Alt düze dikilen yemişler hayatı kaplamıştı. Geniş yapraklarının arasında Ayşe teyzenin arılara karşı keselediği üzümler görünüyordu. Arılar çoktan ortalıktan kaybolmuşlardı, denizin güneyden esen acı soğukları başlamıştı çünkü.

 

Ayşe teyzenin üzüm keselerini delen serçeler onların “cuburunu” çıkarmışlardı. Ayşe teyze gidiyor diye ağlaştılar. Bir süre arkasından daldan dala kona kona takip ettiler. Ona, hakkını helal et diye ötüştüler.  

 

Duvarda sürünen “Elöpen” kapıdan birisi çıkacakta deliğime koşacağım diye etrafa başını kaldırarak bakındı. Pardılardaki çelen serçeleri ise kendilerini ve yavrularını yılanlardan koruyacak bir Ayşe teyzeleri olmayacağı için başlarını eğmiş neşesiz ötüyorlardı.

 

Ayşe teyze köyün dışına yaklaşırken “Çuk delik kuşları” son kez kendisine güle güle dediler. Kuyruklarını taşlara kakarak ağlaştılar. Ümmü, dut ağacının son sararmış dallarını kesiyordu kenar bağda, önündeki çift oğlaklı sarı keçi yesin diye. Elindeki tahrayı bir an sallamayı bırakarak Ayşe teyzenin peşinden baktı, Mehmetle göz göze geldiler ama Mehmedin hiçbir şeyden haberi yoktu.

 

Akşama doğru Anamur’a vardılar. Vahap onları karşıladı beraberce eve gittiler. Vahap onlara yeni duyulan bir haberi aktardı. Bu habere göre Ermenekliler hiçbir Anamurluyu semtlerine sokmuyordu. Çünkü Anamur’a gelmekte olan bir tuz, buğday katarının Gargarada önü kesilmiş birkaç deve zayiat verilmişti. Olayın aslını şöyle öğrendiler:

 

Anamur’a hâkim olan beylik, tuz gölüne tuz almak için bir kervan çıkarır, bu tuz değil de buğday için Konya’ya da çıkarılmış olabilir. Bu kervanın dönüşü sırasında Gargara köyünün eski yerleşkesi olan Kışlacıktan bazı vatandaşlar ve ya yetkililer 90 deveden oluşan yüklü kervanın başındakilerden buğday ve ya tuza ihtiyaçları olduğunu, bir miktarını kendilerine satmalarını isterler. Kervan sürücüleri, buna yetkili olmadıklarını söyleyerek reddedince, birkaç kendini bilmez geceleyin çöken kervandan bir devenin inciğini keserler. Kervan bir eksikle Anamur’a varır.

 

Anamur beyi çok sinirlenir ve bu havaliden Anamur’a çalışmaya gidenlerden ve Altıntaş yaylasına çıkanlardan Kışlacığın nasıl bir yerleşim olduğunu öğrendikten sonra bir silahlı ve Molotoflu çete hazırlar ve yaz döneminde buraya gönderir. Çete getirdikleri yanıcıyı köyün etrafına dökerler ve ateşe verdikten sonra Göksu’nun karşı yakasına geçerler.

 

Kışlacık, adından da anlaşılacağı gibi o sırada halkın büyük bölümü yayla olarak kullanılan yukarılarda subaşlarına yapılan yazlıklarda bulunmaktadır. Kışlacıkta bulunan kişilerde fazla zayiat vermeden burayı terk ederler ve yanmaktan kurtulurlar. Köy tamamen yanmıştır ve artık oturulacak mesken kalmadığından Gargaralı halk, Çingiller, pınar gözü, Akpınar, Göl dedesi, Aralık vb yerlerdeki yazlıklarının etrafında mahalleler oluştururlar.

 

 Bu olaydan sonra iki kaza arasında bir gerginlik yaşanır ve bu durum Altıntaş göçlerini de etkisi altına alır. Ayşe teyze oğlu Mehmet’le beraber bu yılı da Anamur’da Amcaoğullarıyla beraber geçirirler ama Kızılcaya geri dönmezler.