Kocasının elinde kazma-kürek, karısının bir elinde yeddiği keçisinin ipi diğer elinde 4 yaşındaki çocuğu, keçinin peşinden zıplayarak oynaşa oynaşa gelen iki gerdanlı oğlak yine tarlaya gidiyorlar.

13 yaşındaki büyük oğlan bir inekle bir öküzü sürerek arkalarından takip ediyor.  Hanımın önündeki eşeğin sırtında boyunduruk, saban, övendire ve sürükkü çalısı yüklü bir de öğlen yiyecekleri azıkları.

Her gün aynı güzergâh takip ediliyor ve aynı resim tekrarlanıyor; kışlık iki kile çavdarlı buğdaydan unluk ile iki kile akyannastan bulgurluğu kaldırabilmek için bir evlek toprak sahibi olmak maksatları. Devletine itaatkâr, ne derse tutar, kestiği parmağın acımayacağına inanır, ondan tek beklediği bir evlek tarlasıyla elindeki keçi ve çift öküzüne dokunmamalarıdır.

Babasından bunu görmüştür, anasından böyle almıştır. Kenarları erik ağaçlarıyla dolangeli çevrili bir de bahçeciği vardır oraya her sene pate eker, kaldırır kaldırmaz bir çuvalını gelecek yılın tohumu için alıkoyar.

Her güz ekim sırası bu bir evlek toprağın başına göçerler günlüğüne haftalığına, yatırlar başucunda tarlalarının.

Sağı kaya solu kepir, doğusu gölgelendikleri eğme, batısı gevenlerle çevrili tarlayı az daha genişletmek için baba harekete geçer; kazmalarıyla söker etrafı bir kile çavdarlı buğday yetiştirebilmek için. Zira burada ondan başka bir şey yetişmez kırdır, kıraçtır, kepirdir, taştır, kayadır, eğriktir.

Hayatı onuruyla kazanabilmek için kayalarla taşlarla savaşır ömür boyu Mehmet amca burada.

Mehmet amca Balkusanlı, Mehmet amca Aşağıçağlarlı, Mehmet amca Yukarıçağlarlı, Mehmet amca Güneyyurtludur, Mehmet amca Ermeneklidir, Mehmet amca Taşeli’nin taşlı yaylalarının çocuğudur.  

Kayabunarda, Ayı beleninde, Boncuk çayırında, Devecide, canavar koyağında, Saparcada, Beğbunarında, Sorkunda, Dedelide, Hacı Hasan kırında Üssüzde, Üşbunarda, Akarcada, Bendbaşında, Acı elmada ve bük boylarında kışın çetin şartlarına yenik düşmemek için kısa geçen üç aylık yaz mevsimini dolu dolu çalışarak tamamlarlar buralarda.

Tarih boyu “Sengistan (kayalar ülkesi) yerdir, burada yaşanmaz” diye valilerin, kaymakamların yön değiştirdiği yerleri asla terk etme Mehmet amca.

Bu durum 1225 yılında Selçukluların bu toprakları Karaman beyin babası Nure sofuya vereli beri böyledir. 

790 senedir bu dağlarda kepirlerle boğuşuruz, soğuk suyu temiz havası tesellimiz olur ömür boyu rezilliğimizin.

Karnı doyacak kadar bir üretimi olanlar yerinden kıpırdamazlar, işlerler bu dağları yüz yıllardır, adam ederler verimsiz toprakları.

Ancak 2011 yılına gelince birileri durun der; burası ormandır,  gülsek mi ağlasak mı ardıçtan, karamıktan başka bir şey bitmeyen, yüzde doksanı taş ve kepir olan bu boz kandaklar nasıl orman oluyor acaba?

Tapu alma vakti gelince yine birileri durun der orası vakıftır. 1936 da bütün gerçek vakıfları araziye çevirip halka satan laik devlet bu dini terime neden sığınma ihtiyacı duydu acaba?

Şimdilerde yine birileri kayalar ülkesinin halkını kandırmaya çalışıyor. Kazmasından küreğinden başka bir aleti olmayan halkın kırlardaki altı maden dolu topraklarını ucuz mu ucuza almak istiyor.

Benim insanım ise sanayi devrimini yakalayan Türkiye’nin sanayi kentlerine göç ediyor ve “ne yapacağım ekmediğim tarlayı” diye cüzi miktarlara satıp gidiyor.