BEYYİNEMİZ BEYYİNE SURESİDİR

Beyyine: delil, kanıt, şahit demektir.

Eskiden hukukta en fazla kullanılan beyyine kelimesi dava edene ait bir ispat yolu idi.

Osmanlı arşiv kayıtlarında mahkeme zabıtlarına baktığımızda sık sık kullanılan beyyine kelimesinin geçtiği bir kalıp şöyledir.

“İtyan-i beyyineden izhar-i acz etmek” yani davasını kanıtlayacak delil getirememek demektir.

Burada konu Müslümanların delili hususudur. Yani Müslümanlar “tek hak din İslam’dır” derken, Allah cc hazretlerinin “Allah katında tek din İslam’dır” (Al-i ımran 19) ayetini anlatırken inkârcıları nasıl ikna edecekleri konusudur.

Biz Müslümanlar Allah ve son peygamberinin öğretileri ışığında şunu savunuyoruz ve iddia ediyoruz:

Yeryüzünü ve evreni yaratan tek Allah vardır, bunda ateistler ve dehriler dışında bütün insanlar hemfikirdir.

Tek Allaha inananlar peygamberimiz hazreti Muhammed Mustafa  (sav) gelince ayrılığa düştüler. Bu ayrılışın ve zinciri kırışın tek nedeni üzerlerindeki dünya menfaat ve nimetlerinin biteceği korkusudur.

Hristiyanlara göre başka peygambere gerek yoktu, Yahudilere göre ise bir peygamber bekleniyordu ama bu Yahudi milletinden olmalıydı.

Peygamberleri nasıl ve kiminle noktalayacağı hakkında Allah’la tartışmaya girmek Yahudilere düştü.

Bakire bir kızdan dünyaya gelen Hazreti İsa’ya akıl erdiremeyen Hristiyanlar da bunun babası Allah diye dünyanın en basit saçmalığıyla avunmaya çalıştılar. Üstelik bu saçmalama trinite / teslis ne hazreti İsa tarafından ve ne de ona nazil olan İncil tarafından asla söz konusu dahi edilmemiştir.

Bu durumda dünya nüfusunun üçte birini oluşturan Yahudi ve Hristiyanlara kaçacak delik yoktur. Ateist ve putperestlere ise zaten özür yolu çoktan kapatılmıştır.

Zira yüce kitabımızda bu güruhların hepsinin susturan engin bir beyyinemiz, kanıtımız vardır. O da delil manasına gelen Medine’de 114 sureden 100. sırada yani vahyin tamamlanmasına yakın nazil olan,  8 ayetlik,  Beyyine Suresidir. 

Bu surenin ayetlerini iyice incelemek bütün insanlığın birinci vazifesidir.

Ayetin mealinden sonra parantez içinde murad-ı ilahiyi nasıl anladığım hakkında kısa bilgiler verdim.

1. Apaçık delil kendilerine gelinceye kadar ehl-i kitaptan ve müşriklerden inkârcılar (küfürden) ayrılacak değillerdi.

(Son peygamberi bekledikleri halde kendilerine göre sebeplerle ondan ayrıldılar, eski insan eli değmiş öğretilerini sürdürdüler)

2, 3. (İşte o apaçık delil,) Allah tarafından gönderilen ve en doğru hükümleri havi tertemiz sahifeleri okuyan bir elçidir.

4. Kendilerine kitap verilenler ancak o açık delil (Peygamber) kendilerine geldikten sonra ayrılığa düştüler.

5. Hâlbuki onlara ancak, dini yalnız O'na has kılarak ve Hanifler olarak Allah'a kulluk etmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri emrolunmuştu. Sağlam din de budur.

(Din sadece Allaha aittir, Yahudilerin ayrı, Hristiyanların ayrı dini olamaz, bu iki güruh da sıradaki gelen son peygambere de onun öğretisine de sıkı sıkıya bağlanmak zorundadırlar)

6. Ehl-i kitap ve müşriklerden olan inkârcılar, içinde ebedî olarak kalacakları cehennem ateşindedirler. İşte halkın en şerlileri onlardır.

(Son peygambere iman etmeyen, onu baş tacı yapmayan hiçbir öğreti din olamaz, İslam dinine giriş yaparak hazreti Muhammed’e tabi olmayan hiçbir insanın cehennemden kurtulma şansı asla yoktur)

7. İman edip sâlih ameller işleyenlere gelince, halkın en hayırlısı da onlardır.

8. Onların Rableri katındaki mükâfatları, zemininden ırmaklar akan, içinde devamlı olarak kalacakları Adn cennetleridir. Allah kendilerinden hoşnut olmuş, onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlardır. Bu söylenenler hep Rabbinden korkan (O'na saygı gösterenler) içindir.

(Kimse kendisini kandıramaz, çünkü iman, ahiret ve şeriat konusunda dört kitabın da anlattıkları aynıdır. Eğer bir din varsa – ki bunda asla şüphemiz yoktur- bu din hazreti Âdemle başlayıp hazreti Muhammed’le devam eden İslam dinidir.)

Hristiyan ve Yahudiler hiçbir bahaneye sarılarak son peygamberi inkarla bir yere varamazlar. Zira o “Rahmeten lil’âlemindir” (Enbiya 107)