‘‘Osmanlı Devleti, kavimler, dinler ve mezhebler arasında sağlam bir ahenk kurdu. Halk kitleleri arasında hiçbir fark ve tezatlığa [zıtlığa] müsâade etmedi.’’  

Osmanlılar zamanında Mekke-i Mükerreme müftüsü ve reisül uleması olan Ahmed bin Seyyid Zeyni Dahlan (rahmetullahi aleyh-vefat 1886) El- Futuhat-ül- İslamiyye kitabının ikinci cüzünde "Ed-Devletül Osmaniyye" başlığı altında şöyle der:  

(Âlimler şu hususta ittifak etmişlerdir: İslam Devletleri tarihine vâkıf olan bir kimse kesin olarak şunu bilir ki;Osmanlı Devleti,Hulefa-i raşidin devrinden sonra İslam Devletlerinin en iyisidir. Çünkü Osmanlıların itikadları doğruydu, Ehl-i sünnet idiler. Ehl-i sünnetin hâmisi oldular.  

Sahabe-i kirama, Ehl-i beyte, âlimlere ve salihlere hürmetkâr idiler. İtikadlarında bozukluk, bidat yoktu. Çok önemli fetihler yaptılar. İslamiyete uygun yaşadılar. İslamın emirlerini yerine getirdiler. Özellikle Haremeyn-i şerifeynde (Mekke-i mükerreme ve Medine-i münevverede) çok sadakalar verdiler. Çok hayır ve hasenat yaptılar. Hac işlerini tanzim ettiler. Hacılar ve diğer ziyaretçiler için hac yollarının güvenliğini sağladılar. Bu sebeple onların devamı ve bekası için, Allahü tealanın razı olduğu ve beğendiği işlerde muvaffak olmaları için onlara dua etmek her Müslümanın vazifesidir...)  

Tarihçilerin Osman Gazi ve kurduğu devlet hakkındaki ortak fikirleri şöyle özetlenebilir: Türk ve İslâm târihinin en muhteşem devri Osmanlıların eseridir. Onlar, millî ve İslâmî mefkûrelerinin dâhiyane terkibi, siyâsi istikrâr ve sosyal adâletleri sayesinde üç kıtanın ortasında ve Akdeniz havzasında, beşer târihinde nizâm-ı âlem (dünya düzeni) davasının en kudretli temsilcileri olmuşlardır.  

Osmanlı Hânedanı, dünyâda hiçbir aileye nasip olmayan büyük ve dâhi pâdişâhları birbiri ardından yetiştirmekle, bu devlete yalnız en büyük hayatiyeti bahşetmedi; onu, millî, İslâmî ve insanî idealler çerçevesinde milletin kalbini kazanarak cihan hâkimiyeti düşüncesinin de en sağlam bir teşkilâtı hâline getirdi. İslâm dîninin, beşeriyeti saadete, adâlete ve insanlığa eriştirmek için ilân ettiği yüksek esaslar ve dünyâ nizâmı mefkûresi (ideali), Eshâb-ı kirâmdan sonra en ileri derecesine Osmanlı devrinde ulaşmıştır. Osmanlı Devleti, kavimler, dinler ve mezhebler arasında sağlam bir ahenk kurdu. Halk kitleleri arasında hiçbir fark ve tezatlığa [zıtlığa] müsâade etmedi. Böylece dünyâ târihinde milletlerarası en kudretli ve cihanşümûl bir siyâsi varlık teşkil etti.

Demem o ki OSMANLI İMPARATORLUĞU dünya da NİZAM ALEM davasından vazgeçmeden 600 yıl hükmetmiş bir milletin torunları şimdi 95 yıldır Batı emperyalizmin etkisinde kalıp şu an ki benim kabul görmediğim MİSAK-I MİLLİ sınırları içerisinde ilim ile islamın iç içe olduğu liderler bilim adamları çıkartamamak da.

Daha kuvvetli YENİ TÜRKİYE için sağlıcakla kalın efendim