Önce Nogay kardeşlerimizin affına sığınarak ilk defa İnkal’ın tarifini ben yapıyorum!

Altı kişilik bir aile için iki kiloluk dolgun bir kuru yolum hindi ya da tavuk tencereye haşlanması için konur.

Tavuk veya hindi pişerken diğer yanda yapılacak iki iş vardır birisi sos hazırlamak diğeri de hamurları boş olarak kısmak.

Önce hamurdan başlayalım: normal mantı, kaşık börek veya kazan börek yapacak gibi hamur bezelere ayrıldıktan sonra açılır ve kazan börek büyüklüğünde parçalara ayrılır. Bu parçalar iki yanından kısılır ama içine bir şey konmaz. Bu kısık hamurlar tek tek bir bezin üzerinde dinlenmeye bırakılır.

Kısık hamurlar dinlenirken hanımlar sos yapımına geçerler. Sos tereyağı ve kuru biberle kıyılmış soğanın öldürülmesiyle elde edilir.

Bunlarla uğraşırken tavuk veya hindi (kışın kaz da olabilir) piştim sesi verince indirilir ve suyu süzülür. Bu su bir kenara konduktan sonra sinide bezin üstünde bekleyen hamurlar bir tencerede haşlandıktan sonra suyu süzülür. Öte yanda bekleyen tavuğun veya hindinin suyu genişçe ortak yenecek bir tepsiye dökülen haşlanmış hamurların üzerine yavaş yavaş dökülür. Su hamuru aşacak halde olmamalıdır. Sonra da hazırlanan sos dökülür, en sonunda parçalara ayrılan ve tam manasıyla kil gibi pişmiş olan tavuk veya hindi etleri en üste parçalanarak konur.

İnanın Nogay Tatarı olmayanlar bunu bilmezler ama dünyanın en leziz bir yemeğidir.

 Hamuru haşlandığından asla ağırlık vermez ama her şeye rağmen Nogaylar hazmın mükemmel bir yolunu da keşfetmişlerdir ve ortadaki tablanın ortasına konan tek tepsiye dökülerek beraberce tek kapta yenen inkal’ın yanında Nogay Ayak çayını da mutlaka bulundururlar.

Şimdi bu konudaki kısa bir hatıra yolculuğuna götüreceğim sizi, buyurun!

1977 Yılı Temmuz ayının ortaları, 20 aylık askerliğimi Sivas/Temeltepe ve Kars/Çıldır’da yaptıktan sonra Askere gitmek üzere ayrıldığım Konya’ya dönmüştüm.

Tahsil hayatımın önemli bir kısmının geçtiği Konya’dan beni Kulu ilçesine bağlı 40 kuyu köyündeki yatılı olmayan bir nehari Kur’an Kursuna görevlendirmişlerdi. Buraya geldiğimde temmuz ayının başlarıydı.

Kırkkuyu Köyü Kulu’dan doğuya yani tuz gölüne doğru 20 km mesafedeydi. Kur’an Kursu ise Ankara’ya bağlı Şereflikoçhisar’ın Akin köyü yolu üzerinde köyün çıkışındaydı. Tek katlı, girişte uzun bir holden sonra sağda solda 4 odadan oluşuyordu.   

Kursun bir odasını kendime iaşe ve ibate için ayırdım. Köyün bütün çocukları yaz aylarında okumaya geldiler. Kızları bir sınıfa erkekleri de bir sınıfa alarak okuttum. Güzün okullar açılınca ilkokulu bitirip de ortaokula devam etmeyecek çocukların kursa gönderilmesi konusunda halk bilinçlendi ve her mevsim kurs cıvıl cıvıl talebeyle dolu olurdu.

1978 yılı sonuna kadar burada bekâr olarak kaldım. Halk bizim iaşemizi ve yemeklerimizi hane hane sırasıyla getirirler ve ya evlerine çağırırlardı. Burada geçirdiğimiz günlerin dostlukların arkadaşlıkların ve muhabbetin rüyalarını hala görürüm. 1980 darbesine kadar nehari olarak devam ettik bu tarihte de zaten kurslar tamamen kapanmıştı.

Bu köyün halkı Nogay Tatarıdır, Kulu’da ve Ş. Koçhisarda 10 civarında tatar köyü vardır. Bu Tatarlar Nogay tatarıdır ve Kafkas kökenlidirler Nogaylar da Cedsan ve Şarman adında iki boydan gelmedir. Tatarlarla ilk defa burada tanışıyordum, o yıllarda ilk defa TV de yani o zamanların tek kanalı TRT de “Tatar Ramazan” filmini izlemiştik: orada bir sahnede artistin tatar rolündeki Kadir İnanır için: “bunlar kesere şot der biz keser deriz” demesine yıllarca gülmüşümdür.

Kırkkuyu köyüne ilk gelişimde ilk tanıştığım arkadaş Yaşar Yılmazdır, halen de sürekli görüştüğüm aile dostlarımdan olan Yaşar abi beni bekârken hep evine çağırırdı. Yemek sofrası kurulunca aileyle beraber oturur ben de aynı kaba kaşık sallardım. Herkesim sağ yanında bir tas vardı içinde hafif kahverengi bir şey içiyorlardı. Gülsüm abla bana da o tastan koydu ve önce bu çorbadan iç dedi. Benim önüme koyduğu tasa kaşığı sallayınca içinde hiç denesi olmayan sütlü çay olduğunu anladım hatta elime birde yanında ağzıma katmak için ekmek bölmüştüm herkes bana gülüştüler, ben de güldüm.

Okullarda, yurtlarda ve kalabalık tesislerde kazanlarda çay pişirildiğini bilirsiniz, işte tatarlar yayvan bir tencerede suyu kaynattıktan sonra içine poşetsiz olarak yeterince çayı atıyorlar onunla bir defa hopladıktan sonra indirip içine pişmiş süt ilave ediyorlar daha sonra da herkesin kendisine ait taslara servis yapıyorlar. Eğer süt bulunmazsa ezilmiş cevizi çayın içine süt yerine attığında mükemmel olmakta ve aynı beyazlığı vermektedir. Hem süt hem ceviz olursa inanın üç tası herkes rahatlıkla içer.

Seçmeli olarak herkes tasına karabiber, tereyağı ve kaymak ilave edebiliyor. Evet, kaymaklı yani kazan yüzünden alınan kaymak ilaveli çayı mutlaka denemelisiniz.

Tatarlardan çok çeşitli hamur işi yemek yapmasını öğrendik: tatar çayı, kazan börek, kaşık börek, şir börek, inkal, tava börek bunlardan sadece birkaçıdır.

Şu anda da sağ olsun hanım bu yemeklerin hepsini en az Nogaylar kadar sık ve kaliteli olarak yapar. Bu yemekleri öğrenmekte bizi bağırlarına basan ve mutfaklarını paylaşan değerli ablalarımız Gülsüm Yılmaz ve Dönüş Nogay hanımları burada minnet ve teşekkürle anıyorum.

BİR NOGAY LEZZETİ İNKAL - Rasyonel Haber Gazetesi

Lütfen Bekleyin Haber Yükleniyor... Kapat
Meram