Geçen Cuma günü Cuma namazından sonra kayalı parktan geçerken hükümet konağının dibinde bir tır içinde ziyaretçilere açılan Çanakkale müzesi vardı. İçerisinde o günün askeri malzemeleri yer alıyor ve geniş bir resim sergisi duvarlarını dolduruyordu.Beni içinden çok dışında yazan çok ilginç Çanakkale hatıraları çekti ve gözyaşlarıiçerisinde okuduğum 3 hatırayı sizlere de aktarmak istiyorum.

BİR MECİDİYE!

 Kocadere köyünde büyük bir sargı yeri kuruluyor. Kimi Urfalı, kimi Bosnalı, kimi Adıyamanlı, kimi Gürünlü, kimi Halepli çok sayıda yaralı getiriliyor...

 Bunlardan biri Lapseki'nin Beybaş Köyündendir ve yarası oldukça ağırdır. Zor nefes alıp vermektedir. Alçalıp yükselen göğsünü biraz daha tutabilmek için komutanının elbisesine yapışır. Nefes alıp vermesi oldukça zorlaşır ama tane tane kelimeler dökülür dudaklarından.

 "Ölme ihtimalim çok fazla. Ben bir pusula yazdım arkadaşıma ulaştırın..."

 Tekrar derin nefes alıp, defalarca yutkunur: "Ben... Ben köylüm Lapseki'li İbrahim Onbaşıdan 1 Mecidiye borç aldıydım... Kendisini göremedim. Belki ölürüm. Ölürsem söyleyin hakkını helal etsin."

 "Sen merak etme evladım" der komutanı, kanıyla kırmızıya boyanmış alnını eliyle okşar. Ve az sonra komutanının kollarında şehit olur ve son sözü de "Söyleyin hakkını helal etsin" olur...

 Aradan fazla zaman geçmez. Oraya sürekli yaralılar getiriliyor. Bunlardan çoğu daha sargı yerine ulaştırılmadan şehit düşüyor. Şehitlerin üzerinden çıkan eşyalar, künyeler komutana ulaştırılıyor.

İşte yine bir künye ve yine bir pusula. Komutan göz yaşlarını silmeye daha fırsat bulamamıştır. Pusulayı açar, hıçkırarak okur ve olduğu yere yıkılır kalır. Ellerini yüzüne kapatır, ne titremesine ne de gözyaşlarına engel olamaz...

Pusuladaki not:  "Ben Beybaş Köyünden arkadaşım Halil'e 1 Mecidiye borç Verdiydim. Kendisi beni göremedi. Biraz sonra taarruza kalkacağız. Belki ben dönemem. Arkadaşıma söyleyin ben hakkımı helal ettim."

 

KURU FASULYE SEVER MİSİNİZ?

“Dedem Çanakkale’den dönmüş ama babası kalmış” dedi. Biraz anlatmasını konuyu açmasını istedim. Dedesinin babası Halil Çavuş Çanakkale savaşları başladığında kırk yedi, kırk sekiz yaşlarındadır. Oğlu Ali ondokuz-yirmi yaşlarındadır. Ali Çanakkale’ye gider... Halil Çavuş’un hanımı, bir gün dükkana gelir: “Bey, eve iki asker geldi. Seni sordular... Hemen askerlik şubesine gidecekmişsin... Acaba Ali’mize bir şey mi oldu? Yüreğime bir kor düştü!..” “Tamam hanım olur, ben şimdi gider, öğrenir gelirim. Canım çekti, sen akşama ocağa bir kuru fasulye vur da yiyelim...” dükkanı toparlar, askerlik şubesine gider, kendini tanıtır. Komutan ayağa kalkar: “Sen nerde kaldın? Yürü... Edremitliler Çanakkale’ye gidiyor. Koş yetiş...” “Aman bey! Varıp eve haber vereyim... helalleşeyim.” “Mümkün değil kafileden kopma... koş... Eve biz haber veririz..” Gerçekten de hemen eve koşup, “Kocanızı Çanakkale’ye yolladık” diye haber vermişler. Aradan hayli zaman geçer. Kurtuluş Savaşı sonunda Ali geri döner.. Halil Çavuş’tan bir daha haber alınamaz. “Ben o Ali’nin torunuyum hocam!.. Nenem, hayatı boyunca her akşam kuru fasulye pişirdi. Kendisi ağzına o yemekten tek bir lokma koymadı. Hep bize yedirdi. Nenem ölene dek her akşam o boş tabağı sofraya koydu ve kaldırdı. Koydu... ve kaldırdı... Bir şey daha söyleyeyim. Belki inanmazsınız.. Bizim evde hala her akşam kuru fasulye pişiyor. Çocuklar bıktık diye, mırın kırın ediyorlar ama.. hala pişiyor...” Benim nenem hayatı boyunca sofraya boş tabak koydu. Çatalı kaşığı yanında hazır boş tabak, dedemizin tabağıydı. “Gelirse hemen koyu vereyim yemeğini... Acıkmıştır... Özlemiştir... Hemen koyuvereyim...” diye nenem boş tabağı hep sofrada tuttu. Ölüm döşeğinde bile “Dedenizin tabağını koyun.” Diyordu.

 

AŞKLARIN EN GÜZELİ

Bayramiçli Emine teyzenin on aylık eşi Ali Osman Çanakkale’deşehit düşmüştür, Emine teyze şehid eşidir ve ona kavuşacağı günü özlemle beklemiştir hep…

Emine teyze 1980 de vefat eder torununu ölmeden evvel mezarına koyması için bir emanet vermişti. Emine teyzeyi mezarına yerleştirdikten sonra torunu vasiyetini ifa ederek o torbayı itina ile yerleştirdi.

Mezara ne koydun diye sordular: ninemin vasiyetiydi, içinde dişleri ve saçı vardı, bana dedi ki: Çanakkale şehidi deden Ali Osman çok kıskançtı, bana savaşa gitmeden önce çok tembih etti: sakın ha köyde erkeklerle konuşma, görüşme ve saçını gösterme diye…

Ben şehidime gidince bana inanmayabilir, diye dişlerimi ve saçlarımı şahit olarak yanımda götürmek istiyorum der. Bende nineme olan sözümü tuttum dileğini yerine getirdim der torunu…

Allah ümmet-i Muhammede bir daha böyle afetler göstermesin! Amin.