Eskiden her mahallede bir dibek vardı, bu dibekler aşağı yukarı bir metre çapında bir kayanın içinin insan eliyle oyularak oluşturulan bir şeydi.

Bu dibeklerde mahalleli güzün kuru biberini, darısını, kuru fireğini vb döğerek un haline getirirlerdi. Bu gün de halen az da olsa köylerimizin bir ucunda vardırlar ve özellikle dağlık Toros köylerinde domates, biber ve sumak döğmede kullanılmaya yer yer devam edilmektedir.

Ancak bu dibeklerin en önemli işlevlerinden birisi düğün arifelerinde hersenin (keşkek) ham maddesi olan döğmeyi elde etmek için kullanılmalarıydı. Düğün sahipleri herseye yetecek kadar buğdayı hafif nemlendirdikten sonra mahallenin dibeğinde tokmaklarla döğerek kabuğunu almış olurlardı bu işlevden sonra elde edilen şeye döğme denmekte olup kabuğu alınmış bütün buğday demektir.

Düğün sahipleri mahallede güçlü kuvvetli ve becerikli ellere dört tane tokmak verirler ve dibeğe yeterince ıslak buğday koyduktan sonra başlarlardı döğmeye. Tokmağın dördü birden yerine göre dibeğe girer çıkardı ama hiç birbirine değmeden yapılırdı döğme işi.

Döğme denilen bu kabuksuz buğday Anadolu’nun her yerinde aşurede kullanılan bütün ve kabuğu soyulmuş buğdaya denir. Bazıları buğdayın kırılmışı olan aşlık ile kabuğu soyulmuşu olan döğmeyi birbirine karıştırırlar.

Yüce peygamberimizin damatlara güç için tavsiye ettiği daha doğrusu Cebrail A. S. Peygamberimize önerdiği sadece buğdayın kepeksiz özü olan döğmeden yapma herse/keşkek yemeğidir. Hadis-i şerifte aynen “herse” kelimesi kullanılmıştır.

Şimdi bu dibekler çoğu yerde artık görünmüyor ve ya mahallenin simgesi gibi içi çer çöp dolmuş halde bir kenarda müzeye kaldırılmayı bekliyorlar, zira yerlerini modern değirmenler almıştır.

EKMEK EĞLEMEK

Gece gündüz tarlada bahçede her zaman kocasının yanında olan Anadolu kadını erkekler döğme hazırlarken dururlar mı onlar da düğün için ekmek eğlerlerdi topluca.

Düğün sahibinin gönderdiği okundulara cevaben gelen unlar ve hamarat evhanımlarnın yumrukları altında hamur yapılır sonra da ekmek eğlenmeye başalanırdı.

İki üç kadın devamlı beze yapar iki üçü de yufka açar diğer iki üçü de saçta pişirirdi. Aralarına asla erkek almadan yaparlardı ekmek eğleme işini. Ve küren küren yufkalar yığılırdı kenarlarda çavdardan yapma sinilerin üzerinde.

Bu ekmekler yarın düğünde herse ve yahni yemeğini yiyenlere kalbur kalbur sulanıp dürülmüş olarak dağıtılacaktır.

“Ekmek Eğlemek” evet, bir daha söyleyin, evet, bir daha “Ekmek Eğlemek” dağlarda odun eğlemek neyse ekmek eğlemek de odur, üretmektir yani. Yeni yetme kız çocuklarının

öğrensinler diye ellerine verilen bezelerden, bileklerinde bilezikler şıngırdayan taze gelinlerin açtığı yufkalar, biraz yaşlanmış kaynanaların saçta pişirmeleriyle yığın yığın kuru, pişmiş yufkaların elde edilmesidir “ekmek eğlemek”.

“Toroslarda Ayşe teyze Fadime teyzeyi “ekmek eğlemeğe” çağırırken şöyle bağırır damdan dama ve ya mahalleden mahalleye: “gız aşşa ha gelde böğün bize bi gıyık ekmek eğleyelim”

Ve Fadime teyze bu çağrıya icabet eder ve mahallede uygun bir örtme altında eğlenir ekmekler.

Ekmek eğleyen kadınlara çok önemli ikramlar yapılır. Hamarat hanımlar biraz yorulduktan sonra genç gelinler ve kızlar bazlamaları sıkmaya ve ya toplanan otlardan çörek yapmaya hazırlarken diğer kadınlar şöyle bir dedi kodu sefasına girişirler.

Ama sonuçta düğünlerde, ramazanlarda ve ya kış boyu tavlanıp yenecek olan yufka yığınları oluşur kenarda.

Tavlamak nedir? Tavlamak sert ve kuru, yemeye hazır olmayan yufkaları yeme tavına getirmek için açılan sofra bezinin üzerine tek tek alarak üzerine elimize aldığımız suyla hafif yağmurlama yapmaktır.

Tavlanan ekmeklerin üzerini bezle bir müddet örttükten sonra yumuşarlar ve dört köşe katlanarak herkesin önüne konur