12 Mayıs 2018 günü sıra eski ve yeni Bursa’yı gezmeye gelmişti.

Bursa büyükşehir belediyesinin rehberler eşliğinde temin ettiği otobüslerle saat on bir gibi Konya STK 15. Ufuk Turu çerçevesinde etkinlikler icra edilen otelimizden ayrıldık.

Her otobüse tahsis edilen rehber bize hem yol boyunca sağ ve soldaki tarihi yerleri anlatıyor hem de Bursa’nın bilinmeyen antik ve esrarlı taraflarını ufak ufak aktarmaya başladı.

Emir Sultan hakkında ilk duyduğumuz menkıbeleri, naklederken gözlerimiz ve kulaklarımız ona kenetlenmişti.

İsmi, Muhammed bin Ali el-Hüseyni el-Buhari olup, lakabı Şemseddin’dir. 1368 (H.770) 1368 yılında, Orta Asya’da Buhara’da doğdu. Babasının adı Ali’dir. Soyu, Peygamber efendimize dayanır.

Ona, Buhara’da doğduğu için Muhammed Buhari, Seyyid olduğu için Emir Buhari, Yıldırım Bayezit Hanın damadı olduktan sonra da Emir Sultan denilmiştir.

O günlerde Yıldırım Bayezid Macarlarla savaşmaktadır. İki tarafta güçlü, haliyle kayıplar büyüktür. Yaralılar öylesine çoktur ki çadırlardan taşar. Üstelik cerrah sıkıntıları vardır. Ancak, revirde o güne kadar tanımadıkları bir genç görünür.

Görünüşe bakılırsa son derece mahir bir hekimdir. Hatta günün birinde sultanın kolundaki yarayı sarar. Kesik derindir, ama tutkalla yapıştırılmışçasına iyileşir. İzi bile kalmaz. Yıldırım Bâyezid sargıyı çözerken hayretten dilini yutar. Zira bu hanımının nişanlıyken kendisine verdiği mendilin yarısıdır. Sırrı bilmek ister. Ama esrarengiz genç yoktur ortalıkta.

Niğbolu müstahkem bir kaledir. Osmanlı ordusu büyük kayıplar vermesine rağmen tek taş sökemez. Görünen o ki, bu gidişle kaleye girmeleri ham hayaldir. Ama Yıldırım kolay pes etmez. Büyük bir azimle yürür surların üstüne. Tam ümidini yitirmek üzeredir ki, kale kapısı açılır.

Osmanlı ordusunu âdeta içeri buyur eden genç kolundaki yarayı saran hekimin ta kendisidir. Yıldırım Bayezid ve askerleri kaleye girerler. Kaledekiler, bu durum karşısında teslim olmak mecburiyetinde kalırlar. Zaferden sonra bu genci arasalar da yine bir türlü bulamazlar.

Yıldırım Bayezid Han, Rumeli fethinden sonra Bursa’ya gelmeyip Edirne’de konaklar. Ailesi Bursa’dadır.

Bu genç rüyasında peygamberimizi görür ve kendisine Bursa’ya gitmesi ve Hundi hatunla evlenerek orada irşada başlaması direktifi verilir. Öte yandan Bayezid’in Hundi Fatıma adında haya ve takva sahibi bir kerimesi vardır. Bu kızcağız da bir gece rüyasında Efendimizi görür. Ondan Muhammed Buhari ile evlenmesi istenir. Ama kızcağız edebinden kimseye bir şey söyleyemez.

Çok geçmez. Bir gün Emir Sultan dünür yollar saraya. Açıktan açığa “olmaz!” demez; ama öyle demeye getirir. “Söyleyin ona” der, “kırk deve yükü altın getirsin, alsın kızımı!” Emir Sultan sakindir, “Öyleyse!” der, “göndersin develeri!”

Bu yanıt üzerine telaş alır sarayı. Böyle fakir bir dervişin, kırk deve yükü altını nasıl vereceğini şaşkınlıkla karşılar, inanamazlar. Yine de gönderirler kırk deveyi. Emir Sultan, deveci başını karanlıkta karşılar, onları hiç dolandırmadan Nilüfer çayına götürür. Su yatağındaki çakılları göstererek “Doldurun!” der, “Hatta kendi keselerinizi de.”

Devecilerden bazıları “bunda bir hikmet olmalı” der, bazısı güler geçer. Hele içlerinden biri “ne olacak bunlar” deyip aldığı çakılları geri döker. Kırk deveden meydana gelen kervan saraya girince, heybeler ters yüz edilir. Zemini kıpkızıl altın kaplar. Valide sultan şaşırmanın ötesinde korkar. Şimdi diyecek tek sözü vardır: “Nasıl istiyorsan öyle olsun!”

Kendi onayı alınmadan gerçekleşen bu evlilik haberi Edirne’ye ulaşınca, çok öfkelenen Yıldırım Bayezid, Kapıkulu askerlerinden kırk askeri Süleyman Paşa’nın emrine vererek, Emir Sultan’ın ve Hundî Hatun’un başlarını getirmesi için Bursa’ya gönderir.

Valide Sultan kızına ve damadına siper olur. Damat elindeki tek oku ona vererek at der, valide sultan siz atın der, bunun üzerine benim atmam tehlikeli olur siz buyurun deyinde oku Hundi sultan alır ve kırk cengâverin üzerine atar. Ok kırka ayrılarak hepsini darmadağın eder.

Aradan günler geçtikten sonra Bursa’ya dönen orduyu ve öfkesi dinen sultanı karşılayanlar arasında Emir Sultan da vardır. Yıldırım Bayezid, onunla selâmlaşınca, savaş meydanında askerlerle kendi yarasını saranın ve Niğbolu kalesinin kapılarını açarak zaferi mümkün kılanın bu genç olduğunu anlar .

Yıldırım Bayezid Han atından inerek onunla kucaklaşır ve gözyaşlarını tutamayarak ikisi de ağlarlar.

Emir Sultan kayın babasına Timur’la karşılaşmaması için çok yalvarır ama başaramaz, sonuç malumdur.

EMİR SULTANI TANIDIK - Rasyonel Haber Gazetesi

Lütfen Bekleyin Haber Yükleniyor... Kapat
Suni saha