SON SEÇİMLERDEN HATIRDA KALANLAR

2000’li yıllar Türkiye olduğu gibi bütün İslam coğrafyasında da heyecan dalgaları oluşturan yıllardır.

Bu heyecanı meydana getiren etkenlerden birisi Arap Baharı denen ve bütün Arap ülkelerini çalkalandıran bir harekettir. Bu hareketin amacı Arap krallıklarının yıkılarak demokrasiye geçilmesiydi. Krallık olmayan Ülkelerde de İslam’a mesafeli Amerikan uşağı idarecileri dize ve doğruya getirmekti.

Arap baharı tam manasıyla Tunus’ta başarıya ulaştı. Biliyor musunuz? 15 Temmuz darbe teşebbüsü püskürtülünce 20 bin Tunuslu Türk bayraklarıyla sokakları dolmuştu.

 Aynı yıllarda Türkiye’de de çok farklı bir bahar yaşanıyordu: Yeni Osmanlılık ve Büyük Türkiye hareketi baharı.

Bu hareket bütün mazlum ülkelere bir ümit oldu. İran ve etki alanındaki birkaç küçük ülke ve Suudi ve Mısır etki alanındaki birkaç ülke dışında bütün İslam dünyası Türkiye’ye bakıyor onun tekrar eski Osmanlı dönemi gibi bir süper güç olmasını gözlüyorlardı.

Amaç mazlumların imdadına yetişecek bir gücümüzün olmasıydı, sıkıştığımızda Amerika’dan değil kendimiz içindekilerden yardım almaktı.

Eski Osmanlı topraklarında kurulan Avrupa’daki, Afrika’daki ve Asya’daki bütün memleketler Türkiye’nin koyduğu hedefleri hararetle desteklediler hatta Recep Tayyip Erdoğan oralarda miting bile yapmaya başladı.

2015 yılındaki genel seçimler öncesi Kudüs’teki oteller Türklere rezervasyon vermeyerek siz ülkenizdeki seçimlere odaklanın, sonra gelirsiniz, siz mazlumların ümidisiniz diyorlardı.

Ancak biz Türkiyeli Müslümanların hata yapma lüksümüz asla yoktur, mazlumların ve bize ümit bağlayan zayıfların ümidini kırmamak için seçim propagandalarında çok daha dikkatli olmak zorundayız.

Bu konuda 12 Haziran 2011 seçimleri hakkında yazdıklarım:

Ak Parti için Nogayların ve Kırgızların Dombra adlı saz eserini kullanarak halkın büyük sevgisine mazhar olmuş bulunan Uğur Işılak’ın bir besteyle bunu parti marşı yapması olağanüstü bir beğeni kazanmıştı. Bu parti marşının bile % 4 oranında oyları artırdığı var sayıldı.

Eğer Sayın Başbakan sert söylemlerini bırakma gücünü yakalayabilseydi oylar kesinlikle tavan yapacaktı ve daha büyük bir zafere imza atacaktı. Ne var ki tüm liderlerin çocuklar gibi seviyesiz atışmaları kararsızların artmasına neden oldu.

Avrupa ve Amerika ülkelerinde seçimlerden önce gördüğümüz liderlerin bir masada toplanarak TV kanallarında tartışmalarını çok isterdik ancak bizim liderlerimiz birbirlerine karşı bir araya gelemeyecek ve yüz yüze bakamayacak kadar ağır sözler ettiklerinden bu mümkün olmadı.

Bu seçimlerden önce başbakandan başka hiçbir lider proje üretmedi, kazanırsak şunu-bunu yapacağız demedi. Buna rağmen muhalefet liderleri şu projeyi durduracağız, bu proje çok hayalperest gibi yaklaşımlarla gözden düştüler.

Muhalefet partilerimiz geçmişi ve o geçmişin 12 yıllık mimarı başbakanı kötülemekten başka bir laf edemediler. O ettikleri laflarda hiç halkın tasvip etmediği sevilen kişilere hakaretten ibaretti. O hakaretler sokak çocuklarını bile güldürecek cinstendi: namussuz, namert, müfteri, şerefsiz, adi, yalancı, hırsız, soysuz, diktatör, kabadayı ve daha nice argo sözler.

Başbakan bu seçimlerden önce de mağdur oldu ve bu mağduriyeti meydanlarda kullandı. Dünya tarihinde görülmemiş kalabalıkları meydanlara çekmeyi başardı. Bundan önceki yerel seçimlerde aldığı oyu solladı ve %7 puan daha ekledi.