Bir gül idim… minicik bir tohumdan toprağa saçıldım. Günün birinde tomurcuğumdan dünyaya kırmızı… rengimle, güzelliğimle, neşe, huzur saçmaya başladım.

***

        İlkbaharda tüm güzelliğimle dikkatleri üzerime çekmeyi başardım. Kuşlar, kelebekler çevremde pervane olurken, günün birinde solmaya, kurumaya başladım. Derken her fani gibi bende toprakla bütünleştim.

***

        Dostlarım; solmamaya, geldiğimiz toprağa dönmemeye çaremiz var mı? Tabiatta ne varsa günün birinde her fani gibi solacak aslı olan toprağa muhakkak rücu edecektir.

***

        En sevdiklerimiz aramızdan ayrılırken, geriye dönüp baktığımızda özellikle gençlik çağındaki enerjisi, gücü kuvveti ile sanki hep öyle kalacağı, solmayacağı, ilelebet zinde kalınacağı hissine kapılabiliriz.

***

        Her canlı doğar büyür ve ölür. Mühim olan noktanın ömrümüzü nasıl geçirdiğimizdir. Gül misali, çevremize güzel kokular saçabildik mi? Varlığımızla çevremize faydalı mı, yoksa zararlı mı olduk?

***

        Dünyaya geliş gayesi ile mutabık yaşadıysak  ne mutlu bize! Ayrık otu gibi güzellikleri mahvettiysek, bizlere hayat imkanı veren güce nankörlük yapmış oluruz.

***

        Meyveli ağaç gibi faydalı olabildiysek, rahatlıkla geldiğimiz toprağa dönebiliriz.

***

        Yaşlı aile büyüklerimiz, birer ikişer solup solup aramızdan ayrılıyorlar. Solmamaya çaremiz yok ama solabilmek, solarken hoş kokular bırakarak ayrılabilmek, eminim ki hepimizin en büyük arzusudur.

***

        Bitimsiz, sonsuz bir dünyada yaşamıyoruz. Mahdut bir süre için hayat hakkı tanındı bizlere. Ömrümüzü ölüm ve ötesini düşünerek, planlamak; hayat rehberimiz Kur’an-ı Kerim’le mutabık yaşayabilmek, Efendiler efendisinin ayağının izini takip edebilmek, solarken yeniden doğuşun müjdesidir.  

        Hasıl-ı kelam; hepimizin severek ve ibret alarak dinlediği şu ilahi dizleri ile yazıma nihayet vermek isterim.

“Gururlanma insanoğlu,

Ölmemeye çare mi var?

Hazan görmüş  bir gül gibi

Solmamaya çaren mi var?”