21. YÜZYILIN CENGİZHANI HUNHAR TRUMP

İslam ülkelerinin Hristiyanları aralarındaki kavgaları ayırıvermek için çağırmaları yeni değildir.  

Müslüman devletlerden dört halife, Emeviler ve Osmanlılar zamanında yabancıları çağırarak iç sıkıntısını halletme yoluna giden görülmemiştir. Bu sırada savaşarak da olsa iç kargaşalıklar içte halledilmiştir.

Bu, yabancı zalimlere iş hallettirmek ilk defa Buhara’da olmuştur.

Cengizhan Buhara’ya girince muhteşem bir caminin kapısında durur ve bu nedir? Der, halk da bu Allah’ın evidir deyince atıyla içeri girer ve bütün aman dilemelerine rağmen Buhara’yı tahrip eder, halkı ve ulemayı da kılıçtan geçirdikten sonra üç gün boyunca yağma ederler. Buhara’yı diğer Türkistan hanlıkları ve Anadolu takip eder.

Bu tahribatın sebebi olarak Buhara uleması arasındaki: “teşehhütte şehadet parmağı kalkmalı mı kalkmamalı mı?” nizaıdır.  Ulemanın bir kısmı kaldırmak sünnet derken bir kısmıysa haram diyordu ve tartışmalarda zayıf taraf mazlum duruma düşmüştü. Allah da vaadine sadık kalarak zalimin hakkından başka bir zalimle gelmişti.

İkincisi de büyük Moğol istilasıyla Bağdat’ın 1258’de yerle bir edilerek yüz binlerce insanın öldürülmesi ve Abbasi devletinin yıkılmasıdır.

Abbasîlerin son halifesi iyi bir siyaset takip edememiş ve Cengizhan’ın torunu Hülagu gibi bir hunhara ülkeyi teslim edip Bağdat’ı yağmalatarak kendi de en feci şekilde rezilce can vermiştir. Ne gariptir ki 750 sene sonra çağın kan emici Cengiz’i olan Trumpı ve seleflerini çağıran da gene Bağdat’tır. Ve şimdi Suriye’ye girmesini alkışlayan da Müslüman devletlerdir.

H: 656 M. 1258 yılında vuku bulan Abbasilerin daha doğrusu yeryüzü İslam imparatorluğunun kalesi Bağdat’ta yapılan Moğol katliamının sebebi de halifenin ıyş ü nuşa dalıp ulemaya hakaret etmesidir. Ulemadan iki kişi bedduada bulunmuş birisi bizzat gidip Hülagunun maiyetinde yükselerek Onu Bağdat’a alıp gelmiştir.

Zamanın halifesini tarihçiler şöyle anlatıyor:

“Müstasım Billah’ın gururu ve haşmeti kemalinde idi zira özel haremine hizmet eden 11bin adet altın kemerli kişi vardı, 4 bini siyah ve 7 bini beyazdı, kibir ve gururları son haddindeydi.”

Veziri ibn-i Alkami her zaman nasihat edip nizam-ı âlem ile alakalanması yolunu gösterdikçe aldırmayıp her şeye göz yummuştu.

Zamanın ünlü astronomu Nasirüddin-i Tusi yazdığı eseri halifeye arz etmeye gelince dalkavuklarına aldanıp, onların ağzına bakıp asla Nasir-i Tusi gibi fazıla rağbet nazarı ile bakmayıp Nasir-i Tusi Tuslu olduğundan, bana bunu getireceğine bir Tus öküzü getirsen daha makbul olurdu der. Dalkavuklar büyük emeklerle yazılan kitabın tamamını Dicle’ye atarlar.

Nasir-i Tusi bu hakarete uğramışlıkla Hülagunun sağ kolu olacak kadar yükselir ve  sonunda intikam kastı ile Hulagu’yu Bağdat üzerine getirmeye sebep oldu ve halife Bağdat hisarından çıkıp Hulagu’nun bargâhına dâhil olduğunda han kendisi bir altından taht üzerinde oturmuş idi ve sağ yanında da bir gümüşten taht üzerinde Nasir-i Tusi oturuyorken Halife içeri girince alaysı bir ifadeyle Nasir-i Tusi ayağa kalktı ve halifeye hitap edip: o sipariş buyurduğunuz Tus öküzünü beğendiniz mi? Dedi.

Ya şimdi?

Dünyayı silah ve ekonomik güçle ele geçiren Amerika Ortadoğu’ya bir de “küçük dev adam” İsrail’i yerleştirerek İslam ve Müslümanlara her türlü zulmü reva görmektedir. Müslümanların ilk kıblesi olan Kudüs’e sefaretini taşıyarak küçük dev adamını bu işte taşeron yapmıştır.

Gâvurdan beklenen budur. Biz üç yüz yıldır medeniyetimizi kaybedip onu batıda ararken batı hayranı devlet adamlarının elindeki Müslümanlar bugünkü ABD ve AB’yi aralarındaki işleri halletmek için çağıracak hale düşmüştür.

Suudilerin, Mısırın ve uzak doğudaki cücelerin hiç seslerinin çıkmaması, diğerlerinin de zoraki Türkiye’nin baskısıyla bir araya gelmeleri bundandır.