Mısırdaki darbe hareketiyle İslam ülkelerindeki görünüm netleşmeye başladı bunun ardından da hâlâ anlayamayanlar tarafından batının ikiyüzlülüğü anlaşılmaya başlandı.

Gerçek Müslümanlar, İslam’ın yücelmesini hiçbir şeye değişmeyenler, menfaati için tüm değerleri çiğneyenler, dünyalık için ahirete ait ne varsa göz ardı edenler, kendisini İslam’ın emrinde bir nefer sayanlar, İslam’ı sadece adında yaşatanlar Mısır darbesiyle su yüzüne çıktı.

Bu darbeden önce tüm Arap dünyasını saran bahar hareketleri müminlerin eseridir, bu yüzden başta alkışlarla desteklenen bahar hareketleri İslami yüzünü göstermeye başlayınca İslam düşmanı şeytani ülkeler tarafından dışlanmaya hatta bu darbeyi desteklemeye kadar götürmüştür; işte Avrupa ve Amerika denen ve dünyaya demokrasi getirmeye soyunan bu iki yüzlülerin, çifte standartlıların hali budur.

Şimdi tüm Arap ülkelerinde yeşeren hatta Suudi Arabistan ile Bahreyn’i bile İsrail’in yanında yer almaya iten ihvan hareketini kısaca bir tanıyalım:

Mısır'ın İsmailiye kentinde mütevazı bir evde 1928 yılında yedi kişilik neferden ilk defa kurulmuş olan bir teşkilattır İhvan. Teşkilatın amacı, İslam'ı sahih akide platformuna yeniden oturtmak ve bu uğurda İslam'ın dev­let olmasına kadar cihat vermektir. Bu amaçla altı Müslüman Hasan el-Benna'yı kendine mürşit tayin ederek harekete geçmişlerdi. İhvan, çalışmalarına önce kültürel sahada başladı. Bi­atin hemen akabinde Kur'an, Tefsir, Hadis, peygamberi­mizin sireti, akaid ve ibadet gibi ilimlerde kendilerini ye­tiştirmek için bir ev kiralayarak burayı medreseye dönüş­türdüler. İsmailiye'nin pislik ve bataklığına saplanmış, fa­kat ruhları halen ölmemiş insanları bir bir çekip bu med­resede yetiştiriyorlardı. Bu küçük topluluğun oluşu­munda en büyük rolü oynayan etkenler; bir araya ge­lip pratik bir takım davranşılar ortaya koymak, arala­rındaki sevgi ve saygı bağını pekiştirmek, hayatlarındaki eksiklikleri tamamlamak, her konuda yardımlaş­mak ve nefislerini fiili cihada hazırlamaktı. İhvan, halka İslam'ı götürürken her şeyden önce tak­dir edilecek bir güven ortamı sağlamıştı. Halk bu davayı benimseyip İhvan'ın etrafında kenetlenmeye başlayınca, diğer taraftan haset ve kıskançlık akrepleri garazkârların ruhlarında harekete geçti. Bu garazkârlar davaya taham­mül edemeyince davayı ve davetçileri çeşitli şekillerde karalamaya başladılar. İhvan'i bazen beşinci mezhep, bazen Vahhabilerin uzantısı, bazen de kendilerine güvenilmeyen maceracı, hayalperest gençlerin bir ta­kım yollarla yeni bir din inşa etmeleri olarak nitelen­dirmeye başladılar. İslam'ı İslam’ca yaşamak ve yaşatmak isteyen Müslümanların, tarih şeridinde kendi bölgelerinde İhvan'ın karşılaştıkları ile karşılaşmamış olmaları mümkün değildir. Nuh, İbrahim, Musa ve İsa (a.s)'dan tutun da Muhammed (a.s)'a kadar İslam düşmanları hep aynı yöntemi izlemiş ve Rasulullah'tan sonra da davaya karşı çıkanlar kendi atalarının yöntemini kullanarak Müslümanları karalamaya geçmişlerdi. Kardeşler, İsmailiye'de kendilerine bir mescid ve ya­nında bir okul (Hira İslam Enstitüsü) ile bir teşkilat mer­kezi yapmaya başlayınca bu kez de mevcut yönetimle/ik­tidarla karşı karşıya geldiler. Kin ve garez sahipleri, genel mürşit Hasan el-Benna'nın komünist Rusya'dan yardım aldığını, yöneticileri kötülediğini, mevcut rejimi gayri meşru bulduğunu ve bu yönetimin mutlaka değiştirilmesi gerektiğini içeren ayrı ayrı mektuplarla hükümete bildirdiler. Bunları farkeden Kardeşler, bunlara aldırmadan doğru ve hak bildikleri davada yürümeye devam ettiler. Öyle ki, teşkilat kısa zamanda İsmailiye'nin dışına taşa­rak Ebu Savir, Port Said, el-Bahr, Süveyş ve Kahire'ye kadar uzandı. Daha sonra teşkilatın merkezi Kahire'ye ta­şındığında (1932), çalışmalar daha da zenginleşiyordu. Artık Mısır'da köklü bir İslami hareket göz ardı edilemez­di. Bu hareketin siyasal etkileri her tarafla tezahür etmişti. Temelde güdülen İslami yaşayışa davet, bütün şiddetiyle yürürlükteydi.  

İhvan'ın 1947'lerde Filistin Siyonistlerini büyük bir hezimete uğratması, bütün bölgelerde şube açtırmalar ve İslam'ın hâkimiyetini kamuoyunda sürekli gündemde tut­maları, despot hükümeti ve işgalci İngilizleri tehdit eder duruma gelmişti. Bu başarılı çalışmaları gören İngiliz em­peryalistleri, despot hükümete bir emir göndererek bütün İhvan yöneticilerinin tutuklanmasını istediler. Bu emirler yerine getirilerek, bölgede büyük çaplı operasyonlara geçildi. Hatta Filistin Siyonistleriyle cephede çarpışan İhvan üyeleri dahi zincirlere vurularak hapishane ve zindanlara atıldılar. Bir kaç ay sonra da genel mürşit Hasan el-Ben­na, Kahire'de Firavun hükümeti özel polis timi tarafından vurularak şehit edilmişti(12 Şubat 1949).

Mısırdaki son darbe; Şiilerle Vahhabileri, Amerikancılarla Rusçuları, Kıptilerle Necdileri, ABD ve AB mensubu ülkeleri, İsrail ile Arapları bir araya getirdi. Ancak korkularının ecellerine faydası olmayacak ve Allah’ın şu ayetinde verdiği sözü mutlaka gerçekleşecektir:

“Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderen O'dur. Şahit olarak Allah yeter “ (Fetih 28)