İSTANBUL SEYAHATİ NOTLARI – 2

Beş Dakikalığına 
Padişahlık ve Sultanlık
Galata kulesine çıkmayı planlamıştık ama onu bir gün öne aldık zira sabah saat dokuz gibi Eminönü ve Sirkeci’deki İsparklar tamamen dolmuş biz de arabamızı alıp Karaköy’deki katlı İsparka koyduk.
Karaköy’e gelmişken önce tarihi Galata kulesine çıkıp İstanbul’u seyretmeyi kararlaştırdık.
Kızkulesi, Sultanahmet ve Galata kulesi İstanbul’un ilk üçe giren manzaralarıdır.
Yaklaşık bir saat kuyruktan sonra asansörle yedi kata, sonra lokanta ve kafeterya katlarını geçerek seyir terasına ulaşılıyor, sağdan başlayarak ziyaretçiler sola doğru kulenin tepesinde dönerek bütün İstanbul’u izleme imkânı buluyor.
İnerken işletmelerden birinin aileleri uygun kıyafetlerle Osmanlı padişah ailesine dönüştürdüğünü gördük ve biz de aynı sıraya girerek resim çektirdik.
Bu kuleden yapay kanatlarıyla uçmayı başaran Türk bilgini Hezarfen Ahmet Çelebiyi duymuşsunuzdur. Bu zatın yaptığı tarihi macerayı Evliya Çelebi dilinden özetleyelim:1609 yılında dünyaya gelmiş, 17. yüzyılda Osmanlı Devleti topraklarında yaşamış olan ve sahip olduğu engin ilmi bilgisi, tasarımları ve uçma deneyimi nedeni ile Hezarfen (bin fen, sanat bilen) adını almıştır. Yani Hezarfen, “çok fazla şey bilen” manasında, kendisine verilmiştir.
Hezarfen Ahmed Çelebi ilk uçma denemelerine kalkışırken, 10. yüzyılda yaşamış olan Müslüman ve Türk bilginlerinden İsmail Cevheri’den ilham almıştır. İsmail Cevheri’nin ortaya koyduklarını, bulgularını ve araştırmalarını enine boyuna inceleyen ve öğrenen Hezarfen Ahmet Çelebi, kuşların da uçuşlarını incelemiştir. Ardından, yapay kanatlarının dayanıklılık derecesini görebilmek için, İstanbul’daki Okmeydanı’nda çeşitli deneyler yapmıştır.
Ahmet Çelebi, 1632 yılında, lodos rüzgarının olduğu bir havada, yapay kuş kanatlarına benzer bir aracı kendisine takarak, Galata Kulesi’nden boşluğa kendini bırakmıştır. Bu şekilde uçarak, İstanbul Boğazı’nı da geçmek suretiyle, 3358 metrelik mesafeyi katedip, Üsküdar’daki Doğancılar’a indiği varsayılmaktadır. Hezarfen Ahmet Çelebi, bu yönü ile, Türk havacılık tarihinin en önemli kişilerinden bir tanesi olmuştur.
İstanbul’un en eski ve güzel kulelerinden Galata Kulesi Bizans İmparatoru Anastasius Oilosuz tarafından 528 yılında fener kulesi olarak ahşaptan inşa ettirilmiş. Tabi İstanbul’da birçok ahşap yapı gibi o da büyük yangınlardan nasibini almış. 1348 yılında Cenevizliler tarafından Christea Turris (İsa Kulesi) adıyla yığma taştan yaptırılmış.
Kule 1453’te Osmanlı hakimiyetine geçmiş. O zamana kadar savunma amaçlı kullanılan kule, başka görevler edinmiş. 1874 yılında ise şehre hakim konumundan dolayı yangın rasat ve haber verme amaçlı kullanılmıştır.
Yeraltı Camii ve İstanbul’u 
Fethe Gelen Sahabeler
Yeraltı Camii; İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakasında Karaköy sahiline cepheli Kemankeş Caddesi Karantina Sokakta yerin altındaki Caminin esasının Tiberyos II. zamanına ait bir mabet olduğu söylenilmektedir.
Bir rivayete göre 714 yılında İstanbul’u almak için gelen Arap Orduları burada yedi yıl kalmış savaşta şehit edilenlerden bazıları buraya defnedilmiştir. Arap Orduları Şam’a dönerken Asker’in önemli eşyalarından bazıları bu mahzene konulmuş kapısının üzerine kurşun dökülmüş. Kurşunlu mahzen sözü buradan kaynaklanmaktadır.
Cami içerisinde, Emeviler zamanında İstanbul’un fethi için gelip esir edilen ve burada zindan hayatına mahkûm olunan ve Sahabe-i Kiram’dan Süfyan Bin Uyeyne (r.a)'in kabirleri ile Vehb Bin Hüseyre ve Amr Bin As'ın da makamları vardır.
Bu sahabelerden birinin mezarı Türkler tarafından türbe haline sokulmuş diğer ikisi de parmaklıklarla çevrili mezar haline getirilmiştir. Bu eski yapı Sultan I. Mahmut ve Sultan III. Osman zamanında Sadrazam olan Çorlulu Köse Bahir Mustafa Paşa tarafından cami haline getirilmiştir.
Yer altı Camii ibadet alanından fazla dev sütunlarla kaplıdır, dört kapısı vardır. 
07-08-2018