30 Ramazan 1439 / 14 Haziran 2018

Teravihler, Mukabeleler, iftar sofraları ve dolu dolu camilerle ramazan ayı ülkemizde tam manasıyla “gündüzleri sâim geceleri kâim” şeklinde geçti.

Şunu bir kez daha anladık ki İslam dininin vecibeleri en yoğun bir biçimde Türkiye’de yaşanmaktadır.

Teravihlerde son yıllarda yapılan olumlu telkinlerle kadınlarımız ve çocuklarımız da yoğun olarak katılım sağladılar.

Kadınlarımızın aktifleşmesinde en başarılı vazifeyi mahallelerde bulunan hoca hanımlar yapıyor, onları gündüzleri mukabelelerde toplarken akşamları da teravih namazına sevk ettiler. Bu hoca hanımlar yılın her gününde kadınlarla alakayı kesmeden gurup gurup kadınlarla sohbetleri de sürdürmeğe devam ederler.

Hoca hanımlarla beraber hoca beyler de camilerin çocuklarla şenlenmesi hususunda vaazlar vererek onlara hoşgörülü olunmasını başarıyla aşıladılar ve bugünkü olumlu durum ortaya çıktı.

Ya teravihle hatimler?

Allah cümlesinden razı olsun Türkiye’de her Müslümanın erişebileceği, kendisine yakın bir camide hatimle de teravihler kılındı. Bu şu demektir: 30 ramazanın her gününde yirmi rekâtlı bir teravihle 20 sayfalık bir cüz bitirerek otuz ramazan da otuz cüz okunarak Kur’an hatmi tamamlanıyor.

İşte buna geceyi Ayakta geçirmek manasında kıyamü’l-leyl denir ki yüce peygamberimizin “kim ramazan ayını inanarak ayakta geçirirse bütün geçmiş günahları affolunur” buyurduğu durum budur. İnşallah böylece Müslümanlar “Ramazanın başı rahmet ortası mağfiret sonu ise cehennemden kurtuluştur” manasınca bayrama arınmış olarak çıkacaklardır.

Teravihi hatimle kılmak ve 20 rekat olarak cemaatle eda etmek asr-ı saadette bile vaki değildir, peygamber efendimiz boşuna “ümmetim yağmura benzer başı mı sonu mu hayırlı bilinmez “ sözünün ima ve işaret ettiği durum bu olabilir. Her halükarda “Tabiinden Üveysin Rh Sahabeden Vahşinin R.A atının ayağının tozu kadar olamayacağı itikadım tamdır.

Bir de şunu belirtelim ki asr-ı saadet İslam’ın ve onun mukaddes kitabı Kur’an’ın ayet ayet iniş çağıdır. Kur’an’ın son ayetleri peygamberimizin son günlerinde indiğine göre hatimle bir teravih kılma imkânı da olmaz değil mi?

Teravihin yirmi rekâta bağlanıp camilerde cemaatle kılınması ise hazreti Ömer zamanında tahakkuk ettiğini de eklememiz lazımdır. Asr-ı saadette ise efendimiz aleyhissalatü vesselam teravihi birkaç ramazan akşamı camide sekiz on rekât münferit kılmış ancak sahabenin yüklenmesiyle farz olur endişesiyle devam etmemişlerdir.

İşin içinde hazreti Ömer R. A olunca Şii İranlılar teravihe sıcak bakmazlar ancak Sünnilerin yoğun oldukları camilerde kılınır.

Yüce peygamberimizin hafızlarla daima mukabele okuduğu hatta bunu Cebrail aleyhisselamla son senesinde iki kere tekrarladığı da malumdur.

Elimizdeki iki kapak arasındaki mukaddes kitabımız bu şekilde yüzbinlerce milyonlarca hafızın dilinde de sürekli tekrarlanarak bir ayetinin bile zıyaına imkân verilmemektedir.

Şunu demek istiyorum: asr-ı saadet İslam’ın iki ana kaynağı olan Kur’an ve sünnetin yaşanarak ortaya konduğu dönemdir, buna teşri’ dönemi denir. Ondan sonraki çağ ise Kur’an ve hadislerin yazılması ve anlayış farklıklarından dolayı tedvin ve mezhepleşme dönemidir.

Üçüncü dönem çağ Müslümanları Kur’an’ın ve sünnetin binlerce cildi bulan tefsirleri ve yorumlanmış hallerini ihtiva eden yüzbinlerce kitabı önlerinde hazır bulmuşlardır.

Kur’an ayetleri ve sünnet her zaman ve zeminde gerçekleşen yeniliklere de uyum sağlar hatta onlara yol gösterir niteliktedir. Bu bakımdan asıl kaynağı anlatmak için her zaman yeni eserlere ihtiyaç doğmaktadır.