MEZAR VE TÜRBELERDE AŞIRILIKLAR

Mezar ve türbelerden medet umanların günde kırk defa okunan Fatiha suresindeki “İyyâke na’büdü ve iyyâke nesteînü” / ancak sana ibadet eder ancak senden yardım isteriz” nazm-ı celilini iyice bir düşünmeleri zamanıdır.

“En makbul mezarı “en çabuk kaybolan” diye tanımlayan İslâmiyet’te zengin bir mezar mimarisinin gelişmesi şüphesiz çok şaşırtıcıdır.” (TDV İs. Ans.)

Dünyada yaşayan tüm insanlar en az yüz yılda yerlerini başkalarına bırakırlar ve yeryüzünde insan nesli yenilenir. Bu yenilenme mezarlarda da aynen gerçekleşir zira anıt şeklinde yapılmayan mezarların üzerine yeni mezarlar açılır. Böylece yer altındaki uzun istirahatte yalnız kalınmamış olur. Belki de yüz yıla varmadan yanına akrabaları, eşi, çocukları ve torunlarının naaş’ı konur insanın ve her kavuşmada büyük bir bayram yaparlar yer altında. Ama bu bayram anları anıtmezarlarda ve türbelerde asla yaşanamaz onlar hep o buz gibi betonun içinde yalnız yaşarlar.

Bir mezar, mezarlığın dışındaysa bu mezar anıt mezardır.

Anıtmezar yaptırmaktaki amaç nedir?

Mezarlığın haricinde bir kabri, anıt mezarı görenler bu kimdir diye soracak ve verilen bilgiyle de ölen anılmış olacaktır. Bu İslami usule asla uygun bir davranış değildir, ama hızlı bir yayılma eğilimine doğru ne yazık ki gitmektedir. Öldükten sonra da anılmak isteyenler bunun yolunu mezarlığın dışında bir mezara gömülmekte bulmuşlardır. Bu anıt mezarların ilki bizim ülkemizde anıtkabirle başlar İsmet Paşayı da unun bir köşesine koymalarıyla o da kabristan haricinde kalır. Turgut Özal ve Menderesin mezarları da bu saikla İstanbul Vatan caddesinde kabristan dışındadır. Süleyman Demirel anıt mezara gömüldü hem de binlere dönüm alan feda edilerek, hem de kendi köyünde. Celal Bayar da öyle olmuştu Mudanya’da kendi köyüne bir anıt mezara gömüldü. Oysa devlet mezarlığına normal bir yere gömülselerdi daima ziyaretçileri olurdu ya o köylerde ama olsun kendi tercihleri hem Allah nereden okunursa Fatihaları yerine ulaştırtacak güce sahiptir. Kısacası variyet ölünce de kendini gösteriyor, saltanat mezarın dışında da sürüyor ya içinde orasını Allah bilir.

Hâlbuki Ahirete imam eden bir Müslümanın böyle bir şeye ihtiyacı yoktur. Oldukça aşırı ve kul hakkı da içeren bir yöntem olan anıt mezarların hızla yayılması dünyada ekili alanlara da zarar verecektir.

Yüz yıllarca Müslüman büyükler özellikle tasavvuf erbabı ölünce üzerlerine türbeler yapıldı kendisi isteyen de oldu istemeden yapılan da. Doğu milletlerinin bir zaafı vardır türbelere karşı. Devamlı içinde belki değersiz birisi de yatabilir ama o kümbet var ya o kubbeler o görkemli mermer granit yapılar geridekilere ve yaşayanlara altta çok üstün biri var hissi vererek din dışı davranışlara da sevk etmiştir. Öte yandan İslam’ı tam hazmetmiş ve nebevi ölçülere bağlı büyük İslam âlimleri mesela Sadreddin Konevi gibi üzerlerine türbe yapılmamasını vasiyet etmişlerdir. Said-i Nursi hazretlerinin bir mezarı bile bulunmazken Süleyman Hilmi Tunahan merhumun da türbesi yoktur ve sadece dört dikme üzerine bir basit kubbesi vardır.

Ancak hiçbir devirde Müslümanlarda durum buna uygun düşmez, garibanların esamesi okunmazken ve silinmişken krallar karılarının üzerine taç mahal gibi dev binalar dikmişlerdir. İslami hassasiyeti bildikleri halde ve hatta kendileri istemedikleri halde nice büyük zatların mezarı üzerine anıtlar, türbeler ve kümbetler inşa edilmiştir. Cami hazirelerinde yer almak için ve camiden çıkan Müslümanların Fatihalarından nasiplenmek için de büyük çabalar sarf edilmiştir. İslam’ın “ses çıkarmadığı” sade bir mezar taşından başlayarak camilerin diplerinde dev türbeler yükselmiştir.

“Ravi Ebu Hüreyre R. A anlatıyor: Resulullah (sav) şöyle dediler: "Allah Yahudilere ve Hristiyanlara lanet etsin. Peygamberlerinin kabirlerini mescide çevirdiler." (Ebu Davud`un dışındaki bir rivayette Hz. Aişe`den şu ziyadeye yer verilmiştir: "Eğer bu (endişe) olmasaydı, (Resulullah`ın) kabri açıkta bulundurulacaktı. Ancak mescit ittihaz edilmesinden korkuldu.") Hadis No: 2698”

Bu hadis-i şerifte efendimiz aleyhissalatü vesselam: “Peygamberlerinin kabirlerini mescide çevirdiler” buyururken onların putlaştırıldığına ve ilahlaştırıldığına işaret ediyor ve türbelerle mescitlerin karıştırılmamasını dikkat çekiyor.

Miladi 21. yüz yılda ise Müslüman mezarları sadeleşmeye giderken yüz yıllardır Müslümanlara “türbeci” diyenler ve türbe başlarına uğrayanları dua edenleri hafife alanlar büyük anıtmezarlara ses çıkarmadıkları gibi sevdiklerinin anıtmezarlarına da her daraldıklarında seğirtenler bu konuda da Müslümanları geride bıraktılar.

Bu konuda iki aykırı mezarsızı da anmak isterim: birisi son derece dindar bir kral olan Suudi kralı diğeri de tam bir dinsiz olan Aziz Nesin. İkisi de mezarlarının yerlerini belli etmemek için vasiyet etmişler ve başarılı da olmuşlardır.

Kısacası kimsenin kabristan dışına özel mezar yaptırma hakkı olamaz. Aksi halde bu anıtmezarların kimisine “din geri geliyor diye şikâyet toplulukları yürürken kimisine de Allaha rağmen “din elden gidiyor” diye dua toplulukları yürümeye devam edecektir.