Nakış nakış işlenmişti camlarına renk,

Yollarında yansıma bir ray,

Yıllanmış basamaklarda yosun kokusu,

Sirkeci Garı dediler sana,

Ben ise boynu büküklerin ayrılma noktası,

Tatlı tebessümlerin yerini kahkahaya bıraktığı yer,

Yar ve yol bilmişlerin sığınağı,

Nakış nakış işlenmişti camlarına nem,

İçinde Haydar Paşaya hasret bir çocuk,

Kavuşmak imkânsız uzun bir yol…

GST

Sirkeci Garı’ndan uzun uzadıya bir yol… Sağında deniz, seni görmek için kabardıkça kabarır, adeta seni içine alıp sımsıkı saracakmış gibi. Kollarınla uzanıp değmek itersin… Denize kavuşmak bir masalı sonlandırmak kadar güzel bir his… Arada solundan tramvaylar selamlayarak geçer seni. Arabalar vızır vızır… Az önce karşılaştığın mısır çarşısı seni tekrar gördüğüne sevinmiş gibi kalabalıklar arasından el sallar. İçinde ayrılığın vermiş olduğu o kısa süreli hüzün balıkçıları görmenle son bulur. Sıra sıra oltalar eğilmiş seni izler. Fotoğraf çekmeden geçemezsin köprüden. Biletin ise aşağıdaki merdivenlerden geçerken, gemileri seyretmek olur. Yatlarda düğün sevinci yaşayan insanlar senin yerine de göbek atar. Karşıda kalabalık ve karmaşa başını döndürür. Eski ve büyük binalar küçücük hissettirir seni. Tarihi ve hafif koku salan o caddeden komando merdivenine ulaşırsın. Zamanın yıprattığı tüm o basamaklar geçmeni bekler… Sıraya geçmiş insanlar birer birer fotoğraf çekinir, ta ki sıra sana gelinceye kadar. Merdivenlerin ardından uzun ve dik yokuşu görüp yine mi dersin? Ama uslanmadan çıkıverirsin… Yokuştaki mağazalar kafeler otantik yerler seni hayran bırakır kendine. Müzik marketlerde müzisyen olmak istersin, keçecilerde elişi dokumak, dericilerde satış yapmak, dokunmak hepsine teker teker. En sonunda ulaşırsın Güzel Gelin Galata’ ya… Sana endamıyla selam verir. Yerdeki taşlar düğününde oynarlar Galata’nın. Kısaymış dersin dibindeyken ama çıkmaklar bitmez küçük kule. Ve en sonunda ulaşırsın eşsiz manzaraya… Hııı manzara mı? Oda size kalsın anlatması…