BURSA ULUCAMİDE BİR CUMA SABAHI

11 Mayıs 2018 günü Konya STK Platformunun “Din ve Dünyevileşmek” konulu15. Ufuk Turu panellerine katılımcı olarak Bursa’daydık.

Cuma günü sabah namazını 20 kubbeli, bir Yıldırım Bayezid eseri olan Ulucami’de kılma fikrini Aladağlı Ali Ayçeken arkadaşıma Perşembe akşamı açmıştım, o da olur deyince Cuma sabahı saat üçte yürüyerek sekiz km yolu kat edip Ulucami’de sabah namazına iştirake karar vermiştik.

Diğer bir arkadaşa da teklif götürdük, o arkadaş yürünemeyeceğini, yürünse bile panellerde uyuklayacağımızdan bir şey anlamayabileceğimizi söylemişti, bize de makul geldi ve taksi tutup gitmeye karar verdik.

Saatimi sabah üçe kurdum, çalınca oda arkadaşlarımı rahatsız etmemek için yavaşça dışarı çıktım ve Aliyi aradım, o da hemen iniyorum, dedi.

Resepsiyondan bir taksi çağırarak ayrıldığımızda saat dörde çeyrek vardı, Ulucami’ye geldiğimizdeyse saat dörttü.

Ezanlar henüz başlamamıştı, az sonra biz Ulucami’nin içindeki kubbelerin ve sütunların yüzeylerini süsleyen dev levhaların yazılarını incelerken ezanlar okunmaya başladı.

Bu arada 7/24 açık olan caminin dört bir köşesinde yatan garipler ve kimsesizler bir bir gözlerini ovuşturarak kalkmaya başladılar.

Caminin ortasında bulunan dev şadırvanda abdest alanlar çoğaldı, biz abdestimizi alıp çıkmıştık, ama burada da cami içindeki şadırvanda abdest almanın tadına ulaştık.

Ulucami’nin minberinin kündekari ağaç işçiliğiyle ünlü ahşap kısımları camekân içine alınmış korunuyordu. Bir köşede de Yavuz Sultan Selimin Mumlukluları Mısırda tabi ettikten sonra hilafetle beraber getirdiği bir de dev örtü vardı, bu örtünün o dönemin Kâbe kapısının örtüsü olduğunu öğreniyoruz.

Ulucami’yi cemaat gelinceye kadar inceleme ve adım adım dolaşma imkânımız oldu. Şunu diyebilirim ki bu caminin levhaları ve kitabeleri başlı başına bir doktora tezidir. Bilmiyorum belki çalışılmıştır bile.

Saat dört buçuğa doğru cemaat akın akın camiyi doldurdu. Ezanlar bittikten sonra baş müezzin salat-i sünneh deyince herkesle sabah namazının sünnetini camide kıldık.

Biz Ali ile mihrabın hemen önüne, imam efendinin hemen arkasına yerleşmiştik.

Müezzin efendi Fetih suresini (İnnâ fetehnâ leke fethan mübînâ) namaza duruş vakti olan beşi çeyrek geçeye kadar sürecek bir okumaya başladı. Sesi de lafız ve mana bütünlüğü de mükemmeldi. İlk andan itibaren dudaklarım titremeye, burnumun direğiyse sızlamaya başlamıştı.

Meali “Göklerin ve yerin Orduları Allah'ındır. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” olan yedinci ayete gelince  (Ve lillâhi cünûdü’s-semâvâti vel’ard…) hemen arkamızdan, ilk saftan bir çığlık koptu, Allaaah, zalimleri sana havale ediyoruz, yâ Allaaah! Diye caminin yirmi kubbesinden çınlayan bir sesle bir meczup nara attı. Kendimi bir an için 1974 yılında sık sık uğradığım Sultan Ahmet camiindeki vaazlar arasında duyulan cezbeler arasında sandım.

Ulucami’deki nara atan meczup yedinci ayette geçen Allah’ın ordularını ve şu andaki Müslümanların hal-i pürmelalini hatırlamış, birkaç gün sonra dünyayı kana bulamak üzere olan sapık Amerikalı Trump’ın zalim ABD elçiliğini Kudüs’e taşıyıp resmen açılış yapacağı aklına gelmiş olmalıydı.

Fetih suresi gözyaşları arasında bittikten sonra imam efendi farza başladı.

Farzdan sonra istiğfar ve bütün cemaatin katıldığı Arapça Türkçe karışımı bir zikir yapıldı. En sonunda da “Sübhane’l-ebediyyi’l-ebed…” diye başlayan meşhur kasideyi hep beraber söyledik, Bu arada gözyaşlarımız hiç durmadı.

Böyle feyizli ve uhrevi bir ortamı insan her zaman yaşayamaz ve bulamaz, o anda her şey unutuluyor ve dünyadaki Müslümanların ve kendi perişan halimizi tasavvur ederek ağlıyoruz.

Ulucami’den çıktıktan sonra dışarıda cemaate ikram edilen bal ve sütü karıştırarak içtikten sonra otelimize döndük.

BURSA ULUCAMİDE BİR CUMA SABAHI - Rasyonel Haber Gazetesi

Lütfen Bekleyin Haber Yükleniyor... Kapat
Suni saha