EVLİYA ÇELEBİ GÖZÜYLA 370 YIL ÖNCEKİ KONYA

KONYA’DA YEME-İÇME

Konya’nın beyaz ekmeği, simidi, çöreği, ballı böreği, renk renk helva çeşitleri, zelbiyesi, pandisi, tahinli ekmeği pişmaniyesi meşhurdur.

Ama sabunisi ile beyaz halka çinisini âşıklar tattıklarında lezzetinden damakları ikiye ayrıla yazar.

Konya’da özel bir helvacı çarşısı vardır. “Konya’da adama helvayı döğerek yedirirler” darb-ı meseli meşhurdur.

Meram dağında Kamerüddevle ve Kamerüddin adında iki türlü Alus Zerdalisi yetişir ki bol sulu oluşu, hazmının kolaylığı ve lezzetiyle Şam Hama’da yetişen kaysılardan daha tatlıdır.

20 çeşit armudu vardır, kirazı, devrakisi, üzüm sarması, badem kırması olur. Coğrafi konumu itibarıyla burada turunçgiller, nar, incir ve zeytin yetişmez.

KONYA MESİRE YERLERİ: MERAM

Herkesle beraber bütün gezginler Konya’nın mesire yerlerini ve ortasından derelerin aktığı vadilerini överler.

Gerçekten ben de 20. seyahatim olan bu seferime kadar böyle bir sulak bir vadi görmedim.

Budin serhat kentindeki Peçevi Serm şehrinin kale ardındaki Baruthane mesiresi, Kırım yarımadasının Sudak bağı, İstanbul’un 170’i aşkın bahçe ve gülistanları, Malatya’nın Aspozosu, Tebriz’in Şah Cihan bağı bu Konya’nın Meram mesiresinin yanında bir çimenlik bile değildir.

Netice olarak Konya, Arifler Sultanı Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretleriyle 77 tabakalık kâmillerden gavs-ı azamların teveccühüne mazhar olmuş evliyanın nazargahı gönüllere taht kurmuş bir şehirdir.

9000 kadar bağ ve bahçesi vardır. Yabancı birisi bu bağlara dalsa kaybolur gider. Bu bağ aralarında ötücü kuşların sesleriyle insan taze bir hayat bulur.

Konyalılar aile ve çocuklarıyla sekiz ay boyunca Meramda ikamet ederek zevk ve sefa edip hayattan isteklerini elde ederler.

Binlerce keder savar bağ evi, kulübe, cami, mescit, musalla, hanları, hamam, çarşı ve Pazar yerleri vardır. Meram halkının Konya’ya gelmeye hiç de ihtiyaçları yoktur.

 

KONYANIN BÜYÜK VELİ VE ARİFLERİ

Konya içinde ve dışında yaşamış büyük evliyaullah

MEVLANA MUHAMMED CELALEDDİN-İ RUMİ

Önce, ilahi sırlar hakkında fetva sahibi, sonsuz nurların müşahede edeni, ilmin mumu, yaratılmışların yol göstereni, lider imam, değeri yüce himmet sahibi, evrenin ışığı, mutluluğun meşalesi, temizlerin önderi, evliyanın nur görmüşü şeyh, âlimler sultanının isim ve künyeleri:

Belhli Hatip Hasan, Hatip Mahmut oğlu, Mevdud oğlu, Sabit oğlu, Müseyyeb oğlu, Mutahhar oğlu, Hammad oğlu, Abdurrahman oğlu, Emirülmüminin hazreti Ebubekir Sıddık (r a) oğludur.

Şerefli soyu Sıddık-i Ekbere dayanır. Kendileri Belhten Sultan Alâeddin’e gelip H 605 tarihinde (M 1208) Anadolu’ya girerek hakikatleri yaymaya başladı.

H 631 / M 1233 tarihinde merhum olunca Selçukluların son günleriydi. Ardından oğlu Celaleddin-i Rumi ki Sultanü’l-ulemanın oğlu hazreti Molla Hünkârdır, Halifesi ve postnişini oldu.

Sultanü’l-ulema kendi saadet asitanesinde defnedilmiştir. Babasının sandukasıyla beraber sandukada:

“Ber tâlibân-i îkân ve sâribân-i rahîk-ı ‘irfân Gavsü’l-vâsilîn senedü’l-müttakîn matlûbü’-t-tâlibîn hurşîd-i sipihr-i imamet cemşîd-i serîr-i keramet menba-ı uyûn-i müşahede mecma-ı fünûn-i mücahede bahr-i vefâ kân-i şifa münferid-i asfiyâ müctehid-i evliya, şeyh Molla Hüdavendigar Celaleddin-i Rumi yani hazreti Mevlana Muhammed bin Sultanü’l-ulema Hasan el-Belhî” yazılıdır.

Hazreti Mevlana’nın da doğum yeri Belhtir. Henüz çocukluk yıllarında babası ve bütün yakınlarıyla Karamana gelmişlerdir.

Doğum yılı H 604 Rebiülevvelinin 6. günüdür. (M 30 Eylül 1207) Saadet zamanında Nakşibendi tarikatından 400 bin kişiye önderlik etmiştir. Kendileri de zahiri âlimlerden iken Şems-i Tebrizi hazretlerinden fakirlik aletini kabul ederek batıni ilimlerde de bütün merhaleleri kat edip mükemmeliyet kesp edince Mevlevilik tarikatını kurdu.

400 bini aşkın Allah’ın kullarını irşat edip küçük Sultan Rükneddin zamanında H 672 senesi Cemaziyülahirinde geçici yurttan ayrılıp sonsuz yurda intikal eyledi. (Aralık 1273) Babaları ile yan yana sanduka içinde metfundurlar. Bu hesaba göre 68 sene üç ay ömür sürmüşlerdir. Allah sırrını takdis eylesin.

Hazreti Mevlana’nın yadigârı olan manevi Mesnevisi Kur’an’ı yüceleştiren ve dervişleri hakikate yönelten çoban durumunda olup hükmü kıyamete kadar kalıcıdır ve dervişlerin gönlünde yer etmiştir.

 

DİN DENİZİNİN DALGICI YAKİN OKYANUSUNUN YÜZÜCÜSÜ ŞEYH HÜSAMEDDİN HASAN BİN MUHAMMED BİN HASAN BİN AHİ TÜRKMEN:

HÜSAMEDDİN ÇELEBİ

Mevlana hazretlerinin gözbebeklerindendir, Mesnevi-i şerifin yazılmasına bu zat sebep olmuştur. Hazreti Mevlana’dan sonra cümle fakirlerin izniyle post ve seccadeye oturma hakkına sahip olmuştur.

H 684 senesinde (M 1286) Selçuklu Sultanı Gıyasettin Mesut zamanında vefat edip hazreti Mevlana’nın yanı başına emanet edilmiştir.

DİN VE DÜNYA SULTANI, YAKİN DAĞININ ANKASI, ŞEYH HAZRETİ SULTAN VELED EFENDİ BAHAEDDİN BİN HAZRETİ MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ BİN HAZRETİ MEVLANA SULTANÜ’L-ULEMA:

SULTAN VELED EFENDİ

Hazreti molla hünkâr Mevlana’nın en mazbut oğlu idi. M 623 / M 1226 yılında Konya’da doğdu. Hüsameddin Çelebi hazretlerinden sonra halife olup seccadeye oturdu. Bunun zamanında büyük annesi yani hazreti Mevlana’nın şefkatli annesi Konya şehrinin kıble tarafında bir menzil uzaklıktaki Karaman’da ikamet ediyordu. Bu Sultan Veled efendinin rüyasına büyük annesi girip “yetiş ey çocuğum! Öldüğümde beni defnet” deyince Sultan Veled uyanıp tayy-i mekân ederek (uzak mesafeleri evliyanın anında kat etmesi) Karamanda bulunur. Babasının annesinin ölüm anına yetişerek onu inşa ettirdiği Larende (Karaman) Mevlevihane’sinde defneder. Buradan da tayy-i mekânla Konya’ya gelir. Sultan Veledin bu keşif ve kerametleri ifşa olunca H 712 / M 1313 yılı sonunda vefat ederler. 89 sene ömürden sonra değerli babaları Hünkâr Mevlana yanında defnolunur ki hazreti Mevlana elini uzatarak yer gösterdikleri ispat edilmiştir. Allah’ın rahmeti hepsinin üzerine olsun!

Bu değersiz, günah dolu Evliya Çelebi, H 1060 / M 1650 tarihinde Melik Ahmet Paşa efendimiz sadrazam iken padişahın emriyle bu asitaneyi (Mevlana dergâhı) restore edip onarınca vakfiyelerine bakarak soy ağaçlarının böyle yazıldığını gördüm.

HAZRETİ MEVLANA ASİTANESİNİN ÖZELLİKLERİ

Binasını Kanuni Sultan Süleyman yaptırmıştır. Ondan başka birçok Sultan ve devlet adamları tamir ve bakımını yaptırmışlardır.

Kanuni Sultan Süleyman Bağdat fethine giderken 200 kese altını masraf için Mevlana asitanesine koyup geçmiştir. Cennet örneği Bağdat’ı fethedip dönerken yine Konya’ya uğradı, önce Sultanü’l-ulema ve Mevlana Molla Hünkârın sandukalarını altınla kaplatıp gümüş şebekelerle çevreledi. Bu iki sandukanın dört tarafını güzel hatlarla yazılmış ayetler, gümüş kaplardan şamdan, buhurdan, gül suyu konan kaplar ve meşalelerin konduğu aparatlarla süsleyip binlerce değerli avize ve kandiller astırarak düzenledi.

Sultanü’l-ulemanın sandukasını diğerlerinden yüksekçe, Molla Hünkârın sandukasını ondan biraz alçakça koydurduktan sonra başlarını Mevlevi külahları, beyaz Mevlevi sarıkları ve Keşmir ve Lahor şallarıyla bezedi.

Hz Muhammedin (sav) sünnetine uygun sarık ve taylasanlarla heybetli ve düzenli öyle kabirlerdir ki harem-i şerifinden görenlerde bir ürperti ve haşyet meydana getirir. Bu kabirler

semahanenin kıble tarafındaki köşede olup dört tarafı şebekelidir. Üzerlerinde başka kabirler yoktur.

Semahane alanı son derece süslü, yaldızlı geniş bir meydandır. Başka, tasavvuf müziği aletleri, ibadet yerleri, mihrabı ve diğer düzgün sütunlarla bina edilmiş bir asitanedir. Beyaz mermerle döşenmiş, pencerelerinin etrafındaki mezarlığa bakan geniş bir haremi vardır.

Haftada bir Mevlana ayini yapılır, bu ayinde 300’ü aşkın kimi molla kimi beğ kimi paşa her biri birer bağın gülü Allah âşıkları (ârif billah) dünyayı terk ederek Mevlana dergâhında felekle beraber dönmenin safasını sürerler. Her biiri akılda ikinci Aristo, musannif ve müellif fakr (Allaha muhtaç olmak) ile övünür canlar vardır. Bunlar gece gündüz ilahi aşkla sarhoş olan cesur dervişlerdir.

Mevlana dergâhındaki Kiler, Fırın, Mutfak ve yemekhane de Kanuni Sultan Süleyman hayratıdır. Bu tekkenin yakınında bulunan iki minareli bir cami ve bir medrese ve ziyafet yurdu imaret de Kanuni Sultan Süleyman han eseridir. Bu hayratın tamamı kâgir yapı olup yüksek kubbelerle inşa edilmiş baştan başa nil renginde kurşunla kaplanan dev eserlerdir.

Sonuç olarak, Osmanlı ülkesinde bu özelliklerde başka bir asitane / dergah / tekke yoktur