türkiye olarak hem kendi başımızayız, hem de burada yalnız bırakılmıyoruz. Yani dış dinamikler, iç dinamikler hep birlikte Suriye olmamız, Irak olmamız konusunda işbirliği yapmış görünüyor. Gezide ortaya çıkan şiddet dalgası, ne boyutta bölündüğümüzü, ne boyutta şiddeti içimizde barındırdığımızı gösterdi. Bu çok büyük bir tehlikeye işaret ediyordu.

 

Müjdat Gökçe: İnternet bu çatışma kültürüne ne kadar etki ediyor?

 

Kadir Dalgın:

Fırtınanın büyüğü orada kopuyor. Aslında paralel bir evren gibi, orada başka bir dünya var. İnternetin ilk sonuçlarını, gençler üzerindeki etkisini gezi sürecinde gördük, internete giren her bilgiyi doğru kabul eden bir kuşak var, özellikle, 15-30 yaş arası bir kuşak orada dolaşımda olan her şeyi kaynağını sorgulamadan gerçek gibi algılama eğilimi taşıyor.

 

Hayatında çizgi roman bile okumayan bir kuşağın, internette sunulan yazılı ve görsel veriyi sorgulaması düşünülemez tabi. işte burada doğan başka bir şey var. Orada kutuplaşıp, sonra sokağa çatışma için çıktılar. Duygusal motivasyonlarla hareket ettiler. Bu çok ilginçti, ideolojik katı kalıpların yerini duygusal patlama almıştı, her eylem bir tür sokak performansı dönüşmüştü.

 

Müjdat Gökçe: Gezi bölünmeye mi hizmet etti?

 

Kadir Dalgın:

Gezi süreci toplumda var olan yaşamsal gri alanları yok etti. Gezi öncesi insanlar yine farklı farklıydı, ama bir arada yaşama konusunda pek sorunları görünmüyordu. Ama geziden sonra insanlar işlerini kaybetti, bir birlerine tahammülleri yok oldu. Aslında demokrasinin en temel unsurlarından biri tahammüldür. Yani ötekine başkasına tahammül etmektir asıl mesele. Bu yoksa demokrasi olmaktan çıkar, istediğiniz kadar seçim yapın, istediğiniz kadar temsili demokrasi uygulayın, ama seçimlere ve yaşama biçimine bir tahammül yoksa, o demokrasi yaşayamaz.

 

Müjdat Gökçe: Farklılıklara tahammülümüz mü kayboldu?

 

Kadir Dalgın:

Biraz öyle oldu, artık birbirimize daha az tahammül ediyor, daha az dinliyor, daha çok tahakküm etmeye çalışıyoruz. Bu intelijansiye içinde böyle, sokaktaki gençler arasında da böyle, yani bir tür sosyal faşizmle karşı karşıyayız. Demokratik bir toplumdan çok tahammülsüzlüğe doğru akan ve tahakkümü ön gören bir geleceğe doğru akıyor gibiyiz.

 

Toplumda bir güç hiyerarşisi oluşuyor. Yani insani ve ahlaki değerler yerini gücün hegemonyasına bırakıyor. Bu güç siyasal olduğu kadar, aynı zamanda parasal, makamsal ve markalara dayanan bir güç hegemonyası doğuyor. 

 

 

Müjdat Gökçe: Sosyal faşizm kavramından tam olarak ne kast ediyorsunuz?

 

Kadir Dalgın:

Faşizm kavramı daha çok siyasetle ilgilidir, ama burada bu kavramı siyasetin dışında kullanıyorum, direk bireylerin ve cemaatlerin birbirine tahammülsüzlüğünden söz ediyorum. Sosyal yaşantımız içerisinde bir bireyin ötekine davranım şeklinden söz ediyorum, annenin babaya davranımından, babanın çocuğuna davranımından söz ediyorum. Karşılıklı eşit bireyler olarak iletişim kurmuyoruz, kar amaçlı, çıkar amaçlı, karşımızdakinin varlığını yok sayıcı bir nitelik var iletişim biçimimizi de. Tabi bunların ortaya çıkmasının ana kaynağı eğitim sistemimizin zaman ayak uyduramaması var, müfredatın güncele ve zamana ayak uydurmaması var.

 

 

Müjdat Gökçe: Temel sorun iletişim mi sizce, yoksa siyasal ve ideolojik bölünmeden mi kaynaklanıyor?

 

Kadir Dalgın:

İşin bir boyutunda da taşıdığımız kültürel ve ideolojik kimlikler var, galiba asıl gündemimizi belirleyende bu, ama ben meselenin daha köklü olduğunu sanıyorum. Herkesin ideolojisi olabilir, herkes kültürel bir iklime ait olabilir, ama bir arada yaşamanın gereklerine uymak zorundayız, eğer uymazsak nasıl sonuçlarla karşılaşacağımız Suriye’de, Irak’ta ortada duruyor. İşte bu yüzden Türkiye bu kamplaşmayı, farklılaşmayı cephelere dönüşmeden aşmak zorundadır.

 

Müjdat Gökçe: Türkiye galiba farklılaşmanın, cemaatlerin en yoğun olduğu ülkelerden biri? Sizce de öyle değil mi?

 

Kadir Dalgın:

Doğu insanı cemaatsiz yaşayamaz, mahallesiz yaşayamaz. Batının tam zıddı gibidir, batı birey demektir, kişi demektir, bireyin değerini birçok şeyin üzerinde tutar, ama bizde esas olan bütünlük cemaat bütünlüğüdür. Bu öyle bir boyut kazanmıştır ki, eskiden köyler kendi aralarında savaşırdı, mahalleler savaşırdı, aşiretler savaşırdı, tamda işte bu bütünlük için, işte bu cemaat duygusu için.

 

Doğu toplumlarında milliyetten, vatandan önce cemaat gelir, işte bu böyle bir mesele, aşiret kültürünü içine katın, içine sülale kavramını katın, ele güne karşı sözlerini katın.

 

Bunun en son örneğini Fettullah Gülen örgütünün stratejisinde görüyoruz. Kendi bütünlüğünü korumak için, kendi cemaatinin hakimiyet alanı için yapmadığı şey yok, işte bakınız tam da bu dediğim şey bu, vatan, millet filan öncelikli değil, kendi zümrenizin varlığı her şeyin üzerinde görünüyor. Yani bütünlüğün, topluluğun kendisi bizatihi amaç haline gelmiş görünüyor.

 

Müjdat Gökçe: Oysa Fettullah Gülen hareketi, kendinin toplumsal bütünlüğü savunduğunu ileri sürüyor, AK Parti’yi toplumu bölmekle suçluyor? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

 

Kadir Dalgın:

Hepimiz biliyoruz ki Fettullah Gülen örgütünün tek meselesi var, kendi çıkarları, bunun içinde sağda, solda ne gibi argümanlar varsa, bunları kendi çıkarlarını hizmet edecekler araçlar olarak görüyor. Her şeyi kullanıyor yani.

 

Mesela Tuzluçayır semtine yakın bir noktada cami-cemevi projesini ortaya koydu, o eylemler başladığında oradaydım, alevi toplumun direk reflekslerini hedef alıyordu.

 

Müjdat Gökçe: Fettullah Gülen hareketi niçin böyle refleksleri zorluyor, Alevilerle ilgili projesi mi var?

 

Kadir Dalgın:

Alevilerle ilgili hiç iyi bir şey planladıklarını sanmıyorum. Hükümeti ve AK Parti’yi Türkiye’yi yönetemez hale getirmek istediler, bunun için Türkiye’de var olan bütün fay hatlarını kırmak istediler, sokağa dökmek istediler, gezi öncesi ve sonrasında ki polis şiddetinin temelinde bu vardı, toplum bilinçli ve organize bir polis şiddetine, tacizine maruz bırakıldı.

 

Müjdat Gökçe: Türkiye’de sürekli kullanılmaya müsait fay hatları mevcut, bunlar hem tarihi hem de sosyolojik olarak bir vakıa olarak önümüzde duruyor. Sizce Türkiye bu sorunlarla baş edebilecek kapasiteye ve birikime sahip midir?

 

Kadir Dalgın:

Türkiye tarihsel olarak çok büyük krizlerle mücadele etti, bu anlamda fazlasıyla sosyolojik bir deneyime sahiptir. Uzun yıllardır terörle mücadele etti, uzun yıllar sağ ve sol çatışmalarını gördü, darbeler gördü geçirdi. Bu konuda her zaman iyimserim. Bu günlerde geçecek, biz çok şey öğreneceğiz, öğrenerek gelişip hep birlikte değişeceğiz, değişmek barışa giden yolun anahtarıdır, eski düşmanlıkları unutup, birlikte yaşamın, birbirine tahammül etmenin zamanı gelecektir.

 

Bunun dışındaki bütün seçenekler Türkiye için büyük sorun demektir, umuyorum ki burada inşa olacak olan bütün coğrafyaya barışı getirir.

 

 

 

Müjdat Gökçe: Teşekkürler

Kadir dalgın: Ben teşekkür ederim.

 

“Kadir dalgın yazar, felsefetör, öteki. Soyu İnkalara kadar uzanmaktadır. Şeceresi üzerine yapılan araştırmalar bizi, 11. yüzyılda ak deniz sahillerini mesken tutmuş, daha sonra "Buralar bize yaramaz, şöyle çay ocağı bol bir yere gidelim," diyerek Sivas civarında yerleşmiş bir Avşar boyuna, oradan da bir ağaç kovuğuna götürmektedir. Kadir'in ağaç kovuğundan ne zaman çıktığı tam olarak belirlenememiş olsa da kimlik kâğıdının ebeveyn kısmında bazı isimler yazılıdır ki bu durum da Milli Eğitim Bakanlığı ve Askerlik Şubesi için yeterlidir. İlk ve orta öğrenimini köyünde, -dönemin mimari anlayışına göre tasarlanmış olan- Şehit Üsteğmen Hüsamettin Kanarya İlköğretim Okulu’nda tamamlamıştır. Öğretmenleri, kadir için "Derslerde hiç sesi çıkmazdı, ne efendi çocuk, büyüyünce büyük adam olur derdik, nereden bileydik böyle olacağını," demektedirler. Kayda değer bir anı ve ders notu bırakmadan bitirdiği ilkokulu bugün Botanik Müzesi olarak kullanılmaktadır. 

 

Üniversiteye herkes gibi başlamış ama okulunu hiç kimse gibi bitirebilmiştir. Yaşadığı ve üç mahallesini bir de çarşısının kaldırımlarını öğrendiği şehrin üniversitesinde krallar gibi bir öğrencilik yaşamış, TCDD İşletmesi, Park ve Bahçeler Müdürlüğü ve bilumum çay ocağı/kahve sahipleri, Kadir’in elini sıcak sudan soğuk suya sokturmamıştır. Bu dönemde önce Hasan El Benna ve Ali Şeriati ile sıkı fıkı olmuş, daha sonra ise okuma serüvenini Seyyid Kutub vesilesiyle tanıştığı Marx Amca'ya kadar uzatmıştır.

 

Yurdun farklı şehirlerinde o gar senin bu gar benim süren başarılı iş yaşamı bir süre için Ankara D.C.de noktalı virgülle kesintiye uğramış görülmektedir. Evli ve iki çocuk babası değildir. Yayımlanmış kitapları yoktur ve bu yayımlanmamış kitaplar herhangi bir Pulitzer ödülü vesaire almamıştır. Almıştır diye çirkeflik yapanlara itibar etmeyiniz. Haberi bizden alınız.”

 

Müjdat Gökçe: Türkiye’nin sosyolojik olarak parçalandığını düşünüyor musunuz?

 

Kadir Dalgın:

Türkiye’nin sosyal yapısı büyük bir krize girmiş görünüyor, sosyolojik olarak çok fazla deneysel sosyal olay gerçekleşiyor, maalesef biz bu deneysel durumu kavramakta güçlük çekiyoruz. Olaylar hem hızlı değişiyor, hem de akademi, intelijansiye bu hıza yetişecek kapasitede görünmüyor, bu durum sanki rüzgârın önünde savruluyoruz izlenimi uyandırıyor. Nereye kadar savrulacağız bunu zaman gösterecek!

 

Müjdat Gökçe: Biz nereye savruluyoruz?

 

Kadir Dalgın:

Büyük tehlike bu işte, savrulmanın yönü belirsiz, toplumsal bir çözülmeyi işaret ediyor. Sosyal bir belirsizlik hali yaşıyoruz. Öyle bir hakli bu aile içinden başlayıp sokağa yansıyan bir belirsizlik hali mevcut, kuşaklar arası çatışma, eşler arası çatışma, bireyler arası çatışma, cemaatler arası çatışma, yani çatışmaya ve belirsizliğe doğru bir gidiş var.

 

Müjdat Gökçe: Çatışma kültürünü ne besliyor?

 

Kadir Dalgın:

Çatışma kültürünü besleyen çok fazla dinamik var. Türkiye olarak hem kendi başımızayız, hem de burada yalnız bırakılmıyoruz. Yani dış dinamikler, iç dinamikler hep birlikte Suriye olmamız, Irak olmamız konusunda işbirliği yapmış görünüyor. Gezide ortaya çıkan şiddet dalgası, ne boyutta bölündüğümüzü, ne boyutta şiddeti içimizde barındırdığımızı gösterdi. Bu çok büyük bir tehlikeye işaret ediyordu.

 

Müjdat Gökçe: İnternet bu çatışma kültürüne ne kadar etki ediyor?

 

Kadir Dalgın:

Fırtınanın büyüğü orada kopuyor. Aslında paralel bir evren gibi, orada başka bir dünya var. İnternetin ilk sonuçlarını, gençler üzerindeki etkisini gezi sürecinde gördük, internete giren her bilgiyi doğru kabul eden bir kuşak var, özellikle, 15-30 yaş arası bir kuşak orada dolaşımda olan her şeyi kaynağını sorgulamadan gerçek gibi algılama eğilimi taşıyor.

 

Hayatında çizgi roman bile okumayan bir kuşağın, internette sunulan yazılı ve görsel veriyi sorgulaması düşünülemez tabi. işte burada doğan başka bir şey var. Orada kutuplaşıp, sonra sokağa çatışma için çıktılar. Duygusal motivasyonlarla hareket ettiler. Bu çok ilginçti, ideolojik katı kalıpların yerini duygusal patlama almıştı, her eylem bir tür sokak performansı dönüşmüştü.

 

Müjdat Gökçe: Gezi bölünmeye mi hizmet etti?

 

Kadir Dalgın:

Gezi süreci toplumda var olan yaşamsal gri alanları yok etti. Gezi öncesi insanlar yine farklı farklıydı, ama bir arada yaşama konusunda pek sorunları görünmüyordu. Ama geziden sonra insanlar işlerini kaybetti, bir birlerine tahammülleri yok oldu. Aslında demokrasinin en temel unsurlarından biri tahammüldür. Yani ötekine başkasına tahammül etmektir asıl mesele. Bu yoksa demokrasi olmaktan çıkar, istediğiniz kadar seçim yapın, istediğiniz kadar temsili demokrasi uygulayın, ama seçimlere ve yaşama biçimine bir tahammül yoksa, o demokrasi yaşayamaz.

 

Müjdat Gökçe: Farklılıklara tahammülümüz mü kayboldu?

 

Kadir Dalgın:

Biraz öyle oldu, artık birbirimize daha az tahammül ediyor, daha az dinliyor, daha çok tahakküm etmeye çalışıyoruz. Bu intelijansiye içinde böyle, sokaktaki gençler arasında da böyle, yani bir tür sosyal faşizmle karşı karşıyayız. Demokratik bir toplumdan çok tahammülsüzlüğe doğru akan ve tahakkümü ön gören bir geleceğe doğru akıyor gibiyiz.

 

Toplumda bir güç hiyerarşisi oluşuyor. Yani insani ve ahlaki değerler yerini gücün hegemonyasına bırakıyor. Bu güç siyasal olduğu kadar, aynı zamanda parasal, makamsal ve markalara dayanan bir güç hegemonyası doğuyor. 

 

 

Müjdat Gökçe: Sosyal faşizm kavramından tam olarak ne kast ediyorsunuz?

 

Kadir Dalgın:

Faşizm kavramı daha çok siyasetle ilgilidir, ama burada bu kavramı siyasetin dışında kullanıyorum, direk bireylerin ve cemaatlerin birbirine tahammülsüzlüğünden söz ediyorum. Sosyal yaşantımız içerisinde bir bireyin ötekine davranım şeklinden söz ediyorum, annenin babaya davranımından, babanın çocuğuna davranımından söz ediyorum. Karşılıklı eşit bireyler olarak iletişim kurmuyoruz, kar amaçlı, çıkar amaçlı, karşımızdakinin varlığını yok sayıcı bir nitelik var iletişim biçimimizi de. Tabi bunların ortaya çıkmasının ana kaynağı eğitim sistemimizin zaman ayak uyduramaması var, müfredatın güncele ve zamana ayak uydurmaması var.

 

 

Müjdat Gökçe: Temel sorun iletişim mi sizce, yoksa siyasal ve ideolojik bölünmeden mi kaynaklanıyor?

 

Kadir Dalgın:

İşin bir boyutunda da taşıdığımız kültürel ve ideolojik kimlikler var, galiba asıl gündemimizi belirleyende bu, ama ben meselenin daha köklü olduğunu sanıyorum. Herkesin ideolojisi olabilir, herkes kültürel bir iklime ait olabilir, ama bir arada yaşamanın gereklerine uymak zorundayız, eğer uymazsak nasıl sonuçlarla karşılaşacağımız Suriye’de, Irak’ta ortada duruyor. İşte bu yüzden Türkiye bu kamplaşmayı, farklılaşmayı cephelere dönüşmeden aşmak zorundadır.

 

Müjdat Gökçe: Türkiye galiba farklılaşmanın, cemaatlerin en yoğun olduğu ülkelerden biri? Sizce de öyle değil mi?

 

Kadir Dalgın:

Doğu insanı cemaatsiz yaşayamaz, mahallesiz yaşayamaz. Batının tam zıddı gibidir, batı birey demektir, kişi demektir, bireyin değerini birçok şeyin üzerinde tutar, ama bizde esas olan bütünlük cemaat bütünlüğüdür. Bu öyle bir boyut kazanmıştır ki, eskiden köyler kendi aralarında savaşırdı, mahalleler savaşırdı, aşiretler savaşırdı, tamda işte bu bütünlük için, işte bu cemaat duygusu için.

 

Doğu toplumlarında milliyetten, vatandan önce cemaat gelir, işte bu böyle bir mesele, aşiret kültürünü içine katın, içine sülale kavramını katın, ele güne karşı sözlerini katın.

 

Bunun en son örneğini Fettullah Gülen örgütünün stratejisinde görüyoruz. Kendi bütünlüğünü korumak için, kendi cemaatinin hakimiyet alanı için yapmadığı şey yok, işte bakınız tam da bu dediğim şey bu, vatan, millet filan öncelikli değil, kendi zümrenizin varlığı her şeyin üzerinde görünüyor. Yani bütünlüğün, topluluğun kendisi bizatihi amaç haline gelmiş görünüyor.

 

Müjdat Gökçe: Oysa Fettullah Gülen hareketi, kendinin toplumsal bütünlüğü savunduğunu ileri sürüyor, AK Parti’yi toplumu bölmekle suçluyor? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

 

Kadir Dalgın:

Hepimiz biliyoruz ki Fettullah Gülen örgütünün tek meselesi var, kendi çıkarları, bunun içinde sağda, solda ne gibi argümanlar varsa, bunları kendi çıkarlarını hizmet edecekler araçlar olarak görüyor. Her şeyi kullanıyor yani.

 

Mesela Tuzluçayır semtine yakın bir noktada cami-cemevi projesini ortaya koydu, o eylemler başladığında oradaydım, alevi toplumun direk reflekslerini hedef alıyordu.

 

Müjdat Gökçe: Fettullah Gülen hareketi niçin böyle refleksleri zorluyor, Alevilerle ilgili projesi mi var?

 

Kadir Dalgın:

Alevilerle ilgili hiç iyi bir şey planladıklarını sanmıyorum. Hükümeti ve AK Parti’yi Türkiye’yi yönetemez hale getirmek istediler, bunun için Türkiye’de var olan bütün fay hatlarını kırmak istediler, sokağa dökmek istediler, gezi öncesi ve sonrasında ki polis şiddetinin temelinde bu vardı, toplum bilinçli ve organize bir polis şiddetine, tacizine maruz bırakıldı.

 

Müjdat Gökçe: Türkiye’de sürekli kullanılmaya müsait fay hatları mevcut, bunlar hem tarihi hem de sosyolojik olarak bir vakıa olarak önümüzde duruyor. Sizce Türkiye bu sorunlarla baş edebilecek kapasiteye ve birikime sahip midir?

 

Kadir Dalgın:

Türkiye tarihsel olarak çok büyük krizlerle mücadele etti, bu anlamda fazlasıyla sosyolojik bir deneyime sahiptir. Uzun yıllardır terörle mücadele etti, uzun yıllar sağ ve sol çatışmalarını gördü, darbeler gördü geçirdi. Bu konuda her zaman iyimserim. Bu günlerde geçecek, biz çok şey öğreneceğiz, öğrenerek gelişip hep birlikte değişeceğiz, değişmek barışa giden yolun anahtarıdır, eski düşmanlıkları unutup, birlikte yaşamın, birbirine tahammül etmenin zamanı gelecektir.

 

Bunun dışındaki bütün seçenekler Türkiye için büyük sorun demektir, umuyorum ki burada inşa olacak olan bütün coğrafyaya barışı getirir.

 

 

 

Müjdat Gökçe: Teşekkürler

Kadir dalgın: Ben teşekkür ederim.

Yorum Yok

Bir yorum yaz
Henüz yorum yok

Yorum yazan ilk kişi olabilirsiniz.

Yorum Yaz

tüm yorumlar