BALABOLU (ADRASSOS) ANTİK KENTİ

Beş arkadaşla (Mükremin Kızılca, Ebabekir Cambolat, Hilmi Kızılca, Ali Bayındır, Rasül Sağlam) 27 ağustos günü Mut’un Çamlıca (Beci) köyünden girdik. Yanımıza bölgeyi daha iyi tanıyan Yalnızca Bağ köyünden Kerim Akyaka’yı da alarak 1500 rakımlı Değirmenlik yaylasına doğru tırmanışa geçtik. Amacımız önce Karamanoğulları kurucusu ve Atalarımızdan Nure Sofiyi türbesinde ziyaret etmekti ama coğrafi olarak önde gelen Balaboluyu gezmeye karar verdik. İnşallah Nure Sofi atamız hakkındaki yazımızı ve gezi notlarını ayrıca yayınlayacağım. Nure Sofi atanın türbesi Balabolu / Adrassos antik kentine beş km kadar yukarıda bulunuyor. İkisi arasındaki durum tam bir yıkılış / kuruluş halini andırması bakımından çok önemlidir.

Kerim Akyaka arkadaşımız bu durumu şöyle anlattılar: Nure Sofi ata Selçuklular tarafından o zamanlar Ermenek’e bağlı olan bu bölgeye yerleştirildiğinde burada görkemli bir kentte yerleşen Bizanslı Rumların olduğunu haber alır. Şimdiki türbesinin civarında bulunan Nure Sofi Adrassusu iyice keşfettikten sonra Mut’a inmelerinin önünde bir engel olarak gördüğü bu kenti fethetmeye karar verir. Kentin yukarısındaki tepeye mancınıklarını kurarak yüzlerce arı kovanını bu mancınıklarla Adrassos üzerine atınca binlerce arı burada yaşayan insanlara hücum eder ve kent halkı ne olduğunu anlayamadan “Tanrının gazabı geldi” diyerek burayı boşaltırlar. Böylece Nure Sofinin bölgeye ve Mut’a hâkim olmasının önündeki bir engel daha kalkmış olur.

Adrassos  / Balabolu Antik Kenti

Adrassos Antik Yerleşkesi Balabolu denen yerde, gapız deresi kanyonlarına bakan trepelerin üzerinde kurulmuştur. Bir tarafı bu vadiye bakan kanyonlarla uçurumlar halinde çevrilidir. Bu uçurumların uç noktaları doğal kayalar oyularak ve kesilerek giriş çıkış engellenmiştir. Ayrıca uç taraflara doğal kayalar kesilerek kale suru şekli verilmiş veya sarnıç olarak da kullanılmışlardır.

Devletin yeni levhasını koyduğu bu antik kentin beşinci sınıf yoldan görünen tarafında yerleşim harabeleri vardır, ancak toprak altında kalan bu yapılara onlarca yıllık kazılardan sonra ulaşılabilir. Ne var ki hiçbir kazı başlamamıştır.

Halkın sin dediği köristana yani mezarlıklarına ise güney kısmındaki yamaçlarda kayalara inşa edilen lahitler ve kaya mezarlarıdır. Bu alana ilk bakan kişi sanki Mısırdaki piramitlerin göçmüş halini seyreder.

Kaya mezarları ayrı bir yamaçta lahitler ise ayrı bir yamaçtadır. İkisinin arasındaysa tahminen ikamet alanları yer almıştır. Burada halkın iki sınıf olduğu ve mezarlarının da ona göre şekillendiği kesin olarak anlaşılmaktadır.

Resimlerde de izlediğiniz gibi kaya mezarları elle oyulan inlerin içinde kimisi tek, kimisi çift kimisi de aile mezarlığı şeklinde kayalara sıralanmış sinlerden oluşmaktadır.

Lahitler ise başlı başına bir ihtişamı ifade etmekte ve müstakil on on beş tonluk kayalar dikdörtgen veya kare / havuz şeklinde lahitlere dönüştürülmüştür. Bu dev lahitler adeta çevreye saçılmış haliyle piramitlerin yıkılmış halini andırıyor.

Lahitlerin tamamı kapaklıdır, kapakların bir kısmı üzerinden yamaca yuvarlanmış durumdayken çoğu hala üzerlerinde kapalıdır ancak mezarın ve lahdin içine girebilmek için bir uçları kaydırılmış haldedir.

Lahit kapaklarının hepsi aslan, ceylan ve yılan motifiyle bezelidir. Bu mezarlara bakan kişi üzerinde bir ceylan, sığır, yılan veya kartal üzerine abanmış aslanla karşılaşmaktadır. Sanki bu mezara dokunma der gibidirler.

Lahitler etrafa saçılmış halleriyle dev mozolelerin açık hava müzesini andırmaktadırlar. Kapaksız ve aslansız mozole yoktur. Toplu aile lahitlerinde ise her lahdin başına aynı inin içerisinde birer aslan kabartmalı kaya oturtulmuştur.

Adrassos Antik Kentinde doğal veya taşıma devasa kayalara elle yapılan eserlerden başka yıkılan yapıların sütunları ve köşe taşları da göze çarpar. Bu arada ayakta kalabilen köşe taşlarıyla inşa edilen yapılardan en önemlisi bir zindan olduğu tahmin edilen binadır. Yarısı yer altında kalan binaya girdik ve resim çektir. Bu binanın yukarıdan önemli mahkûma ekmek atılan bir deliği ve güney taraftan da bir kapısı bulunuyor.

Adrassosta en ilginç olay benim Gapız deresi kanyonları ucundaki en az beş yüz yıllık kuru ardıç ağacına tırmanışa geçmem üzerine oldu. Arkadaşlar hep beraber bunun imkânsızlığını savunarak ne olur çıkma diye yalvarırlarken ben ardıcın tepesine çoktan yaslanmıştım. Bundan cesaret alan yeğenim Hilmi Kızılca da aynen çıkmayı başardılar.

Ermenek’e bağlı Gökçeseki Philadelphiası olarak bilinen ileride anlatacağım antik kentin tam kuzey sınırında yer alan Adrassos hakkında yol arkadaşımız ve araç temin eden değerli dostumuz Rasül Sağlam: biz çocukken buralara adras dağı derdik, mal sahipleri yaylaya çıktıklarında: Balaboğluna mal sürdük derlerdi, diye anlatıyor.

Taşlık Kilikya’nın en önemli antik yerleşkesi olan Adrassos çok daha derin bir alaka bekliyor.  Adrassosu insandan boşaltıp Türk toprakları haline getiren ve az ötede türbesinde yatan Nure Sofinin de yolu olan yolun ise hemen ele alınarak Balkusan’a kadar yani Nure Sofi atamızın ilk yerleştiği yer olan kamış boğazına kadar son derece iyileştirilmesi gerekmektedir.