Gururlanma insanoğlu,

Ölmemeye çare mi var?

Hazan görmüş bir gül gibi,

Solmamaya çare mi var?

 

Hayat denen dolap döner,

Bütün mahluk olan biner,

Yağı biten kandil söner,

Sönmemeye çare mi var?

 

Hiç güvenme can dostuna,

Kapışırlar mal kastına,

Çıkıp teneşir üstüne,

Yatmamaya çare mi var?

 

Düşünmezsin hiç ölmeyi,

Terk etmezsin eğlenmeyi,

Yakası yok, ak gömleği,

Giymemeye çare mi var?

 

Nerde ecdat nerde ata,

Hakk’a karşı yapma hata,

Tabut denen ağaç ata,

Binmemeye çare mi var?

 

Katma mülke haram malı,

Kurtaramaz kilim, halı,

Bu emanet tatlı canı,

Vermemeye çare mi var?

 

Düşersin onulmaz derde,

Gözden kalkar kara perde,

Kabir denen kara yerde,

Yatmamaya çare mi var?

 

Yürüyelim hak izinde,

Hayır söyle her sözünde,

Dört kişinin omzunda,

Gitmemeye çare mi var?

 

Rahmetli babaannem Muazzez Türüng’ün “Geçti dost kervanı eyleme beni” Türküsünü çok severdi. Geçen gün nereden aklıma geldiyse o türküyü dinledim. Dinlerken o merhum türkücünün çok manalı bir türküsünü daha buldum. “Ölmemeye çare mi var?” türkü tadında çok güzel söylüyordu. Aynı başlık altında İlahi olarak da söyleniyor.

 

Tam da manevi duyguların tavan yaptığı Ramazan ayında yukarıdaki sözlerden etkilenmemek mümkün müdür? Hayata bakışımızı, yaşantımızı bu sözleri sadece mırıldanarak değil hissederek gözden geçirmeye ne dersiniz? İsterseniz başlığı bir daha okuyun!