Mus’ab Bin Umeyr R.A.

  Orta bir yaradılışlı, güzel yüzlü, tatlı sesli, şirin dilli idi. Onu görenler hoşlanırlardı. Sesi kulaklara ulaşınca kalbe meylederdi. Giyimine önem verirdi. İnsanlar onu güzel görürdü. Onu görenler zengin sanırlardı. Güzel kokular sürerdi, onu insanlar kokusundan tanırdı. Anne babası onu çok severlerdi. Annesi geniş servetinden dolayı onu ayıplardı. Mus’ab bir gün kuşluk vakti mescide varmıştı. Yolda arkadaşlarından 2 kişiyle karşılaştı. Birisi ava gidiyor, diğeri de meyhaneye gidip şarap içecekti. Onu birincisi ava diğeri de içkiye davet edince, ikisini de reddetti. Mus’ab mescide gitmeyi Kureyş kulüplerindeki konuşmaları dinlemek için çoğaltmıştı. Mescitte namaz kılarken kureyş ileri gelenlerinden bir gurubun konuşmasını dinledi. Mus’ab bu meclise yakın bir yere oturdu. Aralarında hepsinin nefret ettiği bir adamdan bahsediyorlardı. Güya o adam babalarının dinini değiştirmek istiyor ve fakirleri zenginlere karşı kışkırtıyormuş. Aralarında zaman zaman nefretle tartışıyor, bazen de yumuşuyorlardı. Mus’b bin Umeyr bütün bunları duydu ve tartıştıkları bu adamın kim olduğunu öğrenmek istedi. Sonra mescitten çıkıyor, Muhammed (sav) ve ashabının toplandığı eve geliyor, kapıyı çalınca kapı kendisine açılıyor. Sonra girip selam verip oturduktan sonra herkes kendisine bakıyor ve güzel giyim ve yakışıklı şekildeki görünümüne şaşırıyorlardı. Mus’ab peygamberimiz (sav) ‘nin hadisini dinliyor, sonra ona yaklaşarak elini uzatıp yeni dinine girmek istiyordu. Bu genç bir süre Kureyş’ten korkusundan Müslümanlığını gizliyordu. Annesine Müslüman olduğunu haber vermedi, zira annesini çok seviyor ve ona eziyet etmek istemiyordu. Ancak Osman bin Talha onu bir gün mescitte namaz kılarken görünce bunu herkese haber verdi. Küreyş, annesi babası gibi onu dışladı. Bundan sonra fakirleşti. Ancak sabırlı ve bütün şerefini İslam’da bulan bir gençti. Müslümanlara işkence şiddetlenmişti Peygamberimiz (sav) Habeşistan’a hicret için izin verdi. Bunların arasında Mus’ab da hicret etti ve sonra Mekke’ye döndü. Durumu değişmişti. Elbiseleri dağınık, neredeyse üstünü kapatmıyordu, derisi de kalınlaşmıştı. Hâlbuki derisi çok inceydi. Peygamberimiz (sav) onu bu halde görünce, Peygamberimi (sav) dedi ki: “ Şunu gördüm ki Mekke’deki Kureyş gençlerinden annesi babası Mus’ab kadar zengin olanını görmedim. Sonra onun bu hayra rağbetinden Allah ve resulünün sevgisine çıkardı.”  Mus’ab Peygamber Efendimiz(sav)’in meclisine devam etti. Peygamberimiz (sav)’i dinledi ve dinlediklerini iyi yaptı. Bu genç Peygamberimiz (sav)’ den çok şey ezberledi. Ezberlediklerini sağlamlaştırdı. Sahabeler arasında dini en iyi bilenlerden ve fakihlerdendi. Peygamberimiz (sav) onu Medine’ye Müslümanlara Kur’an ve dini öğretsin diye gönderdi. Mus’ab bu konuda çok başarılı oldu ve Ensar’dan birçok kişi İslam’a girdi. Hac mevsimi yaklaşınca Mus’ab Ensar’dan 70 kişiyle beraber yola çıktılar. Mekke’ye geldiklerinde anne ve babasını bile düşünmeden doğrudan Peygamberimiz (sav)’e geldi. Mus’ab Peygamberimiz (sav)’ in Bedir savaşında sancağını taşıyordu. O sancakla muzaffer olarak döndü. Uhud gazvesinde de sancağı taşıyordu. Kureyşin Müslümanlara saldırısı şiddetlenmişti. Ancak Mus’ab olduğu yeri terk etmedi ve sancağa sahip çıktı. İbdi Kamie ona yöneldi ve bir kılıç darbesiyle elini kesince sancak yere düştü. Mus’ab öbür eliyle sancağı yerden kaldırdı. İbni Kamie öbür elini de kesti. Sancak hala yükseklerdeydi. Sonra İbni Kamie Mus’ab ‘ı göğsünden okla vurarak düşürdü. Sancak ta onunla beraber yere düştü. Sancağı kardeşi Ebu’r- Rum aldı. Müslümanlar Medine’ye varıncaya kadar sancak yere düşmedi. Kureyş kendilerini zafer kazanmış sanarak Mekke’ye döndüler. Müslümanlarda şehitlerini defnetmeye başlamışlardı. Bu sırada Mus’ab’ın yanına geldiklerinde yüzünün yerde olduğunu gördüler. Müslümanlar onu defnetmek istiyorlar ancak kefen bulamıyorlardı. Zira kısa ve yırtık bir elbise giymişti. Başını örtseler ayakları, ayaklarını örtseler başı açıkta kalıyordu. Peygamberimiz (sav) Allah(cc)’ün şu ayetini okudu: 

“Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir. (Ahzab/23)

Sonra elbiseyle baş kısmını yeşil otlarla da ayak kısmının örtülmesini emretti.