Sosyal paylaşım sitelerine ne kadar da düştük toplum olarak. Hem de genç yaşlı, çoluk çocuk demeden…

***

Akıllı telefonu (!) eline alan kafasını gömüyor telefona ve bir daha ona ulaşabilene aşk olsun. Ondan sonra da başlıyor esaret. Bir anda telefonun esiri oluveriyoruz ve ne kadar değerli olduğunu bile fark edemediğimiz vaktimizin büyük çoğunluğunu orada harcıyoruz. Tek vaktimiz değil elimizden kayıp giden. Allah-ü Teâlâ’nın bize bahşetmiş olduğu düşünme yetimizi de kullanamaz oluyoruz âdeta. Oralarda gördüğümüz her habere, her söze, sorgusuz sualsiz inanıveriyoruz. Doğruymuş gibi algılayıp insanlara da o yönde aktarıyoruz. Birimiz de sormuyor ki bu haberin kaynağı nedir, aslı astarı var mıdır? diye.  En kötü, ateş olmadan yerden duman çıkmaz deyip kendimize tutunacak bir dal buluyor ve zorla inanmak istiyoruz. Çünkü araştırmakla, soruşturmakla, kitap karıştırmakla harcayacak vaktimiz yok bizim. Hele de oturup düşünmekle…

O haberleri yapanların belki de kötü niyetli kişiler olabileceğini ve bizim beynimizi yıkayabileceği ihtimalini bile düşünmüyoruz. Gördüğümüz gibi inanıyor, kopyala yapıştır yapıp başkalarına da inandırtıyoruz. Kendi düşüncesizliğimiz yetmezmiş gibi başkalarını vebalini de alıyoruz boynumuza…

***

Okuyanlar bilir. Ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov,  Gün Olur Asra Bedel romanında ‘mankurt’ kavramından bahseder. İnsanlara türlü işkenceler yapıldıktan sonra artık akılları ellerinden gitmiştir ve mankurtlaşmışlardır. Bu saatten sonra bir köleden farkları kalmaz ve düşünmeden sorgulamadan kendilerine söyleneni yapmak, kendilerine dayatılan hayatı yaşamak zorunda kalırlar. Sanırım bizim toplumumuzu da çekmek istedikleri nokta orası. Bu konuda kendim de dâhil herkesi biraz bilinçli olmaya ve araştırıp soruşturmadan, iyi kötü her yönüyle dinlemeden her fikri benimsememeye davet ediyorum.

***

Sadece bunlarla sınırlı değil esaretin bedeli. Akrabalık ilişkilerimizi de köreltti bu sosyal ortamlar. Daha önceki yazılarımda teknolojinin yararlarından ve zararlarından bahsetmiş uzaktaki sevenleri görüştürdüğü müddetçe benim için yararlıdır demiştim. Ama şunu gözden kaçırmışım. Sevenler ne de olsa internetten görüşüyoruz diye yanlarına gitmez oldu sevdiklerinin. Yüz yüze hasret gidermeler yerini görüntülü konuşmalara, paylaşılan resimlerdeki beğenilere ve sahte yorumlara bıraktı. Ne kadar çok yorum yapıldıysa o kadar özleniyor oldu uzaktakiler.

Şimdi doğum gününden tutun evlilik davetlerine, doğan çocuklardan ölen büyüklere her şeyi sosyal paylaşım sitelerinden öğreniyor, o da yetmezmiş gibi tebriklerimizi, iyi dileklerimizi, taziyelerimizi de oradan yapıyoruz. Ahh insanoğlu!!! Nasıl da alışıveriyor hemen rahatlığa…

Etraf sosyal ortamlarda binlerce arkadaşı olan ama gerçekte birbirlerini hiç tanımayan insanlarla dolu. Yakında gördüğümüz bir akrabamızı ama resimlerde böyle değildin diyerek tanımayacak duruma gelirsek hiç şaşırmam.

***

Şimdi siz söyleyin bakalım içine düştüğümüz bu durum çılgınlık değil de ne???