Ak Parti için Nogayların ve Kırgızların Dombra adlı saz eserini kullanarak halkın büyük sevgisine mazhar olmuş bulunan Uğur Işılak’ın bir besteyle bunu parti marşı yapması olağanüstü bir beğeni kazanmıştı. Bu parti marşının bile % 4 oranında oyları artırdığı var sayıldı.

 

Eğer Sayın Başbakan sert söylemlerini bırakma gücünü yakalayabilseydi oylar kesinlikle tavan yapacaktı ve daha büyük bir zafere imza atacaktı. Ne var ki tüm liderlerin çocuklar gibi seviyesiz atışmaları kararsızların artmasına neden oldu.

 

Avrupa ve Amerika ülkelerinde seçimlerden önce gördüğümüz liderlerin bir masada toplanarak TV kanallarında tartışmalarını çok isterdik ancak bizim liderlerimiz birbirlerine karşı bir araya gelemeyecek ve yüz yüze bakamayacak kadar ağır sözler ettiklerinden bu mümkün olmadı.

 

Bu seçimlerden önce başbakandan başka hiçbir lider proje üretmedi, kazanırsak şunu-bunu yapacağız demedi. Buna rağmen muhalefet liderleri şu projeyi durduracağız, bu proje çok hayalperest gibi yaklaşımlarla gözden düştüler.

 

Muhalefet partilerimiz geçmişi ve o geçmişin 12 yıllık mimarı başbakanı kötülemekten başka bir laf edemediler. O ettikleri laflarda hiç halkın tasvip etmediği sevilen kişilere hakaretten ibaretti. O hakaretler sokak çocuklarını bile güldürecek cinstendi: namussuz, namert, müfteri, şerefsiz, adi, yalancı, hırsız, soysuz, diktatör, kabadayı ve daha nice argo sözler.

 

Başbakan bu seçimlerden önce de mağdur oldu ve bu mağduriyeti meydanlarda kullandı. Bundan önceki yerel seçimlerde aldığı oyu solladı ve ilk sonuçları alınca ağlamaya başladı. Sayın başbakanım neden ağlıyorsunuz diyen danışmanlarına: “bu halka layık olmak için ne yapılabilir diye düşündüm ve bu teveccüh karşısında ağlıyorum” dedi.

 

 Bu arada masanın başında balkondan yapacağı konuşma metinini hazırlıyordu. 77 milyon diyorum ama bunların bazılarını hain, bazılarını çapulcu, bazılarını marjinal diye ayırdım diye hatırladı, artık herkesin kucaklanması gerektiğini düşündü. Bütün etnik yapılara ve dinsel mezhep ve cemaatlere gösterilen hoşgörünün daha yaygın hatta tam kapsamlı olması gerektiğini anladı.

 

Elindeki kâğıdı son kez kontrol ettikten sonra onu masada bırakarak balkona çıktı, yüzbinlerce seveni onu bekliyordu. Birkaç ay sonra yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimine katılan bir aday edası ve oturaklı, karizmatik bir lider ve devlet adamı tavrıyla şöyle konuştu:

 

(Uzun alkış ve tezahürat) seçimlerden önce yaptığımız konuşmalar sırasında kalbini kırdığım herkesten özür diliyorum. Bana karşı haksız itham ve eleştiri yapanlara da olan haklarımı helal ediyorum.

 

Yanlış ellere düşerek yanlış yerlerde vatana millete karşı duran uç gurupların içindeki çapulcu diye nitelediğimiz tüm gençlerimizden de özrü diliyorum. Onları doğru yolda tutamamak ve yanlış ellere düşmelerine engel olamamakla asıl suçlunun kendimiz olduğuna inandım.

 

Esasen bu güne kadar yaptıkları ferdi ve içtimai tüm faaliyetlerinin İslam’a aykırı olmadığını bildiğimiz (ancak kendilerince hizmetin devamı ve evrensel temellerde sürekliliği için dâhili ve harici güç odaklarından destek alarak seçilmiş hükümete dershaneleri bahane ederek saldırıya geçmeleri ve bu saldırıdan hiç geri adım atmamalarını sıra dışı tutmakla beraber) bir cemaatin, kalbini kırdığımız tüm fertlerinden de af diliyorum. Bu fertlerin İslam’ın “imama ve emîre kesin itaat” düsturundan hareketle masum olduklarını düşünüyorum. İnşallah yönetim kadroları da hatalarını anlayacaklar ve aynı düsturun kendileri içinde ( seçilmiş hükümet ve ülü’lemre karşı) geçerli olduğunu anlayacaklardır. İşte o zaman Türkiye’mizi kimse tutamayacaktır.

 

Artık 2023 hedefi için tüm vatandaşlarımız ve tüm parlamentomuz ile beraberce çalışacağız.