Bu yazıyı okuyacak Müslüman kardeşlerimden bir ricamız var; okurken olaya İslami pencerenin bize sunduğu geniş ufuklardan bakmaya çalışmalarıdır. Hulefa-i Raşidîn devri denen, Dünyanın ilk cumhuriyet denemesi de olan peygamberimizden a.s. sonraki dört halife devrindeyiz. Üçüncü halife ve Emiru’l-müminîn Hz Osman r.a. seçilerek halife olmuş ve yüce dinimiz koşar adım Asya, Afrika, Anadolu’da fetihler ve tebliğlerle sürmektedir. 12 yıl görevde kalan Hz Osman on bir yılı geride bırakmış, son yılda bitmek üzereyken derin derin hazırlanmış olan yönetim aleyhine ait dosyalamalar açığa verilmeye başlanmıştı; iddialara göre Hz Osman akrabalarını valiliklere ve idari birimlere yerleştirmiş, ganimetlerden önce en yakınlarını nasiplendirmiş ve devletin imkânlarını çevresinden başlayarak faydalandırma yoluna gitmişti.

Bu tür iddiaları içeren evrak at ve deve sırtındaki postacılarla Küfe, Fustat ve Medine-i münevvere arasında sürekli mekik dokuyorlardı. Sonuçta büyük fitnenin birinci bölümü başarıya ulaşmış üçüncü seçilmiş halife şehit edilerek büyük bir kargaşaya girilmişti.  

Dördüncü halife seçimle işbaşına gelmiş Hz Ali el- Murtaza r.a. idi, Müslümanlar tam anlamıyla ortadan ikiye bölünmüşler birinin ak dediğine diğeri kara diyordu. İş başındaki seçilmiş yönetim ortalığın biraz durulduktan sonra cezalandırma ve yolsuzlukların üzerine gidilme işine girişilmesini savunurken Hz Muaviye’nin başı çektiği görüş ise hemen diyordu, hemen katiller cezalandırılsın istiyordu. Neticede silahlar çekilmiş Uhud’a Bedir’e ve Mekke’nin fethine katılan on binlerce sahabe-i kiramın şehit olduğu iç savaş başlamıştı.

Bu sonucun alınmasını sağlayanlar içimize sızan Yahudi dönmeleriydi; çoğu sofu birer Müslüman görünen ibn-i sebeler üç kent arasında mekik diplomasisi yaparak yalan yanlış belge teatisinde bulunup bu vahim sonuca ulaşmışladır.  Artık Bizans rahat, Kisra rahat, Yahudiler ve batıl dinlerini savunan Hristiyanlar rahattı. Onların bize yapabileceği en acımasız hile ve hud’aları kendimize uygulamış ve başarıya ulaşmıştık. Dünyaya açılmak, mazlumların imdadına koşmak, onları zalimlerin pençesinden kurtarmak gibi İslam’ın evrensel görevi geçici de olsa akamete uğratılmıştı.

İki tarafın mensuplarının da kayıtsız ve şartsız ehl-i sünnet ve’l-cemaat üzere halis Müslümanlardan oluştuğu kargaşa ortamına bir de üçüncü gurup eklenmişti; Hariciler. Seçilmiş yönetim bir de bunlarla uğraşmak zorunda kaldı sonunda cezalarını buldular ancak Dünyanın son kurtuluş ümidi olan İslam’ın önü büyük iç fitnelerle bir süreliğine kapatılmıştı.

Bu hariciler mevcut iki tarafa da savaş açan bir cephe oluşturarak sadece bizim dediğimiz doğru deyip önüne geleni öldüren zalim mazlum ve masum ayırmadan katleden insanlardı. Allah’ın ayetlerini ve peygamberimizin hadislerini hiç cerh ve tadil yapmadan zoraki yorumlarla yaptıklarını haklı gösterme yolunda kullanıyorlardı.

Zamanımızda bunlar kendilerini hiçbir kaide ve kural tanımamalarına rağmen “el-Kaide” diye adlandıran şimdilerde Daeş denen taifedir, bu günlerde Suriye ve ırak ve daha başka kargaşa ortamında ki İslam ülkelerinde ortaya çıkarak Şiilere de Sünnilere de savaş açan bir müfrit akımdır. Allah ıslah eylesin ve zararlarından tüm insanları korusun.

Sonuç olarak:  şu anda başı bir Emirü’l-müminînden boş olan Müslümanlar bu büyük fitneden zararsız ve ya en az zararla çıkmaları için tarafsız yükselen seslere kulak vermek zorundadırlar mesela TC. Diyanet işleri başkanlığı ve dünya İslam âlimleri konseyi başkanlığı gibi.

Müslümanlar medya organlarında bu fitneye gaz veren yazarçizer ve muharriklere pirim vermeden ve itibar etmeden İslam’ın sevgi ve müsamaha iklimi içerisinde kalmalıdırlar. Bu iklimde kalmak için en azından dedikoduyu, bilir bilmez laf taşımayı, her denene kulak asmayı ve bilmediğimiz konuda konuşmayı bırakmalıyız.

Bu fitne zamanında koşuyorsak yavaşlamalı, yürüyorsak durmalı, duruyorsak oturmalı ve sakin olmalıyız. Aksi halde kardeşlerimiz hakkında yapacağımız bir yanlışlık yüzümüzü ömür boyu eğik tutmamıza neden olabilir.

Umumi Müslümanlar bu tür kargaşa ortamlarında kimden yana tavır alarak daha isabete yakın duracakları hakkında kararsız olabilirler. Aşağıdaki ayet-i kerime, bizlere bu konuda kesin bir yol göstermesi bakımından çok önemlidir:   

“Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan ülülemre (idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah'a ve Resûl'e götürün; bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.” (Nisa/59)

Allaha emanet olunuz!

TARİH TEKERRÜRDEN İBARETTİR - Rasyonel Haber Gazetesi

Lütfen Bekleyin Haber Yükleniyor... Kapat
Meram