REİSE İHANET NASIL YAPILIR?

Mevcut demokratik sistem içerisinde, yasal gerekliliklerini yerine getirerek resmi olarak siyasi parti olma hakkı kazananlar arasından, sandıktan çıkıp mecliste temsil mazbatasını alan mebuslarımızı bir anlamda “İktidar ve Muhalefet” vekilleri olarak ikiye ayırabiliriz.

Yeni yönetim sistemimizin tepesindeki isim olan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ülkenin yönetimi noktasında düşündüğü, planladığı ve projelendirip seçmenden oy istediği ve dolayısıyla vatandaşın da bu anlamda kendisine destek vererek, iktidara getirdiği malum.

Dolayısıyla Başkan Erdoğan’ın da alt kademelerdeki yöneticilerinden, “Yönetişim” anlamında istediği ve beklediği bir takım özel talepleri olduğunu da biliyoruz. Son basın açıklamasında açıkça ifade ettiği üzere; “Tevazu, tevazu, tevazu. Hesabi olmayacak, hasbi olacak bir ekip. Eğer hesabi olursa bu, bizi batırır. Ama hasbi olursa o zaman da bize neticeyi getirir” diyor.

Şimdi bu anlamda yakın çevremde ve memleketimdeki halen görev başındaki Başkan Erdoğan’ı temsil ettiğini iddia eden ve resmiyetten öyle gözüken Zat’ların toplumdaki karşılıklarına bakıyorum da..!

 

Erdoğan gibi düşünmeyen partilerin yönetici ve temsilcilerinin bu anlamdaki davranışlarda bulunmalarına siyaseten “Muhalefet Davranış Şekli” denildiği malum. Adı üstünde muhalefet yani, iktidarın ve başkanının görüş ve yönetim ideolojisini doğru bulmayıp, çoğu zamanda tam tersi düşünce ve davranış biçimlerini de savunmaları olağandır.

 

Peki Başkanın bizzat kendi partisinden, kendi imzası ve onayı ile bir yerlere gelmiş yada getirilmiş, yönetici sıfatı kazanmış şahısların, liderlerinin özellikle yukarıda altını çizerek belirttiği kriterlerden saparak, aksi duruş ve davranışlara bürünmesine, “İhanet” denilmez se ne dedir?

 

Maalesef şahit olduğumuz üzere ve 24 Haziran seçim sonuçları ile de belgelenen durum göstermekte ki; “İktidar partisindeki gerek teşkilatlar ve gerekse belediyeler bazında baş gösteren ve hızla artış eğiliminde olan “Kibir” salgını, öyle metal yorgunluğu ile izah edilmekten çok daha vahim bir anlam taşıdığı aşikardır.”

 

İçine düşülen bu durumun halk nezdindeki karşılığını “Muhalefet partilerinin içine düştükleri durum dolaysıyla “Alternatifsizlik” moduna bürünmek ile güce ve iktidar nimetlerine yakın olmak gibi faktörlerle, tolere edildiği de yine toplumumuzca gözünden kaçmış değildir”

 

Uzun lafın kısası son zamanlarda yazmak zorunda kaldığım bu ve buna benzer yazılarla kamuoyuna vermeye çabaladığım konunun özellikle üst düzey yönetim kadroları tarafından, birinde olmasa birinde okunabilme ihtimali ve gereği için harekete geçilmesi ümidiyle, sözde değil özde memleket sevdalısı bir gazeteci olarak üzerime düşen ve kendime yakışanı yaptığımı düşünüyorum.

 

Yoksa bende bilirim ve isterdim, yerel yöneticilerimin yaptıkları samimi ve tevazu yüklü hizmet ve faaliyetlerini bu satırlarımdan sizlerle paylaşmayı. Mesleğime başladığımdan bu yana geçmiş dönemlerde yaptığım gibi, Belediyemiz, ilçe teşkilatlarımız, sivil toplum kuruluşlarımız, protokol ve basın mensuplarımız ile ortak akıl ve istişareler sonucu alınan kararları, memlekete yapılan ve yapılacak olan hizmetlerin perde arkasını ve içyüzlerinden vatandaşlarımızı haberdar etmeyi kim istemez.?