NEYİ SÖYLEDİĞİN Mİ? NASIL SÖYLEDİĞİN Mİ?

Hükümdarın birinin beyaz bir atı varmış. Hükümdar, bu atını çok severmiş. Bir gün bütün maiyetinin (kendi adamlarının) hazır bulunduğu bir sırada:

- Bu beyaz atımın ölüm haberini getirenin kafasını uçurabilirim. Çok dikkatli olun. Çünkü bu beyaz atı canım kadar seviyorum. Onun ölüm haberi bende kriz geçirtebilir" demiş.

Günün birinde, her şeyin eceli gibi beyaz atın da eceli gelir. Ve beyaz at ölür. Hükümdarın adamlarında bir telaştır kopar. Kimse cesaret edemez ki, beyaz atın ölümünü hükümdara haber versinler. Seyis başı, düşünür taşınır, olacak gibi değil. Ben gidip hükümdara haber vereceğim. Öyle olsa da, böyle olsa da bizim kafa gidecek, der.

Ve Seyis başı, hükümdarın huzuruna çıkar:

- Hükümdarım. Sizin beyaz at var ya!

- Evet der, Hükümdar. Seyis başı:

- O, yatmış, ayaklarını dikmiş, gözlerini yummuş, karnı şişmiş ve hiç nefes almıyor, der.

Hükümdar :- Seyis başı, seyis başı! Desene, bizim beyaz at öldü!..

Seyis başı: "Aman hükümdarım! Ben demedim, siz dediniz hükümdarım" der ve kafayı kurtarır.

*****

Aynen yukarıdaki kıssada da belirtildiği üzere, elbette her birimiz ani gelişen olaylar karşısında seyisbaşı kadar ustaca ve zekice cümleler kuramayabiliriz. Ama en azından kendimizi ifade ederken ve iletişim dilimizdeki “Ben, genellikle nasıl cümleler kuruyor ve kullanıyorum? Karşımdaki kişi ya da kişilere veya varsa belirlediğim hedef kitleme düşündüğüm şekilde duygularımı aktarabiliyor muyum ve aktardığımdan emin miyim?” sorulara dürüst cevap vermek ve sonuçlara göre “Lisan Dilimizi” gözden geçirip geçirmemek noktasında dürüst ve samimi olmalıyız.

****

Mesela bendeniz bu sorulara dürüstçe cevaplar bulduğum ve sonuç değerlendirme seanslarında sığındığım tek kalem “Kimin nasıl anladığı değil, benim hangi maksatla söylediğim önemlidir” ya da “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” söylemlerinde teselliyi bulduğumu biliyorum.

*****

Mademki gazeteciler; mensubu oldukları toplamlardaki ahalinin gören gözü, işiten kulağı, düşünen beyni (bu şık benden) ve söyleyen dilidir… Öyle ise meslek etiğine sadık, tarafsız ve objektif gazetecilik yapma niyet ve gayretinde olan biri olarak bazen en başta adı geçen seyisbaşı kadar ustaca ifade kabiliyetimiz olmasa da söylenmesi gereken her neyse ve her kim ne anlayacaksa kendini ele verir düşüncesini de hesaba katarak, yazmaya ve paylaşmaya devam etmekten başka kendime yakışan bir şıkkın kalmadığını düşünüyorum..

*****

“Adam aslında doğru söylüyor ama üslubu biraz sert..” denmesini,

“Adam nasıl bir fırıldak anlayamıyorum” denmesine tercih edenlerdenim.

Uzun lafın kısası, hani herkesin çok iyi bildiği bir özlü sözde de belirtildiği gibi

-Neyi çok iyi bilip, neleri az bildiğimden emin olmasam da, en çok “Haddimi bilirim haddimi”  diyenlerdenim.

Dediğim gibi;

 “İmanın şartı yedi olsaydı. Kesin, haddini bilmek olurdu.”

OYSA;

"Yanarak var olmayı kabullenmekle,

 Sönerek yok olmak arasında yapılacak

 Bir seçimden ibaretti bütün hikâyemiz..