1440 yıldır Muharrem ayı Hicri yılbaşımızdır.

M. 622 yılında yüce peygamberimiz, insanlığın tek kurtuluş reçetesinin tebliğcisi hazreti Muhammed Mustafa doğum yeri olan Mekke-i Mükerremeden Medine-i Münevvereye en yakın arkadaşı Hazreti Ebubekir’i de alarak hicret buyurdular.

Mekke’den ayrıldıkları gece yatağına hazreti Ali kerremallahü vechehü bırakmış ona uhdesinde bulunan emanetleri de teslim etmişti.

Önceki gün TRT radyolarından birisini açmıştım, orada bir türkücü Muharrem ayını anlatıyor ve muharremin haram demek olduğunu ve mesela suyun haram olduğunu söylüyordu.

Muharrem demek saygı duyulması, ihtiram ve hürmet beslenmesi gereken demek olup savaşın haram kılındığı aylardan birisidir.

Bu aylar Zilkâde, Zilhicce, Muharrem, Recep aylarıdır. İkisi haccın da ifa edildiği Muharremden önceki aydır. Birisi da üç aylarda gelen recep ayıdır ki bu ay diğer üçünden ayrı geldiği için Recebü’l-ferd denmektedir.

Câhiliye devrinde Araplar arasında iç savaşlar eksik olmazdı. Yalnız haram aylarda savaş yapılmazdı. Bu aylarda panayırlar kurulur, şiir yarışmaları yapılır; herkes fikirlerini bir nutuk irat ederek duyurabilirdi.

Aşure günü Medine’de Yahudilerin oruç tuttuğunu öğrenen peygamberimiz a.s, “kardeşim Musa’nın yaptığını yapmak bize daha uygundur” buyurarak önceden başlamak kaydıyla Aşure orucunu sünnet kılmıştır.

Müslümanlar hicretten sadece 40 yıl sonra yeniden kabilecilik oyununa girişmişlerdi ve peygamber soyunun en önemli neferleri Kerbela’da şehit edildiler.

Kerbela olayı kapanmayacak bir yara olarak hep açık kaldı. Müslümanlar fırkadan fırkaya ayrıldılar.

Ehl-i sünnet camiası en tabandan en tavana kadar orta bir yol izleyerek bu acının İslam ümmetine zarar vermesini asgariye indirme yolunu tutmuşlardır. Allah’ın cc ifadesiyle “Orta ümmet” olmanın sorumluluğuyla hareket eden ehl-i sünnet camiası Kerbela olayına en büyük tepkiyi çocuklarına Ali Hasan Hüseyin Selman Cafer ve Fatma / Fadime adlarını vererek yapmışlardır. Ayrıca bununla ehl-i beyt sevgisini en üst düzeyde hissettiklerini de ispat etmişlerdir.

Bugün 1440. hicri yıla girdiğimiz Muharrem ayının şu ilk günlerinde Müslümanlar bir daha düşünmelidir.

İslam’da suç irsi değildir. Kimse kimsenin suçunu çekmez, bu konuda bir çok ayet vardır. Onlardan birisi Fatır suresi 18. ayettir.

“Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın yükünü yüklenmez. Günah yükü ağır olan kimse, (bir başkasını), günahını yüklenmeye çağırırsa, ondan hiçbir şey yüklenilmez, çağırdığı kimse yakını da olsa. Sen ancak, görmedikleri hâlde Rablerinden için için korkanları ve namaz kılanları uyarırsın. Kim arınırsa ancak kendisi için arınmış olur. Dönüş ancak Allah’adır.”

Biz Müslümanları siyasi ve itikadi ayrışmalara götüren bu menfur olay için 1400 yıl sonra birilerini Yezit, Muaviye taraftarı gibi gösterip suçlamak da necidir?

1400 yıl önceki insanların suçu için bugünün Müslümanlarını suçlamak hangi akla hizmettir?

Ayrıca bugünü İslam ülkelerini Şii Sünni diye iki sınıfa ayırarak ayrılık tohumları ekmek kimin ekmeğine yağ sürtmektir?

1440. hicri yılda bütün Müslümanlar tarihin kanlı sayfalarına ibret alacakları yerde bağlanıp kalarak birbirini suçlamaktan vaz geçmelidirler.

Derhâl bütün Müslüman liderler -dini liderler olsun, siyasi liderler olsun-  toplanarak itikadi ve siyasi ayrışmaları bir tarafa bırakıp hatta bu ayrışmaları ve hizipleşmeleri bertaraf etmenin yollarını arayn bir yola girmelidirler.

Dosdoğru, tek hak dinin sahibini bizden istediği budur:

“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.” (Ali ımran 103)

Cenab-ı teala ve tekaddes hazretleri yücr peygamberimize hitaben inzal buyurudğu şu ayete herkesin yeniden keşderecesine bekması lazımdır:

“Şu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış olanlar var ya, (senin) onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra (O), yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.” (En’am 159)

MUHARREMÜ’L-HARAM - Rasyonel Haber Gazetesi

Lütfen Bekleyin Haber Yükleniyor... Kapat
15 EKiM