Ermenek yaylalarından Üssüz (Güneyyurt) öyle bir yayladır ki burada dünyanın en nadide endemik bitki örtüsü vardır.

Ayağını bastığında bile her an bütün ıtırlı bitkiler kokularıyla sizi karşılar, bu kokular kekiğinden güvey otuna kadar çok geniş bir yelpazeyi kapsar.

Barındırdığı ardıç ve andız pürleri ise adeta bir halı saha gibi seni yumuşaklığında boğar. Alıç ve boz armutların çiçekleri dayanılmaz bir esrarengiz kokuya sahiptirler.

Her koyakta birkaç ardıç ve alıç bulunur, her birinin üstünde sarı serçeler gelenlere “civ civ civ ci, cicilca” diye nağmelerle ses verirler. Gök güdükler ve kır serçeleri artık evcilleşmiş gibi köylere indiğinden az görülüyorlar burada, ancak ala serçe ve sarı serçe her koyakta ve tepede yerlerini almışlardır.

Sarı serçe ağaçlarda ve çekme diplerinde, ala serçe taşlarda yuvasını kurmuş ve sizlerden kıskanmaktadır. Kaya serçeleri, ise tüm kaya deliklerini tutmuşlar vacır vucur ses deryasına salarlar sizi, onlar evlerimizdeki çelen serçelerinin taşlardaki akrabalarıdır. Kuşların bazıları henüz yumurtada iken bazıları uçurmuşlar ve acemi “bülüçlerini” peşinde dönüp durmaktadırlar.

Ala serçeler keyfe geldiklerinde bütün serçeleri hatta atmaca ve kartalları taklit ederek üstümüzde dans ederler ancak yuvalarına, o önü mermer döşeli saray yavrusu meskenlerine yaklaştığımızda ise panik havasıyla sadece “hüd hüd hüd- cak cik cak” diye kanat çırparlar.

 Koyaklarda çekmeler birer halı yastığı andırırlar, kekikler taşları süslerken, şaplalar sarıçiçekleriyle etrafı kokuya boğarlar.

Bilir misiniz geven çiçeği dünyanın en güzel kokulu çiçeğidir, kurusunun ateşi ise bir haberleşme aracıdır.

Yerler binlerce çeşit ottan ayağınızı yere değdirmez. Buradan dünyanın en kaliteli bal ve süt ürünleri yetişir zira burada nebatat bakımından çok zengin bir yayla vardır bu yayla üssüzdür, başka yaylalarda bu nebatat çeşitliliği asla yoktur.

 Üssüz’de susuz kayaların yüzeyleri menekşelerle bezelidir, taşların yarıklarından ışıl ışıl otlar sarmaşık gibi sarkarlar. En yüksek tepesi Kavaklıda kavak ağaçları yeşerir, kayaların dibi şifa kaynağı ısırganla kaplıdır. İnlerinin tavanından sular damlar özellikle orta yolda ki Erkecini ve Kuşakpınarda ki Damlantı ini damıtılmış su içmek isteyenler için uğrak yeridir.

 Üssüz’de su yoktur bu konuda o gelmek isteyenlere: Bana Suyunuzla Gelin der.

 Girişindeki Kuşakpınar’dan, Üssüz’ün en kuzeyindeki Erkecini’nden ve Kavaklıda bulunan karlıklardan su ihtiyacı karşılanmaya çalışılır. Kavaklıdaki karlık kar üstüne karın düştüğü bir yerdir.

Ayrıca Erkecini, Kavaklı, Kuşakpınar ve Delikkaya ise mutlaka görülmesi gereken tarihi, antik ve jeolojik birer şaheserdirler.

Kanlı burun, sel kayası, çıkacaklar. Suluceser, Gödorum, Çarşaklar’dan, Kızılinden Yarığiçi Katrancık alt çizgileridir Üssüzün. Akin, Karin, Damlantini, Kızılin, Kızoğlanini, Alacin, salmalar dizilir kıblesinde.

Boğaz ağzı ağar gider yukarı, şeytanlı koyak, kızıl düz, selamlaşırlar, selamlaşır yükseklerden Kavaklı ve dikme tepe. Deliktaşlar sarp kayalar birbirine bakar, uzun koyak, dolama koyak derin koyak birbirini izler.

Kan eksen can bitirir Allah’ın izniyle, kırmızı toprakları vardır. Doğusunu Ermenek yaylası, kuzeyini üşbunar, orta yol, erkecini, küllin, çal, kapıcık alır. Batısında sorkun, ay beleni uzanır. Kavaklıdan kar alınır içmeye Ağustosta, bulaşıklara kaklık suyu yeter. Eğmeler, eğrikler siper olur yağmurlarda bize, inler mağaralar keçilerimize.
 
Palazlar öter hüd hüd, keklikler cevaplar onları ana gibi.

Yem arar kuzularına, zaten onları bekler bir değnek sallasan yüzlercesi sıçrayan çekirgeler. Keçiler “arbışır” bodur dallara, yazmışlar, çebiçler ve derler ki Üssüz benim yaylam, benim yaylam Üssüz.