Adalet, her şeyi ait olduğu yere koymak ve düzgün olmak demektir.

Bir hüküm verirken muhatabın kimliğine, sana yakınlığına, uzaklığına, dost veya düşman olduğuna bakmaksızın doğru yargıda bulunmak demektir adalet.

Hak edene hakkını vermek demektir adalet, torpil denen kayırmaya gitmeden işi layık olana ve ehline vermek demektir adalet.

Adalet hak dağıtımında akrabalığa, partiye, menfaate bakmadan hakkaniyete bakarak herkese hakkını vermektir.

Adalet mülkün temelidir, deyişindeki “mülk” devlet demektir. Bu durumda bir devletin yıkılması için temelinin yıkılması gerekmektedir. Bu temel olan adalet göçünce artık devlet ve iktidarın yıkılmaması için hiçbir neden kalmaz.

Uzun süredir hatta cumhuriyet tarihinin en uzun iktidarı olma unvanını şimdiden yazdıran Ak parti genel başkanlığının yapacağı bir şey söyleyeyim.

Bir iktidarın uzun sürmesinin de büyük etkisiyle adaletten uzaklaşması her zaman söz konusudur. Bu bakımdan danışmanları, müsteşarları sık sık değiştirmek lazımdır. Yüce peygamberimizin (sav) buyurduğu gibi “iyi bir danışman seçmek” her başkanın birinci vazifesi olmalıdır.

Ak parti genel başkanlığı partiyle hiç alakası olmayan ülkenin her köşesinden geçici, fahri danışmanlar tutmalıdır. Bunlar hiç eğilip bükülmeden yanlışlıkları başkanlığa ulaştırmalıdırlar. Aksi halde partili bir danışmanın yanlışları söylemekten korkacağı ortadadır.

Osmanlı devleti yükselme devrinde bütün eyaletler arasında ticaret yapan kervanlarla dolaşan ve görünüşte belli olmayan gözlemciler olurdu: bu kişiler geçtikleri her eyalette, şehirde ve kasabadaki halkı dinlerler not alırlar ve vali, kaymakam hakkındaki olumlu olumsuz tarafları merkeze rapor ederlerdi. Dirayetli sultanlar da derhal bunları gerekirse değiştirirler gerekirse ödüllendirirlerdi.

Kur’an-i kerimin 39 yerinde geçen adaletle alakalı ayetlerde adalet; imanın da, İslam’ın da, iktidarın da hatta insanlığın da olmazsa olmazı olduğu vurgulanmaktadır.

Yunan felsefecilerinin ve insan hakları evrensel beyannamesinin alıntı kaynağı yüzde yüz İslam’dır.

Adalet hakkındaki şu ayeti okuduğumuzda bunu çok daha mükemmel anlayabiliriz:

“Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. Âdil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Maide 8)

Akıllı bir varlık olarak insan, toplu yaşayan bir yaratıktır ve yaratılmışların en kerametlisidir.

Birbirleriyle alış verişe dayalı aktivite yapan ve Aralarında hukuk bulunan başka bir canlı yoktur. Bu nedenle insanlar arasında kurulan alakalara göre içten dışa doğru yayılan dalgalar halinde hak gurupları oluşmuştur.

Ana baba, Çocuklar, Komşular, Akrabalar ve tüm İnsanlar. Bu gurupların birbirlerine olan seçmeli ya da mecburi sorumlulukları hakkında ayrı ayrı konular ele alınmıştır.

Bu hak sahiplerinin nicelik ve niteliklerini belirleyen İslam, hakların verilmemesini zulüm saymış ve her türlü yaptırımı getirerek sosyal adaleti dünyaya tesis etmeyi hedeflemiştir.

Her Cuma günü hatiplerin yüz binlerce camide Müslümanlara her dilden açıkladıkları aşağıdaki ayete uyduğumuz takdirde İslam’ın da insanlığın da altın çağına girmiş olacağız inşallah.

 “Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl / 90)

ADALET MÜLKÜN TEMELİ Mİ? - Rasyonel Haber Gazetesi

Lütfen Bekleyin Haber Yükleniyor... Kapat
15 EKiM