Cenab-ı hakkın cc yüzlerce ayetinde bizlere emir ve tavsiye ettiği takva nedir?

Gizli ve açık bütün günahlardan, çirkinliklerden ve haksızlıktan kaçınmak mıdır?

Hayır, takva bu değil, bu şeriattır yani İslamiyet’in zaten ana unsurudur bunlar. Haramı helalı ayırmak, adaletli olmak, İmanın şartlarına tam teslimiyet ve İslam’ın şartlarını ifa ve icra etmek günlük yapacağı şeylerdir Müslümanların.

Takva, haramlardan kaçmanın ötesinde şüphelilerden kaçınmaktır. Allah’ın rızasına muhalif olma noktasında şüphe arz eden hareket ve düşüncelerden, yemek ve içmelerden kaçınmaktır.

Takva ortalarda durmaktır, uçlarda, kenarlarda durmak bir uçurumda gezinmeye benzer ki her an düşme tehlikesi vardır.

Şeriatı mükemmel yaşayanların daha öteye geçmek ve takva okyanusuna yol almak için girdikleri nehirlere tarikat denmektedir.

Bu nehirlerin hepsi okyanusa su taşırlar, içlerine çimmek için girenleri tertemiz yapıp teslim ederler. Ancak bu nehirlerin de doğru olduklarını ve ana okyanusa gidip gitmediklerini bilmek için kıstaslar lazımdır.

Bu kıstaslardan birisi ve olmazsa olmaz olanı Kitap ve sünnete yani asr-ı saadetteki sünnete ve cemaate uygun hayat tarzına mutabık olmalarıdır.

Buraya kadar her şey normaldir. Ancak bu nehirler arasında en temiz su bana aittir, en berrak su benden akar, en hızlı okyanusa ben varırım diye zıtlaşmalar olur mu? Olmaz, olmamalıdır, ancak vakıa olmaktadır.

Bu nehirlerden her biri kesin olarak en çabuk paklandıranın kendi suları olduğunu iddia ederler. Bunu bir yere kadar anlayabiliriz ancak sadece ben okyanusa iletirim demek, diğerleri bize tabidir veya tabi olmalıdır iddiasını kabul etmek mümkün değildir.

Bu nehirlere dünya hevesi, tamahkarlık ve hedefe ulaşmak için kullanılan vasıtalar girince sular da bulanmaya başlıyor.

Hedef ulaşmak için kullanılan yöntemler arasında mal, mülk, servet, ticaret de olursa beşeri yapı olarak aldanmamız ve yanlışa düşmemiz çok daha basit olmaktadır. Daha da kötüsü yapılan hata ve yanlışın doğru hatta tek doğru olduğunu savunmak bunun da ötesinde bunların konuşulmasını bile isyan sayarak hakkaniyetini savunmak insanı her şeyden edebilir.

Neticede dünyalıkların bozmadığı insan, yoldan etmediği Müslüman ve pisletmediği nehir yoktur. Bari günahlarımızın sevap olduğunu iddia ederek başkalarını da sapıtmayalım.

Takva Bu Değil!

Beş vakit namazı cemaatle kılarız, en yakınımızdaki dostumuzun bile aile efradından nisa taifesini haremlik-selamlık nedeniyle yolda görsek tanımayız. Gece namazlarına, sünnetlere, nafilelere hatta müstehaplara sıkı sıkıya bağlıyız. Bunun yanında bağlı olunan tarikatın günlük, haftalık, aylık ve mübarek gün ve gecelere ait özel ibadet ve zikirlerini aksatmadan yaparız.

Bütün bunlar ne güzel hasletlerdir, bunlar herkesin yapmasını arzuladığımız ve elimizden geldiği kadar yapmamız gereken şeylerdir.

Ama bu güzel hedefe ulaşmak için kullandığımız ticaret bize her an yanlış yaptırabilir, bu nedenle özellikle tarikatların ve cemaatlerin yani okyanusa ulaştıran nehirlerin bu konuda çok dikkatli olmaları gerekir.

Eğer bir ticarethane açtıysan orada da İslami hassasiyetlere dikkat edeceksin, orada İslami hassasiyeti olmayan kişileri çalıştırmayacaksın, müşterileri namahreme bakmak zorunda bırakmayacaksın. Hastane açtıysan kadın doktor yetiştirerek mahzuratı mubah kılmak zorunda kalmayacaksın. Bu nedenle hanımların okumasına sınır koymayacaksın. Aksi halde tesettüre uymayan kişiler istihdam etmek zorunda kalırsın ve tarikatı bırak şeriatın da dışında kalırsın.

Kendinin yemediği, içmediği şeyleri orada satarsan başkalarının cehenneme gitmesine rıza göstermiş olursun. Para kazanalım da nasıl olursa olsun diyemezsin.

Hiç boşuna batıl çabalara girmeyelim, Türkiye’de de dünyada da kimin kim olduğunu ve aidiyetini herkes bilmektedir. Bari boşuna ticari kaygılarla günaha girmeyelim ve müşterileri de günaha sokmayalım. Asıl amaç ve verilen ilahi emir olan “…Her kim de bir insanı (imanını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır.” (Maide 32) ayetini uygulamaya çalışalım.

Bunu yapabilirsek takvaya o zaman ulaşırız İnşallah.