Ahde vefa; vermiş olduğu sözü yerine getirme, sözünde durma, sözünde sadık kalmaktır.

        Müminlerin en büyük özelliği ahde vefa göstermeleridir. Vermiş olduğu sözde durmayanlar, münafıklardır. Söz senettir. Kime söz verilmişse, yerine getirmesi gerekir. Küçücük çocuklarımıza verilen sözler de yerine getirilmelidir. Yavrularımıza her olumlu konuda örnek teşkil etmeliyiz. Davranışlarımızla onlara numune-i hal olmalıyız. Bu konuda en büyük numunemiz Efendimiz (S.A.V) ‘dir. Söz verdiği zaman, sözünde sadık, emin ve güvenilirdi. Emanete riayet ederdi. Çocuklara vermiş olduğu sözleri de aynen yerine getirirdi.

        Sözünde durma, verdiği sözlere bağlı kalma, özü ve sözü doğru olma anlamına gelen ahde vefa, İslâm ahlâkının en önemli unsurlarından biridir. Kur 'ana göre ahde vefa; iman ederek Allah ile ahidleşmiş ve böylece kendisini hür iradesiyle, kendisini sadakat yükümlülüğü altına sokmuş olan müminin ahlaki bir borcudur. İster insanlara, ister Allah'a karşı verilmiş olsun her ahit ve söz, yükümlülük şartlarını taşıyan her insanı borçlu ve sorumlu kılar. Bu sorumluluğun yerine getirilmesine ahde vefa veya ahde riayet denilir.

        Güzel bir hikaye ile yazımı süslemek istiyorum;

        Abdullah el-Kalânsî başından geçen bir olayı şöyle anlatır:        

        Bir sefer sırasında şiddetli bir rüzgâr çıktı, deniz azgınlaştı. Gemidekiler dua ediyor, adaklar adıyorlardı. Benden de adak adamamı istediler. Ben dünyadan vazgeçmiş biri olduğumu söyledimse de dinletemedim. Bunun üzerine “Eğer Allah beni bu musibetten kurtarırsa asla fil eti yemeyeceğim.” diye adak adadım. Onlar: “Kim fil eti yiyor ki, sen onu kendine haram kılıyorsun?” dediler. Ben: “Aklıma böyle geldi.” dedim.         Gemiden bir grup insanla kurtulduk. Bilmediğimiz bir sahile çıkmıştık. Ne yapacağımızı, nereye gideceğimizi bilemez bir haldeydik. Yiyeceğimiz de yoktu. Açlıktan bitap bir haldeyken bir de baktık ki bir fil yavrusu yakınımıza kadar gelmiş. Arkadaşlarım hemen onu kesip etini yediler. Israr ettilerse de ben yine yemedim. Bilahare arkadaşlarım uykuya daldılar.        

        Bu arada anne fil bizim bulunduğumuz yere geldi. Yavrusunun kemiklerini görünce bizi teker teker koklayıp kimde yavrusunun kokusunu aldıysa onu ezip geçmeye başladı. Beni de kokladı. Etten yemediğim için bana bir zarar vermedi. Hatta koca fil adeta bana sırtıma bin der gibi önümde eğildi. Ben sırtına binince de hızla yürümeye başladı. Gece boyunca gittik. Sabaha yakın beni bir yere indirdi. Seher vakti olduğum yerde dururken bir grup insana rastladım. Beni evlerine götürdüler, ağırladılar. Bir tercüman vasıtasıyla başımıza gelenleri anlattım. Bizim çıktığımız sahil ile onların bulundukları yerin sekiz günlük mesafe olduğunu söylediler. Hâlbuki ben o mesafeyi bir gecede katetmiştim.        

        Bu hikayeden de açıkça anlaşılacağı gibi,

        Hasıl-ı kelam; takvâ ve ahde vefa kişinin hem dünyasını, hem dinini mamur eder.