“Gençlerimiz ne için ticarete sülük etmiyorlar?”
İşte ticaretleri hal-i tevakkufta da yenilecek derecede cüzi bir nispette artan bütün memleketlerin kendi kendilerine irad ettikleri bir sual-i mühim bizde bilhassa calib-i dikkat ve itibardır. Beyne’l-efrad olduğu gibi beyne’l-milel dahi cari olan mübareze-i hayatiyenin inkılap ettiği şekli iktisadi enzar ve efkar-ı umumiyeyi sanat ve ticaret cihetine celb etmiş ve siyaseten büyük bir millet olmak için iktisaden büyük bir millet olmak lüzumunu takdir ve teslim ettirmiştir. 
Ticaret ve sanat bütün teşebbüsat-i medeniyenin ruh-ı müvellididir. Küçük büyük devletlerde hakikat-pezir eylememesi matlup olan her türlü siyasi içtimai iktisadi umur ve a’malin vücuda gelmesi servete yalnız servete muhtaçtır. Servet ise semadan düşmez. Sa’y ile iktisap olunur. 
Rusları Mançurya ovalarına Japonları Rusların üstüne İngilizleri transilvanyaya sevk eden esbap hep esbab-ı iktisadiyedir. Bugün gerek harp gerek sulh sahasında hep müessirat-ı iktisadiye hükümran oluyor. Münasebat-i devliye bu esas üzerine cereyan ediyor. 
Devletlerin siyasiyat-ı dâhiliyesine mülahazat-i iktisadiye idare eyliyor. Parlamentoların ictimaat-i seneviyesinin kısm-i azamında mesail-i iktisadiye ve maliye mevzu-ı bahs ediliyor. Güneş gibi parlayan bu hakikati artık bizim de görüp anlayacağımız zaman hulul etmiştir.
Zenginlerimizi servetlerini istifa-yı hevesat uğrunda sarf eylemekten içtinap etmeliler ki o müterakim sermayelerden millet istifade etsin. Onlarda vücuda gelecek teşebbüsatta birçok vatandaşlarımız istihdam edilsin. Sermayedarlarımız cebin ve atıl olarak paralarını bankalara tevdi edecek yerde cesur ve müteşebbis ve faal olmalıdırlar ki her gün vatanımızın bir köşesinde nafi bir teşebbüsün türediğini görelim. 
Fakat ticaretimizi sanatımızı ziraatımızı tevsi edecek olursak efrad-ı milletten her biri vatanın terakkisinden ibaret olan emr-i müşterekin husulünde mesaisinin masrufiyeti lazım geldiğini takdir ederse bugün muhal görünen  şeylerin yarın pek mümkün olacağında şüphe etmemelidir. 
Biz bugün bila tereddüt gençlerimizi ticaret sahasına atmalıyız. Eski itikadat-i batıladan eski efkar-ı sakimeden dimağlarımızı tenzih ederek bütün alem-i medeniyetin takdir ettiği meslek-i iktisadiyeye dört elle sarılmalıyız. Çocuklarımızın gözleri önünde kalem masalarının hayalini değil ticaretin revnaklı safhalarının parlak hayallerini dolaştırmalıyız.
 Binlerce evlad-ı vatanın kıymetli hayatlarını nihayet bin kuruş maaşlı bir mümeyyizlik hizmetine feda etmelerine razı olmamalıyız. devair-i resmiyenin kapılarını kapamalıyız. Zira bu kapılar geniş bir surette açık oldukça serbest serbest içeriye girildikçe efradımızı o yoldan çevirmek pek müşkil olur. Memuriyetleri mekatib-i aliye mezunlarını ve bunlardan da müsabaka neticesinde ibraz-ı ehliyet edecek olanlara tahsis etmeliyiz ki rağbetin mecrasını tahvil edelim. 
Hem öyle hükümdarlar ki bazen evamirlerine en muazzam devletlerin nezaretini ve hükümdarını mecbur-i inkıyat ederler. 
Çocuklarımıza müsahebetimizde bunları anlatırsak kitaplarımızda sa’y ve zekâlarıyla servet ve sâman sahibi olmuş olan meşahir-i tüccar ve sanatkârının tercüme-i hallerine bir mevkii verecek olursak ve bilhassa bugünden numuneler göstermeğe başlarsak bizde de ticaret hissi yavaş yavaş yer tutmağa başlar. Bu numuneleri gösterecek bugün bir sınıf-i gayr-i meşgul var. Yapılan ve yahut yapılacak olan tensikat neticesinde açıkta kalan memurlar emin olmalıdırlar ki meslek-i iktisadiye de bankalarda şimendiferlerde ticarethanelerde açılacak olan müessesata verilecek imtiyazlar üzerine teşekkül edecek şirketlere kendileri için daha gelirli işler bulacaklardır. 
Evet, şan ve şerefin yalnız memuriyete mahsus olduğu zann-ı batılını zihinden teb’it etmeli ve istikamet sebat metanet sabır müteşebbisiyet gibi evsaf-i ahlakiye ile müsellaholarak hayat-i ticarete girmelidir. Bu hayattaki lezzet geç hissedilir fakat duyulduktan sonra ila nihayet devamı arzu olunur. Birkaç sene ameliyat bir küçük sermaye bir dükkân ilk sene nihayetinde küçük bir temettü seneler geçtikçe temettü tezayüd nihayet bir mağaza bir büyük ve vasi bir mağaza daha sonra birçok mağazalar maiyette istihdam edilen yüzlerce memurlar evlat ve ahfada terk dilecek en kıymetli bir miras memlekete edilecek en büyük bir hizmet bunlar hayal değil hakikattir. 
Zahmet edipte bugün milyonları olan büyük mağazaların sergüzeşt-i hayatlarının tetkik etsek onların her birinin birer katreden hasıl olduğunu görürüz. Paris’in meşhur bon marşesi ne idi? Karnaci ne idi? Rackfuller ne idi? Daha yakınımızda Orozdibak ne idi? 
Mehmet Cavit / Şura-yı Ümmet / 24 Eylül 1908”