DEMOKRASİMİZDEN SEÇİM NOTLARI

“24 Haziran 2018 cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçiminde Recep Tayyip Erdoğan’ın kaynak partisi olan SP başkanı Temel Karamollaoğlu’nun CHP ile aynı ittifaka girmesi, 40 yıllık yol arkadaşı Abdullah Gülün de aynı ittifakın cumhurbaşkanı adayı olmak için gizli gizli görüşüp sonra da fiyaskoyla sonuçlanması her ikisinin de muhafazakâr kamuoyunda itibar sıfırlamasına uğramalarına neden olmuştur.”

12 Eylül 1980 yılında yapılan darbeyle koalisyonlar dönemi bir daha kapanarak tek başına iktidara yol açan 1983 yılı seçimleri yapıldı.

Bu seçim 12 Eylül Darbesinin ardından yapılan ilk genel seçimdir. Bu genel seçim ile TBMM 17. dönem milletvekilleri seçilmiştir.

 Seçimlere Milli Güvenlik Konseyi'nin izin verdiği üç parti katıldı. Turgut Özal liderliğinde kurulan Anavatan Partisi, 400 kişiden oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 211 milletvekili çıkartarak tek başına iktidar, Turgut Özal da başbakan oldu.

Turgut Sunalp başkanlığındaki MDP %23, Turgut Özal başkanlığındaki ANAP %45, Necdet Calp başkanlığındaki Halkçı Parti ise % 30 oy aldılar. Görüldüğü gibi daha önceki partilerin hiç birisi bulunmuyor, zira darbeciler hepsini kapatmışlardı.

Turgut Özal iki elini başı üzerinde birleştirerek dört eğilimi birleştirdiğini söyleyerek herkesten oy istedi ve bunu da başardı. Bu seçim 1965 seçimlerine çok benziyordu çünkü muhafazakâr oylarda bir ayrışma olmadan tek partide toplanmıştı. Oy yüzdesi iki secimde de hemen hemen aynıdır.

 Turgut Sunalp’ın Milliyetçi Demokrasi partisinin aldığı %23 oyu toplarsak Türkiye Cumhuriyeti demokrasi tarihinde hiç değişmeyen %70 muhafazakâr oy oranı kendisini burada da göstermiştir.

Turgut Özal merhum, herkes tarafından sevilen bir lider olarak Türkiye tarihindeki yerini almıştır. 141, 142 ve 163. Maddeleri kaldırarak fikir özgürlüğünün önünü açmıştır. Ekonomide gereksiz yasakları kaldırarak herkes tarafından kabul edilen bir devrim yapmıştır. Halka tepeden bakan değil kucaklayan, dışlayan değil, içleyen, nefret yerine sevecenliği getiren bir önder olarak büyük sevgi seli oluşturmuştur.

İlk defa Cumhurbaşkanlığı makamını emekli asker olma teamülünden çıkararak sivilleştirmiştir. Halkın arasında namaz kılan, halkla bütünleşen bir başbakan ve cumhurbaşkanıyla Türkiye onun zamanında tanıştı. Onun zamanında Türkiye’de elektriksiz, telefonsuz köy kalmadı. Renkli ve özel TV dönemi onunla başladı.

1987: 29 Kasım 1987 seçimlerine 7 siyasi Parti Katıldı. Turgut Özal'ın genel Başkanı olduğu ANAVATAN Partisi; %36 ile seçimden birinci Parti olarak çıktı. Sosyal Demokrat Hakkı Parti Erdal İNÖNÜ %25, Doğru Yol Partisi Süleyman DEMİREL %20,  Demokratik Sol Partisi Bülent ECEVİT %9,  Refah Partisi Necmettin ERBAKAN %7 oranla oy aldılar.

Bu seçimlerden önce yapılan referandumla eski liderler serbest kalınca hepsi eski partilerini kurarak seçime girdiler ve gördüğünüz oranlarla %70’lik o zamanın deyimiyle “sağ oyları” bölüştüler.

1987 seçimleri bütün uç partilerin rahatça seçime girmesine rağmen bir şey elde edemediklerini ortaya koydu. Bu da yasaklarla bir yere varılamayacağını, her düşüncenin hakaret ve güç kullanmadan ifade edilebilmesinin bir sakınca doğurmadığını gösterdi.

1987 seçimlerinden sonra merhum Turgut Özal cumhurbaşkanlığına geçmesiyle partisi Anavatan da bitmiş oldu. Zira ondan sonra gelenler seçmeni bir arada tutamadılar.

Buradan şu sonuç çıktı ki: Lider partisinin başında duracaktır, bundan en iyi dersi Recep Tayyip Erdoğan çıkardı ve cumhurbaşkanı da olsa partisinin başkanlığını bırakmadı. Büyük bir kadirşinaslıkla 2007 seçiminde aday olarak “kardeşim Abdullah Gül” dedi.

24 Haziran 2018 cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçiminde Recep Tayyip Erdoğan’ın kaynak partisi olan SP başkanının CHP ile aynı ittifaka girmesi, 40 yıllık yol arkadaşı Abdullah Gülün de aynı ittifakın cumhurbaşkanı adayı olmak için gizli gizli görüşüp sonra da fiyaskoyla sonuçlanması her ikisinin de muhafazakâr kamuoyunda itibar sıfırlamasına uğramalarına neden olmuştur.