Menfur olayın ikinci yılını da geride bıraktık.

Bir sınıfın, cemaatin, tarikatın, sosyal oluşumun ve sivil toplum kuruluşunun diğerlerine tagallübü teşebbüsünün büyük bir örneğini yaşadığımız o gün artık Türkiye’de bir bayram olarak anılmaya devam edecektir.

27 Mayıs 1960 yılında meşru hükümeti devirerek başbakan ve iki bakanının asıldığı Cumhuriyet tarihinin ilk darbesi günü de çocukluğumuz boyunca hep bayram olarak kutlanmıştı, sonunda onu yine bir darbe hükümeti 1980’li yıllarda kaldırmıştı.

İki bayram arasındaki fark, birisinin başarılı darbe diğerinin başarısız darbe sonrası yapılmış olmasıdır. Bize yirmi yıl bir darbeyi özgürlük bayramı diye kutlatanlara yazıklar olsun!

Gerçek özgürlük bayramı darbeci hainlere ellerimizle dur dediğimiz 15 Temmuz bayramıdır, Allah şehitlerimize rahmet eylesin. Gazilerimizi de minnet ve şükranla anıyoruz.

İki yıl önceki menfur kanlı darbe girişimi İslamiyet ve Müslümanlar bakımından onulmaz yaralar açan bir hadisedir.

İslamiyet’in olmazsa olmazı olan tam itaat ve teslimiyetin ehliyetsiz ellerde ne hale sokulduğunun resmidir.

15 Temmuz 2016 menfur darbe girişimi biatimizi lekelemiştir.

Ey hocalar, ey Müslüman aydınlar! İslamiyet’in olmazsa olmazı olan biati ağzımıza bile alamıyoruz şu anda değil mi? İşte bu zül bize yeter ve artar haberiniz olsun!

On beş Temmuz 2016 menfur darbe girişiminin en büyük zararı İslam ve Müslümanlara oldu. İslamiyet'in ana terimleri olan itaat teslimiyet biat imamet ve hilâfet gibi nice hakikatlerine leke sürüldü Müslümanlar artık cemaat, tarikat, sohbet, nur ve emaret kelimelerini kullanamıyorlar.

İki yıl önce teşebbüs edilen kanlı darbe girişiminin asla olmayacağı düşünülen sözde Müslüman hainlerden sadır olması Müslümanların doksan yıldır mücadele ettikleri laikliğin lüzumu kanaatine varmalarına neden olmuştur. Bu durum sadece Türkiye değil bütün Müslümanlarda aynıdır.

15 temmuz hıyaneti İslamiyet'in olmazsa olmazı olan biat itaat ve teslimiyet gerçeklerine büyük darbe vurdu. Bu hakikatleri sapkın emellerine alet eden Daeş, Fetö, Adnan Oktar ve El-Kaide benzeri örgütlerin İslam'a verdikleri zararları telafi etmek uzun yıllar alacaktır.

Kötü niyetli kişiler İslam'ın biat itaat ve teslimiyet emirlerini rahatça menhus emellerine alet edebilirler mesela hilâfet kaldırılınca bir halife gitmiş bin halife gelmiştir hak batıl bütün cemaat ve tarikatlar kendi liderini halife ve Mehdi kabul etmişlerdir.

Son mehdilere ve halfeciklere dikkat ederseniz onlara kayıtsız şartsız bağlananların yüksek tahsilli kesim olduğunu görürsünüz. Bu Mehdi ve kurtarıcı taslakları sonunda zihin kontrolü ile yabancıların eline düşmüşlerdir Adnan Oktar bunun son örneğidir.

Müslümanların devletlerine isyan ve paralellik fitnesine düşmesini önlemenin iki yolu vardır.

Bir: bütün dünya Müslümanlarının bir halife seçerek bin halifenin önünü kesmektir.

İki: Türkiye'de devlet ve diyanetin hukuk çerçevesinde cemaat ve tarikatları denetleyen bir sistemin teşkilidir.

İnşallah Osmanlı ecdadımızın bu konuda yaptıklarını “Cemaatlerin Denetimi” yazı serimizde izaha devam edeceğiz.