Benim gezdiğim Konya ovasının tüm köylerinde odalar vardır hatta çoğu köyde her evde bir oda vardır, akşam  kalmanız gerekince hangisine varsanız buyur ederler ve yemek verirler hatta çoğunda ev sahibi de yemeği sizinle yer, sabahleyin kahvaltınız gelir. Oda işletmek babadan Oğul’a geçen bir gelenektir; Baba vefat edince oğlu bu hizmeti sürdürür. Yani vasiyetle bu iş devam eder. Bu oda hizmeti Dünyanın hiç bir yerinde yoktur, işte Türklere bunun için Misafirperver denmektedir. Konya ve ilçelerinin tüm köylerinde bu tür odalarda kaldım, olağanüstü bir hizmet veriyorlar; Akşamları kendileri ne yerse misafire de getirirler, sabahları da kahvaltıda  zaman zaman evde bile bulamadığın zengin sofralar açılır. Odalarda özellikle kış mevsiminde hareket ve kalma durumu daha yoğundur, buraların bedava müşterileri genellikle satıcılardır. Bu esnaf gurubu elleri boş olmadan odaya varırlar ve bedava hizmetten yararlanırlar. Son yıllarda yapılan odalar tek katlı ve tüm müştemilatı içinde olarak tasarlanmaktadır. Hâlbuki eski odalarda bir de alt kat bulunurdu ve yolcu buraya atını, eşeğini bağlardı. İki katlı odalar genellikle dağlık yerlerde gözlenmektedir. Mesela Konya merkeze bağlı Sefa köyde ve Kadınhanı ilçesine bağlı Söğütözünde bu tür oda halen vardır. 2002 yılında Karatay ilçesi Ağsaklı köyüne (Obruk) varmıştık, akşama yakın bir evin havlusunda ev sahibine satış yaptıktan sonra, ev sahibi bize; kalacak yeriniz yoksa odamız var buyurun, dedi, ben de kalırsak inşallah dedim. Hanımla beraber o akşam orada kaldık, o ev sahiplerini asla unutamam. O ev sahibesinin kırk yıllık dost gibi bizim hanımla yakınlık kurması, ev sahibinin de ilk gördüğü bir satıcıyı odaya buyur etmesi az görülür insani davranışlardandır. Farklılıklar ne güzel bir zenginliktir. Çeşitli yemek kültürlerinin, müzik geleneklerinin,  giyim-kuşam adetlerinin yan yana barış içinde birbirini etkileyerek yürümeleri ne hoştur. Osmanlıların son, cumhuriyetin ilk dönemlerinde Anadolu’ya sıkışmış Türk milleti birbiriyle kaynaşmak için daha fazla imkâna kavuşmuştu. Doğudan getirilen Kürt kardeşlerimizle dağların başından, sürülerinin peşinden alınıp getirilen Yörük kardeşlerimiz yan yana ova köylerine dizilmişlerdi. Kendilerine ovanın en mümbit toprakları bol miktarda verilmiş ekip kaldırmaları için serdedilmişti. Ayrıca mallarını otlatacakları geniş meralarda onları bekliyordu. Bu durum en fazla iç Anadolu’da özellikle nüfus oranının az olduğu Konya yöresinde göze çarpıyordu. Kulu’dan Karamana kadar Akşehir’den Ereğli’ye varış yukarıdaki gibi bir yerleştirme söz konusu olmuştu. Kendi içinde de en büyük yoğunluk Konya’nın kuzey ve batı ilçelerinde dikkati çekiyor; buralarda adeta bir Kürt, bir Yörük, bir Türkmen köyler dizilmişti.

Bir “Altun Can Hatun” Timsali: Topal Havva Teyze!

Seyyah ve seyyar bir tüccar olarak dükkânımı kamyonuma yükleyip 25 yıl Konya ve çevresinde ev ev, köy köy, belde belde dolaştım, çoğu zaman yanımda hayat arkadaşım da bana eşlik ederdi. Bu ticari seyahatlerimizde çok insanlarla alışverişten dostluğa geçtiğimiz olmuştur işte bunlardan birisi de Bir “Altun Can Hatun” Timsali: Topal Havva Teyzedir. Öyle bir günde vardık Örnekköye, 2005 yılı bir sonbahar ikindisi. Evlerin önü ve havlular buğdaylarla kaplıydı. Kamyonumuzla dört evin ortası bir sokağa vardık, çayırların üzeri mahsullerle doluydu. Kadınlar güneşten korunmak için duvarın gölgesine oturmuşlardı. Kamyonumu uygun yere park ettim ve neler sattığımızı anons ettikten sonra indim arka tarafı açtım. Hanım da yanımdaydı o yerde kaldı ben arabanın içine çıktım malları düzeltmeye başladım. Kadınlardan birisi: “haden baalım düggan evinize geldi” dedi. Hepsi alış veriş yaptılar ve dağıldılar bu arada yerden kalkmakta zorlanan, biraz kilolu bir teyze dikkatimizi çekti. Genelde topluma hâkim bir tarz ve tavrı vardı. O da bizim hanımın getirip götürmesiyle alacağını aldı vereceğini verdi. Alış-veriş sırasında her hareketi ve sözünde bir asalet seziliyordu, konuşmasını biliyordu; kısa zaman içerisinde bana “Mükremin’im” hanıma da “Fadime’m” demeye başlamıştı. Esas asalet bundan sonra geldi, tam öğlen vaktiydi, çalışmış ve acıkmıştık. Örnekköy diğer köylerden başka bir açıdan daha fark ediliyordu: köyde iki tane et lokantası ve bir etli ekmek fırını vardı ve harıl harıl çalışıyorlardı. Aklımda hanıma bir kuzu pirzola ikram etmek vardı açıkçası. Ama olmadı. Bir “Altun Can Hatun” Timsali: Topal Havva Teyze, Fadime’m! diye seslendi gördüğün gibi ben fazla hareket edemem gel eve gidelim, sen mutfağa gir ne canınız isterse pişirin, Mükremin’im ve Ömer amcanla birlikte yeriz, dedi. Havva teyze aslında topal değildir, ancak biraz kilosundan dolayı rahat hareket edememektedir. Kendisi Mustafa Yıldız Doğan’ın dünürü, Ziraat Mühendisleri Odası Konya Şubesi Başkanı Sayın Celil Çalış’ın annesidir. Osmaniye taraflarından 1950’lerde Konya’ya yerleşen son Yörüklerden olan Havva teyze aslında hepimizin annesi olan bir asalet timsalidir.

KONYA MÜSAFİR-PERVERLİĞİ - Rasyonel Haber Gazetesi

Lütfen Bekleyin Haber Yükleniyor... Kapat
Selçuklu Belediyesi 12 ARALIK İLAN