ÇOK BİLMİŞ Mİ? ÇOK BİLEN Mİ?

At izinin it izine karıştığı günümüzde gerek sosyal medyada ve gerekse sosyal ve kültürel program ortamları ile özellikle protokol ağırlıklı ortamlarda çoğu bireylerin piyasa yapmak adına kullandıkları soyut bir silah ya da argüman olarak karşımıza çıkan realite.!

         Adam bir şekilde beyninde ve hafızasında bulundurduğu malzemelerden kendince ortama uygun bulduğu birini alıyor ele (dile..)  Ve dikkatleri üzerinde topladığından emin olduktan sonra başlıyor üst perdeden ahkâm kesmeye…

         Karşısında ve yanındakilerin kendisini dinleyip dinlemediğinden, dinler görünenlerin neden mış gibi yaptıklarından bihaber makinalı tüfek misali seriye bağlayanlara şahit olduğumuz malum.

         Şimdi bu durumdaki herkesi çokbilmiş sınıfına koymadan, çok bilen olma ihtimalinin de gözden geçilmesi gerekir mi diye düşündüm de.. Gerçek anlamda çok bilen bir insan zaten bence bilmesi gerekenler listesini yaparken en başa “Haddini Bilmek” olgusunu yazmış ve gereğini özümsemiş olması gerektiğinden hareketle, haddini bilen bir bilgin insanın da nerede, nasıl ve hangi üslupla konuşacağını bilmiş olmalıdır değil mi?

Dolayısıyla benim bugün dikkatleri çekmeyi düşündüğüm tipleri, bu yazımı okuyan hemen herkesin çok iyi bildiğine inanıyorum. Hani şu bizim hemen her yerde sevmediğimiz ot misali çatkapı burnumuzun dibinde bitiveren “Çokbilmiş” tayfasını bilmeyeniniz var mı?

Peki gelelim bu tür özellikle sosyal medya ortamında “Medya Maymunu Olimpiyatlarında” rekor üstüne rekor kıran bu çok bilmiş gardaşlarıma, biz sözde haddini, hududunu ve hukukunu bilen çok bilme adına öğrenme arayışındaki insanların göstermesi gerek tepki ya da onlara karşı davranışlarımızın özetine.

Şöyle bakıyorum da, pek çok konuda olduğu gibi “-Bana dokunmayan yılan bin yaşasın. –Bana ne kardeşim, adama hatasını söylemek bana mı kaldı? –Ben kimseyle kötü olmam ve karşıma alamam kardeşim..” türünden atasözlerimize sadakati’mizi devreye sokarak, sahneyi o hadsiz maymunlara ve çokbilmişlikleri ile baş başa bırakıyoruz vesselam.

Yalan mı? Çoğunlukla ve genellikle öyle yapmıyor muyuz? Hatta öyle yapmayıp o çokbilmiş hadsiz maymunlara haddini bildirme cesareti gösterenlere destek olma yerine kimi zaman onlara bile sırtımızı dönerek üç maymunları(!) oynamıyor muyuz?

Ama laf dinden, imandan, doğruluk ve dürüstlükten açıldığı zaman mangalda kül bırakmayan, üst perdeden beylik kelamları sıralayan çok bildiğine inandığımız kimilerimizin bu çarpıklıkta veballeri olduğunu düşünüyorum. Öyle ya; “Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır” diyen bir dinin mensupları değil miyiz?

 

İstiklal Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi;

 

ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.

Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım! ...

Boğamasam da hiç olmazsa yanımdan kovarım.

 

Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;

Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.

Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;

Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!

 

Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum

Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!

Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!

 

Adam aldırmada geç git, diyemem aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!

Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...

İrticanın şu sizin lehçede ma'nası bu mu?

 M.A.E.