Yağız Hasanın kelifinde toplandılar. Hasan, kepirlerden topladığı kekik ve dağ çayından nefis bir çay kaynatmıştı. Son kez içtiler. Ve yarın pılıyı pırtıyı toplamak üzere erkenden kalkıp obalarına dağıldılar.

 

Mehmet mitilini altına yayarak tek yorganı üstüne çekti, yarın akşam anasına kavuşacaktı, gözlerine hiç uyku girmiyordu sağa döndü sola döndü uyuyamadı. Sürekli “senin mürüvvetini görmeden ölürsem…”  diye başlayıp süren anacığının konuşmalarını hatırladı.

 

Mehmet gece yarısını geçerekten baykuş seslerinin ve tek tük çakal ulumalarının arasında uzun bir rüya için gözlerini yumdu:

 

Kızılca, Anamur kazasına bağlı 24 haneli bir köydü. Halkın birer evlek ve ya dönüm pamuk tarlası, birer dönüm darı ve ya buğday tarlaları bunun yanında birer dönüm bağları vardı. Ayrıca her evde 5, 10, 20 civarında keçi bulunmaktaydı, oğlaklar kısırlar inekler ve binit için her evin demirbaşı olan eşekler vardı. Kısrak ve deve bulunanlar zengin sayılırlardı.

 

Yaz altı ay Torosların doruklarında mallarıyla göçüp yaşarlar kış bastırınca da Kızılcaya geri dönerlerdi. Ermenek, Mut, Gülnar ve Anamurluların buluşma ve tanışma yeri haline gelen Bardat yaylası yazın dolar taşardı.

 

O yıl Osmanlı ülkesinde vergi amaçlı, geniş kapsamlı bir sayım olmuştu. Memurlar Mustafa amcanın kapısını çaldıklarında Mehmet korkmuş: “zaptiyeler de var baba!” diye arka odaya kaçmıştı.  Köyün muhtarı, imamı ve birde zaptiye eve geldiler. Mustafa amcadan nesi var nesi yok sordular, her eve bunu yapmışlardı. Büyük mali kiriz yaşayan koca devlet-i aliyyenin borç batağından kurtulması lazımdı.

 

Ellerindeki tutanağa Mustafa amcanın variyeti şöyle kaydedildi: Kızılca köyünden Mehmet oğlu Mustafa’nın malları: iki dönüm tarla, sekiz sağmal keçi, 3 dölsüz keçi, 8 oğlak, iki öküz ve bir eşek.

 

Mustafa amcadan tutanağın altına parmak basmasını istediler o ise tamam basayım da size diyeceklerim var dedi, muhtar buyur must’emmi dedi. Mustafa amca bu mazbataya şerh konmasını isteyerek 8 keçinin ve iki öküzün kendisine ait olmadığını bunların “Ölmez Ana” olduğunu söyledi, muhtar sen daha iyi anlatırsın zabit efendiye deyiver dedi.

 

Muhtar şöyle anlattı: “Mustafa amca Kızılcaya geçen yıl yerleştiler, aslen Hacı Abdillerdendir. Nafakasını karşılayacak bir geliratı olmadığından köylü toplanarak buna “Ölmez ana” verdik. Ölmez Ana, malın anası asıl sahibine ait olmak üzere gelirlerinin bakana verilmesidir. Mustafa amcaya 8 sağmal keçiyi ve 2 çift öküzünü zengin arkadaşlar verdiler. Onlardan elde ettiği gelirler ve oğlaklar o baktığı müddetçe onun olacak hali vakti düzelince de bu ana malı esas sahiplerine geriye verecektir.  

Ölmez Ana Anadolu’da Türk ahlak ve seciyesinin eşsiz bir örneğidir. Anamur, Ermenek ve Alaiye yörelerinde ve Yörükler arasında çok yaygındır. Bazı yerlerde davar ve sağmal Ölmez anaların süt yağ ve yün gibi gelirlerinin bir kısmının asıl sahibine verilmesi yönünde de anlaşmalar yapılmaktadır.”

 

Mustafa amcaya bu mal sayımında 1845 senesinde tahsil edilmek üzere: Sağmal keçiler için 32, dölsüz keçiler için 3, iki dönüm tarla için 535 kuruş olmak üzere toplam 570 kuruş vergi tahakkuk ettirdiler.

 

Mustafa amca şu dörtlüğü mırıldanarak eyvallah efendim dedi.

 

Töremizde ölmez ana ve yarı

İp ile çekerdik kıştan baharı

Ağaçtan kürekle damlardan karı

Kürümediysen bilemezsin bu yurdu. 

 

Bilmezdik iğneyi, yutmazdık hapı,

Evimiz taşlardan, kıl çuldan kapı,

Harmanın üstünde düğenle sapı,

Sürmediysen bilemezsin bu yurdu.