Evliya Çelebi Seyahatnamesi 10 ciltte 4000 sayfadır ve yazarı üç kıtada yedi iklim, 257 şehir gezmiş ve anlatmıştır. Bu şehirler arasında 1648 yı8lında Afyonkarahisar’dan giriş taptığı Konya ve 1671 yılında Antalya-Ermenek üzerinden geldiği Karaman da vardır.

Aslen baba tarafından Kütahyalı olan Evliya Çelebi, 25 Mart 1611 yılında İstanbul’da doğdu. Babası, Seyahatnamenin bazı yerlerinde adı Derviş Mehmet Ağa-i Zılli şeklinde geçen Saray-ı Amire kuyumcubaşısı Derviş Mehmet Zıllî Efendi'dir. Annesinin ise Abaza asıllı olup 1. Ahmet zamanında saraya getirildiğini ve babası ile evlendirildiğini yazar.

Evliya Çelebi ilim, sanat ve müzik alanlarında iyi bir eğitim aldıktan sonra kendisi eserinde seyahatlerinin sebebini,1040 Muharreminin aşure gecesi (19 Ağustos 1630) gördüğü bir rüyaya bağlamaktadır.

Buna göre İstanbul’da Yemiş iskelesi civarındaki Ahi Çelebi Camii'nde Hz. Peygamber'i kalabalık bir cemaatle birlikte görür, heyecana kapılıp Resul-i Ekrem'in elini öperken, "Şefaat ya Resülallah" diyecek yerde "Seyahat ya Reslallah" der. Hz. Peygamber tebessüm ederek şefaati, seyahati ve ziyareti ona müjdeler; cemaatte bulunan ashabın duasını alır.

Evliya adı muhtemelen hocası Evliya Mehmet Efendiden alan Evliya Çelebi kırk yıl sürecek seyahatine tavsiye üzerine İstanbul’dan başlar. O günün Osmanlı memleketlerini bugünün Kuzey Afrika, Doğu Avrupa ve başta Anadolu olmak üzere Asya’daki bütün İslam ülkelerini gezer.

Seyahatlerinde bazı savaşlara katılır, yerine göre isyancılarla tanışır, zaman zaman vergi görevlisi olur, elçilik kafileleriyle yolculuk yapar, olayları bizzat anında kaleme alır, hac farizasını da böyle uzun bir seyahat esnasında hac güzergâhını kullanarak ifa eder.

Evliya Çelebi hiç evlenmemiştir. Eserindeki bilgilerden iyi ata bindiği, iyi cirit oynadığı, gayet çevik ve hareketli bir insan olduğu, Herkesle iyi geçindiği, hoş sohbet, nüktedan olup katıldığı meclislerde sözünü dinlettiği anlaşılmaktadır. Hatta bazı duvarlara “Evliya Ruhiçün el-fatiha” yazacak kadar hoş hal bir zattır.

Evliya Çelebi gezdiği ülkelerin ve iklimlerin konuşması, dili, giysileri ve adetleri hakkında geniş bilgiler vererek atalarımızın tanıtımında büyük bir vazife icra etmiştir.

Bu durumu şahsen sadeleştirdiğim Ermenek, İlisıra (Yollarbaşı), Gaferiyat Kalesi (Kâzımkarabekir) ve Karaman (Larende) Kalesi bölümlerinde de www.rasyonelhaber.com arşivinden okuyabilirsiniz.

Hac yolculuğunu da içeren bu 9. ciltteki seyahat bölümünde İstanbul'dan Mekke ile Medine'ye kadar uzanan güzergâhta Batı ve Güney Anadolu ile Suriye şehirleri anlatılır.

Bursa, İzmir ve Antalya’dan sonra Gazipaşa üzerinden Taşeli yaylalarına çıkan Evliya Çelebi Karaman ilimizin Sarıveliler, Ermenek ve Kâzımkarabekir güzergâhıyla merkez Karamanı da bu meyanda 9. ciltte anlatmış ve buradan Hacca yine seyahat ederek gitmiştir.

Evliya Çelebi’nin bu Hac Yolculuğunu Batılılar İnceliyor

“Evliya Çelebi’nin 350 yıl önce hac ibadetini gerçekleştirmek üzere çıktığı yolculuk, Kanada, ABD ve İngiltere’den tarihçilere ilham kaynağı oldu. İskoçya’da bulunan Edinburg Üniversitesi öğretim üyesi ve Türk tarihi araştırmacısı Dr. Caroline Finkel, Seyahatname ile ilgili çalışmaları sırasında tanıştığı araştırmacılarla 21 Eylül 2009’da Yalova’nın Hersek köyünden uzun bir yolculuğa başladı.

Ünlü seyyahın 1671’de hacca gitmek için Yalova’dan başladığı yolculuğunda izlediği güzergâhın ilk bölümünü atla geçen Dr. Finkel ile Edinburg Üniversitesinden Gerald MacLean, Exerter Üniversitesinden Prof. Dr. Donna Lanry, Kent Üniversitesinden Susan Wirth ve New York Der Spigel’de görevli Therese Tardif, seyahat sırasında bazı yerleşim birimlerinde mola vererek Türk kültürüyle ilgili bilgiler edinip belgesel program için çekim yaptı.

Unesco, Doğumunun 400’üncü Yıl Dönümünü Unutmadı

UNESCO, ünlü gezgin Evliya Çelebi’nin 400’üncü doğum yılına rastlayan 2011 senesini UNESCO ile ilişkilendirilen anma yıl dönümleri kapsamına dâhil etmişti. Dil, halk bilimi, sanat tarihi, topoğrafya, dinler tarihi, tasavvuf tarihi ve yerel tarih araştırmalarının en önemli kaynaklarından olan Seyahatname’siyle ünlü Evliya Çelebi, 2012 yılında anısına organize edilen çeşitli etkinliklerle anılmıştı.

Öte yandan, Evliya Çelebi, Fransa’nın Strasbourg kentindeki Avrupa Konseyinde düzenlenen bir sergide, tarihe damga vuran 20 kişi arasında gösterildi.” (https://yukarikayalar.wordpress.com/2010/07/06/evliya-celebi-2/)

9. ciltte gezdiği sırasıyla şehirler ve tarihleri, Türk Tarih Kurumu verilerine göre şöyledir: Kütahya, Afyonkarahisar, Uşak, Manisa, İzmir, Aydın, Denizli, Muğla, Isparta, Antalya, Karaman, Adana, Maraş, Ayntab, Kilis, Halep, Şam, Trablus-şam, Lazkiye, Beyrut, Sayda, Kudüs 1671, Medine ve Mekke ise 1672’dir.

Kendisi hakkında bilinenler genelde dünyaca ünlü dev eseri Evliya Çelebi Seyahatnamesinden esinlenerek elde dilen bilgilerdir.

(Evliya Çelebi DİA’dan faydalanılmıştır)

AKŞEHİR

Şebin Hisarın / Akşehir Özellikleri

Akşar Akşehir’in yaygın bir yanlış telaffuzudur. Bazıları Ahir şehir derler, Bazıları da büsbütün Akşar derler. Rengârenk lehçelerle söylenir. Aslı Rum - Anadolu şehirlerindendir, Akşehir’i ilk kuran Rum Kayserinin kızı Sine adlı bir kral kızıdır. Bu nedenle Rum tarihlerinde adı “Sine Hisar” diye yazar. Konya’nın kuzeyinde yer alıp Konya Akşehir’in kıblesinde yaya olarak üç günlük mesafededir.

17. iklimin ortasında olup havası ve suyu soğukluk üzeredir. Yani yazı yaz, kışı kıştır.

Akşehir’i h 793 / m 1391 tarihinde Yıldırım Bayezid Karaman oğulları eşkıyasından alıp imar edince o şekilde hac güzergâhı güvenliğe girmiş oldu.

Süleyman Han tahriratına göre halen Karaman eyaletinde sancak beyi tahtıdır.

Beyinin toprak hacmi 190500 akçe olup 500 asker ile hükümet eder. Yıllık 20 kese geliri vardır.

Akşehir sancağında 16 zeamet (geliri 20 bin akçeyi aşan dirlik) sahibi, 122 cephaneli 800 askeriyle gerektiğinde paşası ve alaybeyi sancağı altında savaşa katılırlar.

Alaybeyi, çeri başı ve yüzbaşısı vardır. 150 akçeli şerif kazadır. Zaman zaman 300 akçe ile sadaka olunan yüksek bir makamdır.

Nahiyelerinden kadısına yıllık sekiz kese irat gelir. Müftüsü, Nakibü’l-eşrafı vardır, a’yan ve şehir ileri gelenleri çoktur. Kethüdayeri, yeniçeri serdarı, şehir naibi, şehir mal müdürü, şehir emniyet amiri mevcuttur.

Akşehir kalesi bir tepe üzerinde olup fethinde zorlukla karşılaşıldığından harap haldedir. Bu nedenle kale dizdarı ve görevli askeri yoktur.

Akşehir bol ağaçlı ve çiçek kokularının yayıldığı bir cadde içinde olup iki ve tek katlı güzel evleri vardır.

Mescitleri, tekkeleri, medreseleri, mektepleri, hanı, imareti ve Sultan Çarşısı vardır.

Hava ve suyunun güzelliğinden dolayı halkın vücut sağlığı mükemmeldir.

Âlimleri, Salihleri, sipahisi, ayan ve eşrafı güzel giyimli adamlardır. Hepsi tüccar, hizmet ve sanat erbabı, yabancıyı / gurbetçiyi seven insanlardır.

NASREDDİN HOCA

Evvela şehrin kıble tarafındaki yemyeşil mezarlık içindeki din âlimleri, maneviyat dünyamızın Simurg / Anka kuşu gönül erleri ve el- Müvella hazreti Şeyh Hoca Nasrettin metfundur, kendisi Akşehirlidir, Gazi Hüdavendigar (Murad I (1326 - 1389) zamanında yaşayıp Yıldırım han zamanında yetişmiştir.

Yüksek bir fazilet ve ahlak sahibi olup hazır cevap, nüktedan ve keramet sahibi, hikmet erbabı, din ve dünya işlerinde düzgün, ılımlı bir ulu can idi. Timur ile aynı mecliste bulunmuş, Timur han sohbetlerini çok sevmiş güzel hatırları için Akşehir’i yağma ve talandan muaf tutmuştur.

Bütün dillerde bu engin din âlimi Nasrettin hocanın nasihat ve latifeleri darb-ı mesel olarak kullanılmaktadır.

TİMUR KAÇ PARALIK ADAM?

Nasrettin merhumun latifelerinden birisi şöyledir:

Bir gün Timur Han Hoca ile hamama gidip birer peştamal ile yıkanırlarken sohbet sırasında Timur:

Hoca efendi, ben ki dünyaya hükmeden şanlı bir padişahım, beni satışa çıkarsalar kaça alırsın? Deyince

Hoca: 40 akçeye ancak alırım, der.

Timur: Behey hocam! Benim kullandığım peştamalım bile 40 akçedir. Demesi üzerine, hoca:

Zaten ben de 40 akçeye peştamalı alıyorum, yoksa senin gibi bir Moğol parçasını ne yapacağım? Bir mangır bile etmezsin, dediğinde, hazır cevap oluşu Timur hanın hoşuna gider ve bol bol ihsanda bulunur.

Nasrettin merhumun daha nice iğneli, güzel fıkraları vardır ve dilden ndile destan olmuştur.

Yıldırım Bayezid Han vefat ettikten sonra Çelebi Sultan Mehmet zamanında ebediyete intikal edip Akşehir dışındaki kubbe ve bilinen türbesine defnedilmiştir. Türbesinin etrafı parmaklıklarla çevrilidir. Allah rahmet eylesin.

EVLİYA ÇELEBİ’NİN AKŞEHİRDEN ÇIKARKEN MACERASI

Gece yarısından sonra yolculuk hazırlıklar tamamlanıp bütün ağırlıkları gönderdikten sonra ben de hizmetçilerimi de yollayıp sadece bir adamımla Akşehir’den dışarı çıktım.

Hemen aklıma “Nasrettin hocayı kim ziyaret ederse mutlaka onun fıkraları aklına gelerek gülermiş” sözü geldi.

Bu doğru mudur, yanlış mıdır? Denemeye karar verdikten sonra şehrin sol yanındaki kabristana saparak doğruca Nasrettin hocanın kabr-i şerifine atımla vardım.

Bir defa “Esselamü aleyküm ya ehle’l-kubur” (ey kabirde yatanlar Allah’ın selamı sizin üzerinize olsun) diye selam verdim.

Nasrettin hocanın türbesinin içinden: “ve aleyküm selam ey can-i hümam” diye cevap veren bir ses duyulunca atım ürküp iki ayağı üzerine kalktı. Fırlayarak kabristan içinde şaha kalkıp koşarken bir ayağı bir kabre girdi. Az kalsın ben de kabir azabı çeke yazdım.

Yine hocanın türbesinin içinden bir ses: “ağa sadakanızı veriniz de güle güle gidiniz! Beri geliniz, beri!” diye haykırdı. Meğer bu ses türbedarın sesiymiş, ben de: ben kabirdekilere selam verdim, sen onlara layık değilken niçin selam aldın? Diye birkaç akçe sadaka verdim, “var yardımcın Allah ola” diye dua eyledi. Ben de bu duruma güle güle geçtim gittim.

el-Müvella Hüsrev Zade Mustafa Efendi

Bursa’da Zeyneddin-i Hâfi mezarlığında Dürerü’l-hukkam fi şerh-i Gureri’l-ahkam adlı eseri yazan Molla Hüsrev’in en büyük torunudur. Üsküp yakınlarında İpek şehrinde dünyaya gelmiştir. Nasrettin hocanın bulunduğu mezarlıkta yatmaktadır. Temiz vücudu dünyadan ahirete saf u pak olarak gitti.

EVLİYA ÇELEBİ AKŞEHİR'DE - Rasyonel Haber Gazetesi

Lütfen Bekleyin Haber Yükleniyor... Kapat
Gödene