Muhterem Müslüman genç kardeşim!

Suçu delillerle sabit olmadıkça herkesi suçsuz bilmeliyiz, önyargıyla, duyduklarımızla, sezgilerimizle hareket etmemeli, muhakeme etmeden kişi ve kurum hakkında karar vermemeliyiz.

Zira bu hususta kesin ayet-i kerime vardır:

“Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.” (Hucurat 6)

Hakkında kesin ayet hadis veya icma bulunan konularda tartışmaya girmemeli, bence, sence gibi indi fetvalara başvurarak yeni görüşler ileri sürmemeliyiz.

Müslümana bakarak İslam hakkında karar vermek yanıltabilir. Müslüman hata yapabilir ama İslam’ın hata yapması asla kabul edilemez, İslam tek dokunulmazımdır.

Kimseye zarar vermemeli, kimseden de zarar istememeye çaba harcamalıyız. Eğer başkalarından zarar görürsek ona zararla karşılık vermemeli, gereğinin yapılmasını yönetime ve idareye arz etmeliyiz.

Kendime de başkasına da zarar vermeye hakkım yoktur. Bendeki ben Allah’ın emanetidir o emaneti o nasıl isterse öyle alır, diye itikat etmeliyiz.

Kimseye zarar vermemek en başta gelen vazifemizdir. Benim peygamberim başkasına zarar vereni gerçek Müslüman saymamaktadır. Allah’ımız ise tek doğru olmasına rağmen İslam’ı zorla kabul ettirmeye kesin bir dille karşıdır ve “Dinde Zorlama Yoktur” buyurmaktadır.

“Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O hâlde, kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Bakara 256)

İslam adına yazılan kitaplar ve yapılacak halka açık televizyon konuşmaları tartışmaları diyanet denetiminden geçmeden yayınlanmamalı, yüce dinimizin mukaddesatı zevzekler tarafından sulandırılmasına müsaade edilmemelidir.

Özellikle bir kutsiyet atfedildiğinin bilinciyle sakal ve cübbeleriyle çıkıp beş paralık şöhret için ince meseleleri dile getirerek tartışmalara neden olmalarını asla tasvip edemeyiz.

Halkın Kur’an’dan günlük ibadetleri çıkarıp tanzim etmesi mümkün değildir Kur’an’dan ve mealden ancak iman esasları tarih ve ahlak öğrenebilir. Bu gerçekten hareketle “bana Kur’an yeter” diyerek halk kitlelerinin kafasını bulandırmamalıdır. Kur’an ancak onun yorumcusu olan sünnetle beraber halkın anlayacağı hale gelebilir.

Zira yaratıcı peygamberine itaati kendisine itaatle beraber anmaktadır:

“Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse, (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik.” (Nisa 80)

Mezhebi İslam’a sonradan giren bir şey gibi algılamak ve sunmak doğru değildir o bilenlerin halk kitlelerine İslami hayatı anlatma şeklidir. Hicaz dışına ilk gönderilen davetçiler olan Hz Ali ve Muaz r.a. kitap ve sünnetten anladıkları tarzda bir yöntem ve sistemle (mezhep) Yemen halkına tebliğde bulundular.

Hiçbir mezhep imamı ve müçtehidi ben mezhep kurdum gelin uyun, benim mezhebim daha iyi gibi laflar etmemiştir. Bu bakımdan hak mezhepler arasında rekabet tartışmaları asla doğru değildir. Mezhep imamları hakkında söylenen hadislerin sıhhati mümkün değildir.

 “Ben hiçbir mevcut mezhebe uymam” diyebilmek için müçtehit olarak Kur’an ve sünneti tam manasıyla kavramak lazımdır. Arapçaya ve bütün İslami kaynaklara vakıf olunması gerekir. Aksi halde uygulamaları pratikleştiren diğer bir İslam Âlimine uyulması lazımdır ki bunun adeı mezheptir.