Yeni nesil ecdadını tanımıyor

Tarihi romanlardabüyük bir eksiklik olduğuna değinen ünlü yazar Bekir Manav, tarihi roman yazmanın özellikle Osman Gazi ve Ertuğrul Gazi gibi tarihte iz bırakmış kişilere dair roman yazmanın çok ince bir araştırma gerektirdiğini kaydetti. Yazar Bekir Manav ile son romanı olan “Kayı Beyi Ertuğrul ve Kayı Beyi Osman” ve tarihi roman üzerine söyleşi gerçekleştirdik. 

Manav, “Türkiye’de tarihi roman açısından büyük bir eksikliğin olduğunu fark ettik. Türkiye’de 15 senede 20 tane tarihi roman çıkar. Çünkü tarihi roman yazmak için hem edebiyatçı olacaksınız, hem de roman kabiliyetiniz olacak, aynı zaman da tarih bilginizin olması lazım. İkisi birleşirse tarihi roman yazabilirsiniz” dedi.

Manav, “Ülkemizde yıllarca Osman Gazi ve Ertuğrul Gazi gibi şahsiyetler ilkokul 5. sınıftan sonra ortaokul zamanından sonra anlatıldı. Yani yeni nesil çocuklarımız, atalarını tanımıyorlar.  Bunları çocuklara anlatabilmek için, ‘Atam Osmanlı’ adında bir çocuk kitabı çıkardım” dedi.

RÖPORTAJ: Ramazan Düşünceli - Sena Tuncel

Tarihi roman yazmak meşakkatli ve uzun zaman gerektiriyor. Bu tarihi romanları yazmaya nasıl karar verdiniz? Neyi hedeflemiştiniz?

 Hedeflediğimiz bir kitle vardı. Hedeflediğimiz bir çaba, amaç vardı. Güzel bir amaç uğruna bu işe girdik. Bende kitabım çıksın yayınlayalım diye bir düşünceden ziyade vefa duygusundan yola çıkarak kitaplarımı yazdım. Edebiyat alanında üzüldüğüm ve hasret kaldığımız noktalar var. Bunların bir gün olup da ortaya çıkacağını düşünüyorum ki çıktığına da inanıyorum. Yaklaşık 6 yıldır yayıncılık sektöründeyim ve roman yazarıyım. Edebiyat aşığı bir insanım. Romanlarımı yazarken her zaman şu soruyla karşılaştım, “Hocam yazıyorsunuz ama yazdığınız şeyler bireysel şeyler, geçmişimizi tanımaya ihtiyacımız var. Bunun üzerine bir çabanız, çalışmanız var mı?” şeklinde okurlarımdan yorumlar aldım. Ben tarihi seven bir insanım ama tarihi roman yazmaya cesaretim olmamıştı. Tarihçi arkadaşlarımızla birleştik.Neler yapabiliriz diye tartışmalarda bulunduk. Bunun neticesinde tarihi romanları araştırdık.Türkiye’de tarihi roman açısından büyük bir eksikliğin olduğunu fark ettik. Türkiye’de 15 senede 20 tane tarihi roman çıkar. Çünkü tarihi roman yazmak için hem edebiyatçı olacaksınız, hem de roman kabiliyetiniz olacak, aynı zaman da tarih bilginizin olması lazım. İkisi birleşirse tarihi roman yazabilirsiniz. Yoksa sadece bir edebiyatçı tarihi romanı yazmaya çalıştığında tarihi şahsı tanımıyorsa orada hatalı bilgiler vermiş olabilir. Roman okuyucuları eline romanı alıp, okuduğunda orada ki şahsiyeti gerçekten o olayları yaşamış gözüyle inanarak okur. Dolayısıyla tarihi romanda, ilgili şahsiyetin romanın kahramanına farklı bir misyon yüklerseniz o şekilde tanımış olurlar. Bunun önüne geçmek için tarihi romanda anlattığınız şahsiyeti doğru yazmamız gerekiyor.

TÜRKİYE’DE 15 SENEDE 20 TARİHİ ROMAN

Tarihi roman yazarken nelere dikkat ettiniz ve nasıl bir yol izlediniz?

Ben Osmanlı devrinin ilk yıllarına dair roman yazmaya karar verirken o zamanı en ince ayrıntısına kadar arşivlerden, kaynaklardan araştırdım. Osman Gazi’yi ve Ertuğrul Gazi’yi değişik kaynaklardan araştırdım. Osmanlı kaynaklarından Enveri, Neşri’nin, Âşık Paşazade’nin çevirileriyle derin bir araştırma yaptım. Bunlarla yetinmedim yabancı gözüyle Osman Gazi ve Ertuğrul Gazi nasıldır diyerek, Hammer’in Osmanlı tarihinden faydalandım. Yine bizim Yusuf Halaçoğlu Hoca’nın eserleri olsun diğer Türk tarihçilerin eserleri olsun, bunları harmanladığımız zaman Ertuğrul Gazi’nin ve Osman Gazi’nin kitabını yazdık. Tabi bunları yazarken özünden kopmadan gerçek kişiliklerinden kopmadan, kaynağından kopmadan nasıl bir şahsiyet olduklarını anlatabilmek için bir mücadeleye girdik.  Ancak sıkıntısını biliyorsunuz ki ülkemizde okuma oranı düşük. İnsanların okuması için özellikle gençlerimizin okuması için buna edebi bir dil lazımdı. Bununla beraber ortaya hem gençlerin severek okuyacakları, elinden bırakamayacakları hem de bu vesileyle okurken Osman Gazi’yi, Ertuğrul Gazi’yi yani atalarımızı tanıyabilecekleri güzel bir eser ortaya çıkmış oldu.

TARİHİ ROMANDA ŞAHSİYETİ DOĞRU ANLAMAK GERİYOR

Pek çok eseriniz var ve bu eserler arasında en çok dikkat çekeni ‘Atam Osmanlı’ adında ki çocuk kitabınızdan biraz bahsedebilir misiniz?

Kayı Beyi Osman Bey benim 5. eserim ondan sonra bir eksilik gördük, ülkemizde yıllarca Osman Gazi ve Ertuğrul Gazi gibi şahsiyetler ilkokul 5. sınıftan sonra ortaokul zamanından  anlatıldı. Yani yeni nesil çocuklarımız, atalarını tanımıyorlar.  Bunları çocuklara anlatabilmek için, ‘Atam Osmanlı’ adında bir çocuk kitabı çıkardım. Çocuk kitabının içeriğinde ise, küçük Ahmet rüyasında evini kaybediyor. Evini kaybedince babaannesinin yanına gitmek istiyor. Babaannesine giderken gökten bir bulut iniyor yanına ve küçük Ahmet’le arkadaş oluyor. Ahmet, “Bulut, sen neden buralardasın? Ben babaanneme gitmek istiyorum ama evinin yolunu bulamıyorum. Yollar karanlık ulaşamıyorum” diyerek buluta soruyor. Bulut, “Senin evine ulaşabilmem için sana sırlar lazım. Yolunda engeller olacak ve geçebilmen için bu sırlara vakıf olman lazım. Bu sırları öğrenebilmen için seni geçmişe götüreceğiz ve öğrenmiş olacaksın” şeklinde cevap veriyor. Bulut, küçük Ahmet’i, Kayı Obasına Ertuğrul Gazi’nin yanına götürüyor. Küçük Ahmet oradan tüm sırrını aldıktan sonra Osman Gazi’nin yanına götürüyor. Sonrasında sırayla tüm sultanların yanına ziyarete götürüyor. Bunun gibi Osmanlının önemli sultanlarının birebir gerçek tasvirini veriyoruz ve çocuklar tanışmış oluyorlar. PergoleYayınevi olarak biz, Osmanlıca ve tarihe değer veren, tarihi anlatmaya çalışan eserleri yayınlamaya çalışıyoruz. En güzel örnek olarak roman tarzında Abdülhamit Han’ı anlatan bir kitap yayınladık. Bununla beraber benim kendi kişisel eserim 6 tane yayınevi olarak 23. eserim yayınlanmış oldu. Aynı zamanda ülkemizde bulunmayan Hasan Beyzade Ahmed Paşa’nın eserleri başta olmak üzere pek çok eserin basımını gerçekleştiriyoruz.

KENDİMİ MEKKE’DE Kİ GİBİ HİSSEDİYORUM

Konya’ya daha önceden yolunuz düşmüş müydü? Konya’daki ilgi ve alakayı nasıl buldunuz?

Konyalılarla tanışabilmek için Denizli’deki fuara katılmadım. Bire bir buraya gelerek kitapseverlerle buluşmak istedim. Daha önce Konya’ya geldim. Konya çok güzel bir şehir, manevi bir havası var. “İslam Turizminin Başkenti” şeklinde oluşturulan sloganı çok beğendim. Ülkemizde çok güzel işler başarılacak olursa, daha da güzel günlere erişilecek olursak bunların başrolleri mutlaka Konyalılar olacağına inanıyorum. Konya kitap günlerinde müthiş bir atmosfer var. Ben buradayken kendimi Mekke’de ki gibi hissediyorum.Kitaba ilgileri mutlaka var, görünen bir şey bu.

Okuyucularınıza kendinizden biraz bahsedebilir misiniz?

1980 yılı Isparta doğumluyum. Öğrenimimi Isparta’da gördüm ve halen orada ikamet ediyorum. Lise mezunuyum. 28 Şubat döneminde İmamhatip lisesinden, okulumdan ayrılmak zorunda kaldım. Daha sonra üniversitede istediğim bölümü tutturamadığımdan dolayı ve ailemin maddi durumundan dolayı okumayı istemedim. 1998 yılından bu yana başlayan bir edebiyat aşkı vardı. Bundan hiçbir zaman kopmadım. Sonra ticaret hayatına atıldım ama yine edebiyattan kopamadım. Yurt dışına giderek, belli bir müddet yurt dışında yaşadım. Bu yurtdışında yaşarken 98 yılında yazmış olduğum eserleri ve ilave yaptığım eserlerimi yayınlamak için bir çaba içine girdim. Bu vesileyle ilk kitabımı çıkarmış oldum. Ardından diğeri, derken öbürü ve en son kendimi yayın dünyasının içinde buldum.

Yorum Yok

Bir yorum yaz
Henüz yorum yok

Yorum yazan ilk kişi olabilirsiniz.

Yorum Yaz

tüm yorumlar