Amerika birleşik devletlerinin kuvvetine güvenerek her istediğinde her istediği ülkeye tehditler savurduğu biliniyor.

Bu tehditler genelde vermeyiz ha, keseriz ha, teslim etmeyiz ha, gibi verdiği lütuf ve atıfetleri durdurma tehditleridir. Bir de ekonomik tehditleri vardır: şunu ithal etmeyiz, şunu ihraç etmeyiz gibi.

Aslında bu tehditlerden birisini de yaptığı 1970’li yıllarda Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün o zamanlar dediği gibi “Amerika’nın verdiği paralar bir lütuf ve atıfet değildir” ancak gerek ekonomik gerek askeri bakımdan bağımlılıklar hala söz konusudur.

Yani diğer devletlerin büyük çoğunluğu Amerika’ya gebe bulunuyor. Bu gebelik aldığı yardımlar, almış olduğu silahların mermisinden yazılımına kadar kullanım kılavuzları ve benzer şeyler olabiliyor.

İşte güç böyle bir şeydir, ehil ellerde olmazsa sarhoş eder ve her yere hatta en yakın dostlarına bile saldırmaya itebilir.

Oysa Osmanlı imparatorluğu da dört yüz sene dünyanın en güçlü ülkesi konumundaydı, kimseye böyle tehditler savurmaz sadece mazlumların ve tebaasının haklarını savunmak için hareket ederdi.

Amerika’ya bütün dünya ile beraber bir ders vermenin zamanı geçmektedir. Bugün bu dersi veremezsek yarın hiç veremiyor olabiliriz.

Amerika artık Türkiye için bir dost ve müttefik olma özelliğini yitirmiştir.

Irakta ve Suriye’de içimizi karıştırmaya çalışan çevrelere her türlü desteği veren onlardır.

Parasını ödediğimiz silahları bile vermemekte direnen onlardır.

Arap dünyasını Müslümanlardan kopararak Osmanlı Milletler Topluluğunu dinamitleyen onlardır.

Ortadoğu’yu mezhep savaşlarıyla birbirine kırdıran onlardır.

İslam dünyasını Şii Sünni diye ikiye bölüp birbirleriyle savaştırmaya çalışan onlardır.

Bu ejderhayı durdurmanın tek yolunu hepimiz biliyoruz, bu da: ekonomide, sanayide ve savunmada kendi kendine yeten ve dışarıya muhtaç olmayan ülke konumuna gelmektir.

Peki, bu durumu yakalamaya engel olan mı vardır?

Evet, 1960 yılından 1990 yılına kadar bu gerçekleri dile getiren Erbakan hoca merhuma hepimiz güldük, onu karikatürize ettik, kim yaptı bunu, biz yaptık.

Yani bizim kendi kendimize güvenimiz kalmamıştı.

Dev bir Osmanlı İmparatorluğunun küllerinden doğan genç cumhuriyetimiz doksan yıldır hâlâ tam bağımsızlığına kavuşamamıştır.

Şimdilerde tam bağımsızlık ve savunmada dışa bağımlılığı kaldırmak için epey çalışmaların yapıldığını görüyoruz. Burada da iki hata yapılıyor:

Bir: eski kafa ve zihniyete sahip kişiler aynen dalga geçmeye ve biz adam olmayız edasını sürdürmeye devam ediyorlar. Bunların bazıları son seçim öncesi: YHT bize fazladır dedi, bazıları da yerli araba yapamayız deme hatasında bulundu.

İki: Özellikle savunma sanayii konusunda tam bağımsızlık için çabalayan iktidar sahipleri seçim öncelerinde her yaptığımızı abartarak anlatıp düşmanı korkutuyorlar. Böylece de onların özellikle Amerika’nın üzerimize çullanmasına sebep oluyorlar.

Bence savunmamızın bağımsızlaştırılması hususundaki gelişmelerimizi tam sonuç alınıncaya kadar gizli tutmalıyız.

Çünkü biz nasıl Amerikan Neo Conlarından çekiniyorsak onlar da Neo Osmanlılardan çekiniyorlar.